YAZARA MAİL GÖNDER Peki, ne diyelim Amerika'ya?...

YAZARLAR

Benim kuşağımın ABD ile ilişkisi çok gariptir. 'Amerikan emperyalizmi' der, sol, yeri göğü inletirdi. En çok atılan slogan 'Kahrolsun Amerika' idi. İnanırdı ki, ABD bizi sömürmek emelindedir. Hatta filen sömürmektedir.
Türk solunun belkemiğini, Kurtuluş Savaşı'nı 'anti-emperyalist ulusal kurtuluş savaşı' olarak Marksist bir yorumla değerlendirmesi oluşturmuştu. ABD ve emperyalizm karşıtlığında bu anlayışın payı büyüktü. Zaten ondan sonra da Türk solu kendini daima anti- emperyalizm üstünden açıkladı. Bu tutum, 2000'lerde 'patlayan' Ulusalcılık belasına kadar gitti.
Doğrudur, sağ kesim, Soğuk Savaş'ın o bölünmüşlük yıllarında SSCB korkusuyla ABD'ye pek ses çıkarmazdı. Fakat onlar da bu emperyalizm- ABD emperyalizmi konusunda suskun, sessiz bir kabul ve tepki içindeydiler.

***

Sol, ABD emperyalizmini gerçekten önemserdi. ABD'nin, Türkiye'deki ekonomik ve sosyal kalkınmayı daima ketleyen bir varlık olduğunu düşünürdü ABD'nin ve tutumunun. 1950 sonrasının büyük kalkınma hamlesinin 27 Mayıs 1960 darbesiyle kesildiğine inanırdı. Aynı şekilde 1965-71 arasındaki iyi gidişin 12 Mart 1971 darbesiyle durdurulduğu kanısındaydı. İkisini de ABD yapmıştı, inanışa göre...
Derken efendim, çok sarsıcı bir şey oldu. 1971'in Başbakanı Süleyman Demirel ortaya çıktı ve '12 Mart'ın altında ABD vardır' dedi. iş, orada da kalmadı. Dönemin muktedir Dışişleri Bakanı Çağlayangil de aynı şeyi söyledi. Ruslarla flört ettiği, sanayi tesislerini onlara yaptırdığı, haşhaş yasağını kabul etmediği için ABD'nin kendisini affetmediğini söylüyordu, Demirel.
Ne diyecektiniz, 'sağcı' Demirel, açık açık ABD'yi suçluyordu. Ardından 12 Eylül darbesi geldi. Onu da, 'seninkiler işi görmüşler' diye ABD Genelkurmayı subayları darbeyi birbirine haber verirlerken 'ABD yapmadı' diyecek halimiz yok.
***

Kısacası, ABD, Türk siyasetinin bilinç dışındaki büyük, kara, korkutucu, tekinsiz imgedir.
Son döneme bakıyorum. Soğuk Savaş'ın bitmesi ve kutuplu dünyanın anlamını yitirmesinden olsa gerek, kimse ABD'ye doğrudan laf atmıyor. O kadar ki, '27 Mayıs'ı ABD yapmıştır' demesine rağmen Türk solu son dönemin darbe diye yorumladığı hareketlerinin arkasında ABD'yi aramıyor. Öyledir veya değildir demiyorum, bir tespitte bulunuyorum.
Halbuki, kaç yerde ABD ile karşı karşıya geldik son 10-12 yılda. 1 Mart Tezkeresi bizi ters düşürdü. BM'deki İran oylaması bizi ters düşürdü. Hepsinden önemlisi şimdi OD'da cereyan eden olaylar bizi ters düşürüyor.
Biz, PYD terörist örgüttür diyoruz, ABD, 'değildir, hatta müttefikimdir' diyor. 'Türkiye'nin hassasiyetini biliyorum ama ne yapalım dostlar arasında da görüş ayrılıkları olabilir' diyor.
Öte yandan da OD'da Türkiye ne istemiyorsa ABD onu yapıyor. DAEŞ derken Esad'ın kalmasına göz yumuyor; PKK terör örgütüdür derken PYD'yi ve YPG'yi silahlandırıyor. İran'ı kırmamak için Beşika'ya gönderdiğimiz şu kadarcık askeri çekmemizi istiyor. Fırat'ın batısına asker geçiriyor (her ne kadar Salih Müslim, geçmeyeceğiz dese de oradalar.) Türkiye'ye kendi eliyle güneyinde 80 km duvar ördürüyor, OD ile kalan son irtibat kapısını kapattırıyor.
Derken Erdoğan çıkıyor, 'sen kimin dostusun' diyor. Peki, siz söyleyin ne desin, OD'da hiçbir şey artık aynı olmayacakken?.. Gene siz söyleyin, ağzını açıp tek kelime etmeyen, bitmiş, tükenmiş, erimiş, yok olmuş muhalefet ne demeli?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.