Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bugünler, Amerika'da başlayan ve dünya kapitalist sistemine yayılan krizin yıldönümü. 1929 bunalımından sonra kapitalizm ilk kez geçen yıl bu ölçüde bir sıkıntıya düşüyordu ve bu durum çeşitli spekülasyonların konusu oldu. Bir yandan Marks'ın haklı çıktığı söyleniyor, bir yandan kapitalizmin sonuna gelindiği iddia ediliyor, bir yandan da Schumpeter'in "yıkıcı yaratıcılık" kavramından hareketle bu krizin de kapitalizm için bir sıçrama tahtası olacağı belirtiliyordu. Biraz hafiflese de dünya hâlâ onun etkisi altında.

Krizsiz kapitalizm: asla

Bu kısa tarihe bakınca birkaç nokta insanın gözüne batıyor. Bunların bazıları daha objektif ve daha önemli şeyler. Örneğin kapitalizmin teknolojiyle ilişkisi. Her büyük teknolojik sıçramadan önce kapitalizm belirli bir bunalım döneminden geçer. 1970'lerin sıkıntıları ardından etkileri hâlâ devam eden elektronik devrimi gelmişti ve kimsenin kuşkusu olmasın ki, şu son dönemde karşılaştığımız, büyük otomobil firmalarının batmasıyla sonuçlanan kriz de benzeri sonuçlar doğuracaktır. Bir daha eski sisteme dönülmeyeceği zaten sağda solda yazılıp söyleniyor.
İkincisi, kapitalizmin dağıtım mekanizmalarıyla olan ilişkisi. Her bunalım dönemi öncesinde sermaye birikir. Sorun onun yeterli ve göreli eşit/likçi bir anlayışla dağıtılmamasındadır. Bu defa da öyle olduğunda kuşku yok. Son otuz yıldır müthiş boyutlara erişmiş olan sermaye birikimi bu krizle birlikte bir ölçüde dağıtılacaktır; yani bölüştürülecektir. Obama'nın "devletçi" yardımı diye nitelendirilen husus aslında buna tekabül eder. Kapitalizmin mahareti, krizleri sistemi dağıtmayacak, yerle bir etmeyecek şekilde geçiştirmesindedir. Yoksa devletçilik geri dönmüş falan değildir.
Bunlar dediğim gibi nispeten objektif şeyler. Fakat daha ötede yatan iki önemli unsur var ki beni daha fazla ilgilendiriyor.

Neo liberalizm ve sol

Birincisi son bir yılda yaşadığımız bunalıma rağmen neo-liberal ekonomilerden cayılmaması. Tam tersine 1979'da Thatcher'ın İngiltere'de işbaşına gelmesiyle başlayan ve Reegan'ın başkanlığıyla pekişen, Friedmancı monetarist politikalarla ortaya çıkıp büsbütün katılaşan, kendisine göre bir ahlaki sistem ve ideolojik doktrin yaratan bu model öyle anlaşılıyor ki bundan sonra da hiç taviz vermeden sürdürülecektir. Bundan daha şaşırtıcı hiçbir şey düşünemiyorum. Şimdi Niall Ferguson'un da kitaplarında vurguladığı gibi 1980 sonrası dünya kapitalizmin çok özel bir dönemine tekabül ediyor. Bu dönem bir yandan gelirin tarihte görülmedik ölçüde eşitsiz dağılımını hazırladı bir yandan da parasal hacmin bu derecelerde büyümesini.
Peki, bu durumun en önemli sonucu nedir, denirse bana göre solun eksikliği.
Kimsenin şüphesi olmasın ki, sol siyasetin bugün yaşadığı zafiyet sadece solun dikkatinde değil. Ondan daha fazla kapitalizm bununla ilgileniyor ve bugün yaşadığımız "tükenişin" sistem bakımından büyük bir dehşet oluşturduğu gene o sistem tarafından dikkatle kaydediliyor. Kapitalizmin en önemli silahı, demin de belirttiğim gibi, orta sınıf büyüsüdür. İnsanların sosyal güvenlik sistemleriyle iyi kötü koruma altına alınması ve orta sınıf tüketim kültürüyle avutulmasıdır. Bunu sağlayan da soldur. Bu nedenle sol değil son dönemde kapitalist bloktur Marks'ı daha dikkatle okuyan ve soldan gelebilecek büyük bir kalkışmaya karşı cepheyi şimdiden tahkim etmek için ondan medet uman.
O zaman şunu söylemeliyim: ne dünya aldansın ne sol. Amerika'da da Avrupa'da da devletin müdahalesi solun muhtemel çıkışını engellemek içindir. Bir anlamda neo-liberalizm "solculuk" yapmaya soyunmuştur. Bu bir yanıltmaca, bir yanılsamadır. Bu hamlenin sol/culuk/la bir ilişkisi yoktur.
Ama bundan sonra sol yeniden nasıl doğacak, nasıl güçlenecek, sorusu çeki taşı gibi ortada duruyorsa da ben kendi cevabımı Mesele dergisinin Eylül sayısında vermeye çalıştım

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER