Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'deki muhalefetin en büyük şanssızlığı Bahçeli'nin örgüte hakim olması ve yönetimin katılığı değil. Asıl sorun daha ilk günden itibaren bu isimlere parti dışından gelen destek.
Evet, Cemaat'ten, Gülen çetesinden bahsediyorum.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 7 Haziran'da, 1 Kasım'da CHP ve HDP'ye oy verenlerden...
Şimdi başımıza bir anda MHP'nin bekasından başka bir şey düşünmeyen Ülkücü muhalif kesildiler.
Sosyal medyadaki trol hesapları, profil resimlerindeki sarı, kırmızı, yeşil fonu Bozkurt posterleriyle değiştirdiler.
Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyeti'ni temsilen ABD'de olan Tayyip Erdoğan'ı, PYD-PKK bayrakları altında protesto eden Cemaat'in firari gazetecisi Emre Uslu'nun parmakları Meral Akşener'i öven twitler atmaktan nasır tuttu.
Nazlı Ilıcak'sa MHP genel başkan adaylarından, Meral Hanımdan, Sinan Oğan'dan daha heyecanlı.
Pensilvanya'daki hocaları da, MHP Kurultayı öncesi akrostişli bir vaazla MHP'li muhaliflere desteğini sunar belki, ne dersiniz?
"Tüm adayları aynı kefeye koymayın, hepsi mi Cemaat'le iş tutuyor" diye itiraz ediyor olabilirsiniz. Haklısınız, bu övgüler, destekler belki de adayların iradeleri dışındadır.
Ancak bu ilişkilendirmeden rahatsızlarsa, ya çıkıp Bahçeli gibi net bir dille Cemaat'le alakalarının olmadığını açıklarlar ya da hiç olmazsa sessiz kalırlar, değil mi? Meral Hanımın kısa bir süre önce yaptığı gibi bu iddialar kendilerine sorulduğunda "Fethullah Gülen de dahil herhangi bir dini cemaat ya da tarikatla bir irtibatım yok. Olsaydı gururla söylerdim" demezler.
Öyle ya Cemaat denen çetenin temel refleksinin, aleyhine çalışan ne kadar yapı varsa onlarla işbirliği yapmak olduğunu görmeyen kaldı mı? Bu yapıya üye olmayı "gurur sayarım" da ne demek?
Evet, kafalardaki "MHP'li muhalifler Cemaat'le ilişkili mi" sorularını ortadan kaldırmak için muğlak klişeleri tekrarlamaktansa hepsi de çıkıp bu çeteyle ilgili görüşlerini en az Bahçeli kadar net bir dille ifade etmeliler.
Haksız mıyım?

***

RENGÂRENK

Cuma akşamı Haliç Kongre Merkezi'nde Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nin düzenlediği harika bir gece vardı. Sekizinci Renk Otizm Farkındalık Projesi'ni Tanıtım Gecesi.
Bizim gazetenin, ATV'nin ve aHaber'in de sponsor olduğu gecenin konukları otizmli çocuklarımızdı.
Emine Erdoğan'ın da konuşma yaptığı gecede beni en çok etkileyen sahne, otizmli çocuğuyla ilgili yaşadıklarını anlatan bir annenin konuşmasının tam ortasında 9-10 yaşlarındaki otistik bir kız çocuğunun sahneye fırlaması oldu.
Üstelik tam da anne, çocuğunun aşırı hareketliliğinin, lokantada otobüste vs. şımarıklık olarak algılanıp inşaların kaba tepkilerinden yakındığı sırada.
Anne, bir yandan kıza sarılıp onu sakinleştirirken bir yandan da konuşmasını devam ettirmeye çalıştı. Tıpkı gündelik hayatındaki gibi, pek çok işi bir anda yapmak zorundaydı, sinirlenmeden, sabırla, çevredekilerin tepkilerine aldırmadan.
Sahneye fırlayan kızın annesi ise bir kenarda ne yapacağını bilemez halde onları izliyordu.
Salondakiler zaten konuya duyarlı oldukları için o gece oradaydılar. Dolayısıyla alacakları ders olamayan bu sahneyi pek çoğu gözleri yaşararak izledi.
Ama keşke bu doğal, kendiliğinden gelişen sahne televizyonlarda yayınlansa. Emin olun bu çocuklarımıza nasıl daha iyi sahip çıkacağımıza ve onların, ailelerin hayatını nasıl kolaylaştıracağımıza dair gözümüze sokulan renksiz, sıkıcı, didaktik kamu spotlarından daha etkili olur.
Bütün otistik çocuklarımızın gözlerinden, cefakâr annelerinin, babalarının, kardeşlerinin de ellerinden öpüyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER