YAZARA MAİL GÖNDER Cumhuriyet, demokrasi ve Türkiye

YAZARLAR

Cumhuriyet, halkın idaresi ve eşitlik anlamlarını ihtiva etmekle birlikte, her zaman demokratik bir düzeni ifade etmez. Buna mukabil, monarşiler, yani hükümdarların bulunduğu rejimler demokratik olabilir. Dolayısıyla, cumhuriyet tek başına bir anlam taşımaz.
Cumhuriyet bir günde ilan edilir ama demokrasi sabır gerektirir. Demokrasiye adım adım ulaşılır ya da adım adım uzaklaşılır.
Cumhuriyet, içi demokrasiyle dolduruldukça mânâ kazanır.
Gelelim Türkiye'ye... Bugün cumhuriyetimizin ilân edildiği gün. 29 Ekim 1923'te ülkemizde çok sesli ve çok kimlikli bir Meclis vardı. Ama 1925'te, Takrir-i Sükûn Kanunu ve İstiklâl Mahkemeleriyle birlikte, çok uzun yıllar boyunca "Cumhur" susturuldu. Parti, millet, devlet özdeşleşti. CHP'nin 6 oku (Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, devrimcilik, laiklik, devletçilik, halkçılık) 1924 Anayasası'nın 2'nci maddesine dahil edildi; 1961 Anayasası kabul edilinceye kadar orada kaldı. Mülki erkân, vali ya da kaymakam, aynı zamanda CHP il ve ilçe başkanlarıydı. Milli Şef, devlet yönetiminde yegâne otoriteydi. Fakat "zamanın ruhu" unutularak, CHP'yi sürekli tek parti döneminin icraatı üzerinden vurmak da doğru değil.
Zamanın ruhunu Taraf'ta Ahmet Demirel anlatıyor: "Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönem, dünya genelinde çoğulcu sistemlerin birbiri ardından ortadan kaybolduğu ve otoriter eğilimlerin yükseldiği bir dönemdi. Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği, Hitler- Almanya, Mussolini- İtalya, Franco- İspanya, Salazar- Portekiz'in yanı sıra, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Yugoslavya, Arnavutluk,
Romanya, Bulgaristan, Yunanistan gibi ülkelerde de, otoriter tek parti yönetimi tecrübeleri yaşandı."
Bu cepheden bakıldığında Türkiye, aslında çağa ayak uyduruyordu.
Ahmet Demirel, Recep Peker ve Mahmut Esad Bozkurt örnekleriyle o günlerdeki zihniyeti de anlamamıza yardımcı oluyor.
Recep Peker'den çoğulculuk eleştirisi: "Hükümetin parlamentoya karşı mesul olması ve parlamento tarafından murakabe edilmesi, çok fırkalı memleketlerde devlet çalışmasını güçleştirmiştir. Parti menfaati, sınıf menfaati istikrarlı bir devlet faaliyetini imkânsız hale koymuştur. Bu keşmekeş milletlerin medeni ilerleyişinde, maksada gidişte sürat isteyen bir devirde, idare ve siyasa birliğini bozucu, hatta körletici fena tesirler yaptı."
Laiklik ilkesinin kabulüyle, din, toplumsal hayattan dışlanınca, tek ve mütecanis bir millet yaratmak için milliyetçilik ön plana geçti. Mahmut Esad Bozkurt, Türk'ü kayıran anlayışı Cumhuriyet Halk Fırkası'nın önemli bir başarısı olarak anlatıyordu: "Bu fırka, esasen efendi olan Türk milletine mevkiini iade etti. Bu memleketin efendisi Türk'tür. Öztürk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır."
Böyle bir zihniyetin hâkim olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde, ne Dersim katliamını (1937), ne de Varlık Vergisi'ni (1942) yadırgayabiliriz.
Cumhuriyetin ilk döneminde, Milli Şef otoritesi, tek parti düzeni ve halkın ideolojik olarak eğitimi, milletin topyekûn "asrileşmesine" hizmet ettiği için makbul görülüyordu. Zaten asri kabul edilmek, Batı'nın giyim kuşamını, örf adetini benimsemekle mümkündü. Balolar, danslar, Batı müziği çağdaşlık işaretleriydi. Türk insanı, öz kültüründen, dini değerlerinden arındıkça, toplumsal ilişkilerde Müslümanlığın ağırlığı geri plana atıldıkça, Türkiye sözde çağdaş bir ülke haline geliyordu. Bu bakış açısı çok uzun yıllar devam etti. Günümüzde seçkinci dediğimiz eğitimli kitlelerin dindarlara tepeden bakışının köklerini de bu zihniyette bulabiliriz.
1950'de çok partili siyasi hayata geçişle birlikte, cumhuriyetin içi yavaş yavaş demokrasiyle doldurulmaya başlandı. Ama dediğim gibi demokrasi sabır işidir. Eskiyle mukayese edildiğinde bugün, daha ileri bir noktada bulunduğumuz inkâr edilemez fakat hâlâ önemli noksanlar mevcut. Parti içi demokrasinin olmaması, seçilecek adayların tespitinde parti genel başkanlarının tek belirleyici konumda bulunması, sivil toplumun katılımını umursamayan "Ben yaptım oldu" zihniyetinin hâkimiyeti, Türkiye'nin birinci lige çıkmasını engelliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.