Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Dün Hürriyet'te Genel Yayın Yönetmenleri Sedat Ergin'in köşe yazısı vardı. Şaşırdım.
Zira bu Sedat Bey'in göreve geldiğinden beri ya ikinci yazısıydı ya da üç.
O halde olağanüstü bir durum olmalıydı. Baktım, Reza Zerrab'ın yakalandığı haberini nasıl "atlattıklarının" inanılamaz, muhteşem, adeta harikulade öyküsünü anlatmış.
Biliyorsunuz, Zerrab'ın gözaltı fotosunun nasıl olup da saniyesinde ve sadece Hürriyet'e fakslandığı merak ediliyordu.
Ha bir de grubunun Cemaat'le birlikte bu konuyu Türkiye'nin ilk gündem maddesi haline getirdikleri yönündeki iddialara cevap vermişti Sedat Bey.
Ergin özetle "Oğlan bizim, kız bizim, gazete bizim, hangi haberi cilalayacağımızı size mi soracağız" diyor. Haklı.
Kimin, gazetesini ve gazeteciliğini kimin hizmetine vermek zorunda kaldığından kime ne. Ancak yaptığı gazeteciliğin ideal olduğunu söyleyip yayın politikalarını eleştirenleri sanki "Zerrab'ın haberini vermeyin" demişler gibi itham ederse olmaz.
Kendi adıma konuşayım.
Örneğin ben Zerrab haberinin Cemaat, Doğan grubu ve PKK medyasında verilişini de eleştirdim, ama haberi anında ATV Kahvaltı Haberleri'nde de işledik.
Neyse, Aslında Sedat Bey de diğerleri de çok iyi biliyor.
Ahali her şeyin farkında.
İşte, tıpkı o muhteşem "Bana yeniden şarkılar söyleten kadın" şarkısına klip çeker gibi tekrar köşesinin başına geçme ihtiyacı duymasının nedeni de bu. Zira insanlar, suçu günahı sevabı ayrı konu, genç bir işadamının cezaevine girişini, üstelik de eşinin ağzından şarkılar eşliğinde haberleştiren sabah ve akşam haberlerini izledi ekranlardan.
Bu ülkenin, bu halkın düşmanlarının kininin, nefretinin hangi boyutlarda olduğunu, ABD'li savcılar eliyle darbe beklerken daha ne kadar bel altına da inebileceklerini gördü.
Temizleyin temizleyebilirseniz, bunlar unutulmaz.

***

İnce uçlu "şarz"

Hürriyet'ten bir haber daha.
Gazete Can Dündar'ın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı casuslukla suçlandığı davaya bazı AB'li diplomatik temsilcilerin destek vermesi skandalını "izah" etmek için hariciyecilerini konuşturmuş.
Özetle şöyle buyurmuşlar: "Elçilerin, konsolosların duruşmaları izleme hakları vardır." Ne diplomatik cevap ama! Kim yabancı elçilerin davaları izlemeye "Hakları yok" ya da "izlemesinler" diyor?
Ayrıca sizin tarafsız bir gözlemci gibi "izlemekten" anladığınız, elçilerin görev yaptıkları dost ve müttefik ülkeye karşı casuslukla suçlanan zanlılarla resim çektirmesi mi? E madem yalnızca sanıklarla değil, Türkiye halkı adına suçlayan savcılarla, mahkeme heyetiyle ya da "yaz kızım"la da bir selfie patlatsalardı.
Yoksa telefonlarının pili bitmiş de "ince uçlu şarz" mı bulamamışlar?
Ah ah, yabancı devletlerin elçilerinin hakları kadar ülkenizin çıkarları konusunda da hassas olabilseniz...

***

Alman'ın ilmi irfanı, istihbaratı

Dün Milliyet'in manşetiydi, "IŞİD'li bombacının PKK'lı ortakları." Almanya Konsolosluğu'nu bombalamaya gelen IŞİD'cinin iki kardeşinin PKK kamplarında yönetici olduğu ortaya çıkmış.
Ankara Garı'ndaki terör saldırısı sonrası Cumhurbaşkanı benzer şeyler söylediğinde işi şakaya alanlardan, Alman kaynaklı bu istihbari bildiriden sonra çıt çıkmıyor, hayırdır?
Neyse, biz formülümüzü unutmayalım.
Ölen askerse PKK'ya, sivilse TAK'a, polisse DHKP-C'ye, turistse IŞİD'e "üstlen" diyorlar.
Olay budur, gerisi yalan.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER