Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Tersinden düşünmekte her zaman yarar var. Şu son "Hakan Fidan olayı"na zannediyorum bugüne kadar hep İsrail cephesinden baktık. Ne yanlış ne yalan. David İgnatius işin içindeyse, yazı WSJ'de yayınlanmışsa ve malum içeriğe sahipse ne diyeceksiniz? Buna, aramızda, ne yazık ki, cereyan eden olumsuzlukları katınca İsrail işin baş müsebbibi olarak sivriliyor.
Ama ben konunun böyle geçiştirilebileceği kanısında değilim. Son kertede İsrail'in ABD'den, hele o düzeyde, bağımsız hareket edeceğini sanmıyorum.
Öyle bir iddiaya inanmamı gerektirecek tek bir karine yok ortada. İsrail, yazının öne sürdüğü iddialar söz konusu oldu mu, daima ABD ile birlikte hareket eder. İki devlet birbirini yedekleyerek dünya siyaseti sahnesinde boy gösterirler.
Bunda da şaşacak bir şey bulunmuyor, bilinen malum tarih ve ilişkilerden sonra.
O zaman bakışımızı biraz kaydırıp asıl düğüm noktasını ABD'nin oluşturduğunu neden düşünmeyelim?

***

Yaptığımız yoklamalar, temaslar, aldığımız bilgiler Başbakan'ın son ABD yolculuğunun ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin ekranlara yansıdığından daha farklı geliştiğini belirtiyor. ABD ile Türkiye arasında sanki son dönemde her şey güllük gülistanlıkmış gibi görünse de, bilhassa Mısır ve Suriye sonrasında tedirginliklerin, tereddütlerin ortaya çıktığında kuşku yok.
Şu söylediklerimin en önemli göstergesi, lamı cimi olmaksızın, ABD'nin İran'la yakınlaşması. Gerçek manasında çok doğru bulduğum bu ilişkiden Türkiye'nin rahatsız olmaması gerekir ki, mesela Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları da o yöndedir.
Gerçek bir tüccarın zararından bile kâr yapmasını bilmesi gibi Türkiye'nin bu yakınlaşmayı değerlendirmesi gerekir, o başka, ama bu hamlenin önemli bir şeyler "anlattığını" da aynı açıklıkla kavraması gerekir. Hele buna bir de Rusya'yla ilişkisini, ABD'nin, Suriye konusundaki tutumunu ekleyince meselenin ne kadar "Türkiye ile olan ilişkisine" tetabuk ettiği apaçık.
***

Buradan yola çıkıp, ABD, Türkiye'yi aşmaya çalışıyor türünden "paranoyak" sayılabilecek sonuçlara ulaşmak mecburiyeti yok. Fakat en azından ABD'nin OD'da çok ciddi bir oyun değişikliğine gittiğini görmemek de o derecede aymazlık olur.
Obama, İran'a yaklaşmışken ve İsrail bundan müthiş bir rahatsızlık duymuşken hâlâ böyle bir denklem geçerli midir diye sorulabilir. Soru doğru, cevabı müspettir.
Evet ABD İsrail'in duyduğu rahatsızlığın farkındadır. Ama İran adımı aynı zamanda Obama'nın Netanyahu'ya karşı alerjisinin bir uzantısıdır. İsrail'le ilişkisini bozacak değildir, ABD. Üstelik bu şekilde bir taşla birkaç kuş vuruyor. İran'ı tahkim ediyor, İsrail'i tedip ediyor, Türkiye'yi tekdir. Kaldı ki, Türkiye'nin o yazıda belirtildiği gibi Suriye politikası bağlamında ABD üstünde yarattığı rahatsızlığın İsrail'le ABD'nin ilişkisini ilgilendiren bir yanı da yok.
***

Bütün bunlardan sonra ne yapalım?
Bence Türkiye de tam tersi hamleler yaparsa bu işi yeniden lehine çevirecektir.
Her şeye rağmen İsrail'le ilişkilerini düzeltmesi (hem de Netanyahu'ya, hem de Mavi Marmara'ya, hem de Filistin'e rağmen, kaldı ki belli ilişkilerin zaten bu sorunlara rağmen devam ettiğini biliyoruz) bilhassa Suriye politikasında, Batının "radikal unsurlar" diye gördüğü kesimlerle arasına mesafe koyması, o ülkedeki müstakbel değil fiili durumu hesap ederek siyaset yapması gerekiyor.
Dost görünenlerin dostluğu da zaman zaman sınanmalı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER