Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Dün de yazdım, bu yıl bize unutturulmak istenen 1908 Özgürlük ve Demokrasi Devrimi'nin 105. yıldönümü. Bundan tam 105 yıl önce Türkiye'de kurulu düzen bir halk devrimiyle yıkılıyor ve yerine başka bir düzen geçiyordu. İmparatorluk halkının çok farklı unsurları ortak bir hedef etrafında kilitlenmişti.
1. Her unsurun haklarını ve özgürlüklerini garanti altına alan bir anayasa.
2. Ülkeyi yönetecek hükümetin hür ve adil seçimlerle belirlenmesi. Sandıkla gelenin sandıkla gitmesi.
İlk talep özgürlük, ikinci talep demokrasiydi... Fakat olmadı, düzen değişemedi. İttihatçılar bu özgürlük ve demokrasi devrimini kundakta bir bebekken boğdular. Eski rejimin vesayetinden bile daha beter bir vesayet rejiminin tohumlarını attılar. İktidarlarını korumak uğruna acımasız ve zalim bir paralel devlet yapılanması kurdular. İnşa ettikleri bu gizli derin yapılanma bir korku ve dehşet atmosferi yaratmak amacıyla düzenli olarak siyasi cinayetler işledi. Dönemin gazetecileri Hasan Fehmi, Ahmet Samim, Zeki Bey ve Hasan Tahsin'i öldürdü bu derin yapılanma. Haliyle katiller yakalanamadı. Çünkü katiller zaten iktidardaydı.

***
Cumhuriyet döneminde de İttihatçıların kurduğu bu derin yapılanma "mevcut iktidarını korumak" amaçlı siyasi cinayetlerine bugünlere kadar devam etti. Hasan Fehmi'yi de, Ali Şükrü Bey'i de, Abdi İpekçi'yi de, Çetin Emeç'i de, Uğur Mumcu'yu da, Ahmet Taner Kışlalı'yı da ve en son Hrant Dink'i de İttihatçıların kurduğu Türk derin yapılanması katletti. Sonra da bu derin yapılanmanın emrindeki gazeteler ve gazeteciler bu cinayetleri "Başkaları işlemiş gibi" göstererek bu kanlı operasyonların siyasi hedeflerine ulaşması için kasıtlı kara propaganda yaptılar. Türk derin yapılanmasının en önemli ayaklarından biri basın ortamının içindeydi.
Nitekim dikkat edin, 1908 sonrası işlenen, İttihatçıların öldürdüğü kesinleşen bu dört gazeteci Türk medyasında hiç ama hiç hatırlanmaz. Vefat ettikleri gün anma yapılmaz, kimse mezarlarına gitmez. Öldürülen ilk gazetecileri bizzat bugünün gazetecileri unutturmak isterler. Çünkü hâlâ Türk basın ortamında İttihatçılık egemen ideolojidir.
Siyaseten doğru gözüksün diye "Ben İttihatçılardan nefret ederim" diyenlerin bile önemli bir kısmı bu zihniyetin uydusundadır. Tıpkı dün alıntıladığım şekilde "Biz asla İttihatçı değiliz" diyen ama İttihatçıların kurduğu zalim rejimi aynen sürdürenler gibi... Bugün de İttihatçılığın yeni sürümleriyle karşı karşıyayız. Çok daha ince ve sofistike yöntemlerle çalışan, üstelik "Anti-İttihatçı" gözüken, bir tip postmodern İttihatçılık tehlikesi en acil meselemizdir.
***

Bundan 5 sene önce, 1908'in özgürlükçüdemokrat ruhuna sahip çok değerli bir hareket olan Genç Siviller bir bildiri yayınlamıştı. Özetle şöyle diyorlardı:
"Şimdi bugün 23 Temmuz 1908'in 100. yıldönümünde yine bir devrim öncesini hatırlatan siyasi altüst oluşlar yaşıyoruz. Bundan 100 yıl önce kazandığımız hürriyet bu kez yine çeteler, karanlık yapılar, iktidarlarını korumak için hukuku ayaklar altına alan siyaset karşıtı güçler tarafından tehdit ediliyor... Bir tarafta 23 Temmuz 1908'i yapan renkli ve çok kültürlü toplum var. Karşısında o renkleri yıllar içinde soldurmuş statüko... 100 yıl sonra yine aynı yerdeyiz. Ama bu kez çetelerin, darbecilerin, demokrasi karşıtlarının ve onların göz boyayan, örtbas eden işbirlikçilerinin karşısında hürriyetini defalarca kaybetmiş ve geri almayı başarmış tecrübeli bir toplum var.
Siz modern istibdatçılar! 100 yıldır tüm oyunlarınızı ezberledik, sizi gayet iyi tanıyoruz. 100 yıl önce bin bir zorlukla kazandığımız hürriyetimizi size kurban etmeyeceğiz.100 yıl önce birlikte sokaklara çıkan bu çok renkli toplumun geri kalmış renklerini de yok etmenize izin vermeyeceğiz..."
Ben de tam 5 yıl önce bu zor zamanlarda köşe yazarlığına başlamıştım. Bu dönemin tanıklığını yaptım, adeta günlüğünü tuttum. Gerçekten de bu bildiride söylendiği gibi, 23 Temmuz 1908'i gerçekleştiren o toplumun torunları, tüm farklı renkleriyle, omuz omuza İttihatçıların devamı olan Kemalist askeri rejimi tasfiye etti. Ne tesadüftür ki bu halkın darbecileri tasfiye sürecinin başlangıcı da yine bir 23 Temmuz sabahıydı. Bundan 6 yıl önce 22 Temmuz 2007'de, tüm dayatmalara inat bu halk, vesayetçilerden kurtulmak için tek umudu olan lidere, Recep Tayyip Erdoğan'a statükocuları kudurtan bir destekle tam yetki verdi. Ve o lider halktan aldığı yetkiyle "Artık geri dönüş yok. Bu askeri vesayet rejimini yıkacağım" diye bir 23 Temmuz sabahı yemin etti.
Peki şimdi ne durumdayız? O da yarına...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER