YAZARA MAİL GÖNDER Selahattin Demirtaş'ın bir günü

YAZARLAR

Diyarbakırlı büyükler, Aktütün karakolunu basmak için gönderilen çocuk yaştaki 10 PKK'lının cesedinden paylarına düşen cenazeleri bekliyorlardı.
Çocuklarsa oyundaydı. PKK'nın kazdığı hendeklerle ve barikatlarla meşhur Diyarbakır'ın Silvan ilçesindeki arsada oyun için buluşan 4 çocuk gibi. Öğle saatlerinde, YDG-H'li ağabeylerinin sokağa zulaladığı bir roket mermisi buldular. Çocuklar işte ne bilsinler, bu roketin "kardeşinin" on gün önce Bismil'deki akranları Elif Şimşek'e "değip" öldürdüğünü... Başladılar kurcalamaya. Büyük bir gürültüyle patladı roket. 9 yaşındaki Hasan oracıkta öldü. 5 yaşındaki kuzeni Mazlum, henüz 6'sına basmış Mert ve 10 yaşındaki ağabeyi Ümit ise ağır şekilde yaralandı.
Bir gün önce, geçen Kurban'da et dağıtırken HDP-PKK sempatizanları tarafından linç edilerek öldürülen 15'indeki Yasin Börü'yü anmış Diyarbakır için sıradan bir gündü yani. PKK'nın öldürdükten sonra üzerine benzin döküp yaktığı gencecik polisin cenazesinden yayılan kesif kokuysa hâlâ genizleri yakıyordu.
HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ınsa o gün programı çok yoğundu. Erkenden kalktı. Yo, babalarından, annelerinden, ağabeylerinden, ablalarından oy aldığı Diyarbakır'da, Hakkâri'de öldürülen Kürt çocuklarının hesabını sormak için bölgeye doğru yola koyulmadı. Bir gazetede randevusu vardı da kendisinin...
Hangi gazete mi? Hangisi olacak canım. Kürtlere nefretini rahmetli Ahmet Kaya üzerinden çıkartan, "Yavşak mahkemede terledi" haberleriyle tanınan gazetelerden biri işte. Selahattin Bey, Hrant Dink'i hedef gösteren haberleriyle de tanınan gazeteye ziyareti sırasında yanına Ermeni bir vekili de almıştı.
Kapıda kendilerini, haftalar önce çatlayan camı hâlâ değiştirmeyen Türbe görevlisi yayın yönetmeni karşıladı. Hep birlikte kameralar eşliğinde camın çatlağını şiddeti lanetleyerek okşadılar da okşadılar. "Pardon sayın başkan çekemedik, bir daha okşayın lütfen..."

Cemaat adeta evi

Demirtaş ve Garo Paylan'ın, daha önce Kemal Kılıçdaroğlu'nun da "hacı" olduğu Hürriyet'in cam türbesinden sonraki durakları ise bir TV kanalıydı.
Yine bilemediniz, tabii nerden tahmin edeceksiniz ki, Demirtaş'ın KCK operasyonlarıyla Kürtçe kursuna giden çocukları bile içeri tıkan Cemaat'in televizyonuna gideceğini. Ama gitti beyefendi. Çözüm Süreci'ni bitirmek için envai çeşit provokasyonun altına imza atan polis şefinin writer'ının karşısına kuruldu keyifle. Çözüm Süreci'ni ihanet sayan, hükümeti operasyon yapmadığı için eleştirenlerle birlikte "barışı" konuştular.
Neşeliydiler. Belli ki, Demirtaş, Oslo görüşmelerinde belgeleri sızdırıp süreci sabote ettiklerini söylediği Cemaat'i affetmişti. Coştukça coştu.
Öldürülen gencecik emekçilerden, polislerden, askerlerden bahsetmesini zaten beklemiyorduk.
Zira aynı gün PKK'lıların cenazesine katılmayan vekillerini "yakacağını" haykırıp safını açık etmişti. Ama göstermelik de olsa öldürülen çocuklar için bir cümle kurar diye bekledik. Hani eve gidince çocuklarının yüzüne nasıl bakacağını düşünürdü belki. Aldırmadı bile Demirtaş yine çocuklara.
Diyarbakırlılar, Cizreliler, Şemdinlililer başkanlarının ziyaretlerini takip ettiler mi, yayınını izlediler mi bilmiyorum. Zira sokakta, evde çocuklarını, Demirtaş'ın "üç beş genç" dediği YDG-H teröristlerine kurban veren bölge halkı taziyeden başını kaldıramıyor. Evde olanlarsa muhtemelen "üç beş gencin" yaktığı trafolardan elektrik alamadıkları için televizyonlarını açamadılar.
Ne gam değil mi Selahattin Bey, batıda çocukların öldürülmediği semtlerdeki AB reytingleriniz iyiymiş nasılsa.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.