YAZARA MAİL GÖNDER Açık konuşalım

YAZARLAR

Türkiye Cumhuriyeti 'Kürtfobik' olduğu için PYD'nin Kuzey Suriye'deki ilerleyişinden endişe duymuyor. Öyle olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti'nin tepe noktasındaki Erdoğan, Irak Kürdistanı'nın bağımsızlık ilan etmesi durumunda bunu sorun etmeyeceklerini açıklamazdı.
Ama hatırlatalım, Kandil, Irak Kürdistanı bağımsızlık ilan ederse bunu 'sorun edecekleri'ni, Irak'ın toprak bütünlüğünü savunarak -üzgünüm ama İran ağzıyla- açıklamıştı.
Kandil'in tavrı da mı Kürtfobik bu durumda?! Kısacası, mevzu reelpolitik sebeplerdir, onlara bakalım ve yine açık konuşalım.
Türkiye için DAEŞ, PYD'den daha büyük tehdit midir? Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü DAEŞ, bölge sosyolojisine dayanmıyor.
En uzun ömür biçenler on yılı aşamıyor. Ancak PYD'nin bölgede bir karşılığı var ama maalesef PYD, o sosyolojik karşılığı, ABD desteğiyle alan kazanmak ve kazandığı alanlardan kendisine biat etmeyenleri sürgün etmekle katletmek arasındaki seçenekleri kullanarak tahrif/ tahrip ediyor. Tel Abyad'ın DAEŞ'ten alınmasında kendisiyle koordineli savaşan ÖSO güçlerini bile kovan bir örgütten bahsediyoruz.
Evet, çünkü DAEŞ'in Türkiye'de hiçbir karşılığı yok. Ama PYD'nin 6-8 Ekim'de gerçek yüzlerini tüm ülkenin gördüğü, ancak bölgenin haraç kesmekten dağa adam kaldırmaya kadar pek çok alanda yıllardır terör estirme becerilerini bildiği 'kardeşleri' bu ülkede yaşıyor. Yani PYD'nin birebir içişlerimize karış(tır)ma potansiyeli var.
Evet, çünkü DAEŞ tüm dünya tarafından lanetlenirken, ABD öncülüğündeki koalisyon DAEŞ'le mücadele ederken, PYD sadece taltif ediliyor ve silahlandırılıyor. Bu da muhaliflerini sindirme ve göçe zorlama noktasında ona zemin sağlıyor. 'Gün bugündür' deyip, köy yakmak gibi zalimlerin metotlarını Arap-Türkmen nüfus üzerinde uyguluyor.
Söz konusu sadece başka etnik unsurlar da değil. 2012'de, Suriye'den 250.000 Kürt, PYD'nin tekçi ve baskıcı politikalarından ötürü Barzani'ye sığınmak zorunda kalmıştı.
PYD için önemli olan soydaşlık değil, kendi bayrağı altında 'usluca' yaşayıp yaşamayacağınızdır.
Yoksa kanton yönetimlerinde tek tük de olsa PYD'li Türkmen ve Arap bulmak mümkündür.
Gelelim 'hayır'lara... Hayır, çünkü DAEŞ değil, PYD bölge sosyolojisine dayanıyor. Yani DAEŞ'in Batılı-Doğulu pek çok ülkeden akan savaşçılarından farklı olarak PYD'nin Türkiye ile derin tarihî bağları var. Lideri bile İTÜ mezunu, Türkçe konuşan bir örgütten bahsediyoruz. Nihayetinde PYD'nin esas lideri de şu anda Türkiye'de 'ikâmet eden' ve devletle yıllardır görüşen bir Urfalı.
Hayır, çünkü DAEŞ'in Musul ve Erbil'e, sonra da Kobane'ye yürüyüşünden anlaşıldığı gibi Türkiye'nin Kürt politikasına müdahale etme, onu test etme ve hatta köşeye sıkıştırma kabiliyeti var. PYD'nin de var ama PYD yeri geldiğinde işbirliği yapmaya da hazır olduğunu belirtiyor. Hatta Süleyman Şah Türbesi'nin taşınışında bu işbirliği 'Eşme ruhu' ifadesinden anlaşılacağı üzere tescil edildi bile.
Hayır, çünkü Türkiye DAEŞ'in nihai amaçlarıyla müzakere bile edemez ama PYD ile edebilir. Nasıl ki Irak Kürdistanı ile eşit ve işbirliğine dayalı ilişkiler geliştirildiyse, şayet PYD de özgür Suriye'nin bir parçası olarak hareket etmeyi kabul ederse, işbirliği dahi yapılabilir.
Hayır, çünkü Suriyeli muhaliflere, Esed rejimi kadar zararı olan başka bir oluşum varsa, o da DAEŞ'tir. Muhalifler iki senedir nerde bir güç kazanıysa, ne zaman bir alan elde ettiyse, onların karşısına dikilen ilk bu mel'un örgüt olmuştur.
Peki devlet, gerçekten PYD'yi daha tehlikeli buluyor mu ve ne yapmalı? İnşallah sonraki yazıda.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.