Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği "PKK terör örgütü değildir" sözlerinden ötürü gözaltına alındı. Elçi ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.
Elçi'nin gözaltına alınmasına çeşitli kesimlerden tepki geldi. Ankara Katliamında ölülerimiz henüz yerdeyken yaptığı mitingde "Kasımda diktatör devirmek başkadır" türünden komiklikler yapabilen Demirtaş'ın ya da türevlerinin çıkışlarından bahsetmiyorum elbette. Sözünü ettiğim farklı konularda ilkesel tutumlarını konuşturabilen demokratlar.
Ben de Elçi'nin sözlerinden ötürü gözaltına alınmasını yanlış bulanlardanım. Ne var ki bu tavrımı ATV'de yaptığım Kahvaltı Haberleri'nde dile getirince pek çok izleyicimden sorular eşliğinde tepkiler aldım.
Önce "Ne yani PKK terör örgütü değil mi" sorusuyla başlayalım ki sapla saman birbirinden ayrılsın. Elçi soruşturulmasına konu olan sözleri ilk sarf ettiğinde de kendisini eleştirmiştim. Zira sivilleri katletmekten çekinmeyen, tehdit ve korkuyu kurumsallaştırmayı hedefleyen pratikleri ve teorisiyle PKK'nın bir terör örgütü olduğu ortada. Zaten Çözüm Süreci de bu nedenle hayata geçirilmiş, silahı bir siyaset aracı olarak kullandığı için tasfiyesi hedeflenmişti.
Elçi'nin PKK'nın taban- destekçi bulması nedeniyle terör örgütü sayılamayacağı yönündeki görüşlerininse iler tutar yanı yok. Zira bir hukuk adamı olmasının yanı sıra, literatüre hâkim biri olarak tanıdığım Elçi'nin bu tezini, şiddeti bir siyaset aracı olarak gören arkaik ideolojiler dışında doğrulayacak meşru yaklaşım yok.
Londra ve Mısır saldırılarının ardından Kofi Annan'ın Birleşmiş Milletler'e önerdiği "terörizm, toplumu yıldırmayı ya da devletleri veya uluslararası kurumları bir harekete zorlamayı amaçlayan her türlü eylem" tanımı genel olarak tartışmayı sonlandırmış durumda.
Kaldı ki Elçi'nin bahsettiği "desteğin" limiti ne? 100 kişi mi yoksa PKK'nın yasal kanadı HDP'nin aldığı oylar mı? Ya da terörü bir yöntem olarak seçtiğini inkâr etmek şöyle dursun onu teorize de eden Baader Meinhof gibi marjinal örgütlerin bugün bile sempatizanlarının olması meşruiyet için yeterli olabilir mi?
Tartışmanın bu zorunlu girizgâhını geçtiysek öze gelelim. Zira Elçi vakasıyla başlayan tartışmanın asıl boyutu, onun bu görüşlerini ifade edebilme hakkı ve bunun karşısında muhatap olduğu hukuki soruşturmanın toplumsal "faydası."
Uluslararası toplum ve hukuk tarafından yaygın olarak terör örgütü olarak kabul edilen bir yapıya "terör örgütü değil" demek, güçlü teorik ve ahlaki dayanakları olmasa da haktır. Burada sınır, bu tanımı seçen kişinin şiddeti sistematik bir övgü haline getirmemesi olabilir. Kamusal alanda yapılan tartışmalarda, söz konusu marjinal fikirleri savunan kişi entelektüel ve siyaseten mahkûm edilir, o kadar.
Fayda konusuna gelince. Elçi gibi PKK'yı terör örgütü olarak görmeyenlerin hukuk eliyle soruşturulmasının terörle mücadeleye katkısı nedir? Elçi ya da bir başkası ifade ettiği görüşlerinden ötürü ceza alsa, cezaevine girse, hakları kısıtlansa ne olur? Fikirlerinden vaz mı geçer?
Onun bu görüşlerini destekleyenler geri adım mı atarlar? Tek kelimeyle hayır! Aksine 90'lı yıllarda yaşadığımız yerel deneyimler ve uluslararası toplumdan örnekler bize tam tersini göstermiyor mu?
Hukuki müdahale çoğu zaman, entelektüel ve siyasi zeminde mahkûm edilebilecek fikirleri ve sahiplerini idolleştirip kitlelerin algısını manipüle edebiliyor. Sonuçta da masum bir bebekten teröre terör diyemeyen baro başkanları yaratan karanlık yayılıyor işte.
Ha bu arada başka bir baro başkanı da çıkıp "IŞİD terör örgütü değildir" dese tavrınız ne olurdu?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER