YAZARA MAİL GÖNDER Ah bu tarihin iki yüzü...

YAZARLAR

Yıllar önce Demirel'i ziyarete gitmiştim. Yasakları yeni kaldırılmıştı, siyasete hazırlanıyordu. Oturup başka meselelerden konuştuk. Söz nasılsa dönüp dolaşıp Musul-Kerkük konularına geldi. Bana önümdeki teybi kapatmamı söyledi. Sonra 'o Musul'un, Kerkük'ün verildiği Meclis'te çok gözyaşı dökülmüştür. Bu konuları da artık yavaş yavaş gündeme getirmek gerekir' dedi. 'Kim getirecek' diye sorduğumda, 'işte' dedi 'sizin kuşak getirir...' Belki de ilk kez yazıyorum bu anekdotu...
Bu konu, aradan epey bir süre geçtikten sonra, bir Orgeneralle konuşurken yeniden açıldı. Bana neredeyse kelimesi kelimesine aynı şeylerden söz etti. O da konunun yeniden açılması gerektiğini söylüyordu. Orgeneral, Demirel'den çok daha gençti. Ama o da benzeri düşüncelere sahipti.

***

Musul-Kerkük
konusunun zihnimizin gerisindeki 'büyük kayıp'la ilişkili olduğunu biraz yakın dönem tarihiyle uğraşan herkes bilir. O iki 'kentin' hangi şartlarda verildiğini muhafazakârlar daha da yana yakıla anlatırlar. Ama bu Attila İlhan gibi bir Kemalistin de aynı konuyu içinde işleyen, kapanmayan bir yaraya dönüştürmesini engellemez.
O da ölene kadar bir yandan Atatürk'ün 'kontrollü dış politika' yöntemini savururken bir yandan da bu bölgede gözü olduğunu hiç sözünü sakınmadan iddia etti. Zaten tezine göre, Mustafa Kemal Musul petrolleri üstünde biraz 'patırtı çıkarınca' İngilizler de Şeyh Sait isyanını 'patlatmış'tı.
Beşika kampındaki Peşmergeleri eğitmek maksadıyla bölgeye Türkiye mevcuttan epey fazla sayıda asker sokunca aklımdan bunlar geçti. Şartların farklı olduğunu biliyorum. Meselenin ne olduğunun da farkındayım. Mesele bugün Şengal-Beşika-Telafer düzleminde cereyan ediyor. Öteki kefede de DAEŞ var. Şengal'i kaybettikten sonra şimdi acaba Telafer'i de verecek mi DAEŞ?
***

Bu soru ortaya gelince diğer soruyu da yanıtlamak gerekir: Musul 'kurtarıldıktan' sonra pozisyonu ne olacak? Sincar gibi Kürtlerin kontrolünde mi kalacak, Kerkük'le birlikte Kürtler orayı da ilhak mı edecek? Ve Türkiye ne yapacak?
Kuşkusuz Türkiye oralarda toprak hakkında bir söz söylemeyecek. Ama Barzani üstünden ve Kuzey Irak'taki Bölgesel Kürt Yönetimi ile kurduğu ilişki içinde bölgenin büyük petrol kaynaklarından mümkün olan en iyi şartlarda yararlanmak isteyecek. Bu, herkes biliyor ki, esasen ABD'nin Türklere ve Kürtlere bir önerisiydi, iyi geçinmesini istiyordu bu iki kesimin, gerçekleşti. Düşünün bu kıyamet içinde bile Barzani-Türkiye ilişkisi devam ediyor. Üstelik buradan sağlayacağı imkânla Türkiye Kerkük-Lazkiye Kürt güzergâhına karşılık hâlâ Kerkük-Ceyhan hattını diri tutmaya çalışacak.
Bütün bunlar 'realpolitik.' Ama ötede bir tarih ve tarihsel bilinç var. Bir İmparatorluğun bakiyesi ulus kuşaktan kuşağa bir düşünceyi zihninde canlı tutuyor, hele o bölge aradan geçen 100 yıla yakın zamanda stratejik önemini muhafaza etmişse... Demirel'in veya (şimdi emekli) Orgeneralin mantığı, öngörüsü, Kemalistlerin 'güç' ile ilişkilendirdikleri dış politika anlayışı bugün, hele bu şartlarda 'geçerlidir' diyemez kimse. Ama onu söyleyememek 100 yıl sonra Sykes-Picot'nun çöktüğü bir dönemde dış politikanın güncel imkânlarını kullanarak yeni kombinezonlar denemeye engel de teşkil etmez.
Maxime de Camp, 'tarih Janus gibidir, bir yüzü geçmişe bir yüzü geleceğe dönüktür ama hep bugüne bakar' diyor. Meğer onu zikreden Walter Benjamin'in sandığından da haklıymış. Musul'a bakınca böyle diyorum...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.