YAZARA MAİL GÖNDER Katı olan her şey yine buharlaşıyor

YAZARLAR

Sanayi Devrimi'nin işçi sınıfının büyütmesi ve hareketlendirmesiyle heyecanlanan Marx, 1848'de kaleme aldığı Komünist Manifesto'da böyle diyordu.
Marks'ın beklediği gibi devrim, işçi sınıfının palazlandığı sanayisi gelişmiş Avrupa'da değil, köylülüğün yoğun olduğu Rusya'da patlak verdi. Evet, Marx'ın Almanya'da yaptığı hesap çarşı Avrupa'ya uymamıştı. Ama yanılmadığı bir nokta vardı. Buharlaşıyor dediği modernizmin sonu gelmekte gecikmeyecekti!
Komünist Manifesto'dan yaklaşık 150 yıl sonra bilgi devrimini yapan insanlığın yeni düzeni de bir buharlaşmanın eşiğinde.
Marx'ın o dönemin dinamiklerini tarif etmek için yazdığı şu satırlar da bugüne uyuyor: "Ve insanlar nihayet kendi gerçek yaşam koşulları ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor." Aynen öyle. İkinci Dünya Savaşı ile dünyaya hâkim olan güçlerin adeta kutsallaştırdıkları ilkeler birer birer eriyor.
NATO'su, AB'si, BM'si ve onların 3.
Dünya'yı aşağılamak, köleleştirmek için kurdukları kurumların foyası bir bir ortaya dökülüyor. Bugüne değin, beş ülkeden ibaret oldukları halde kendilerine "uluslararası toplum" diyen çeteye biat eden onlarca mazlum halk ve temsilcileri "hadlerini aşıp" eşitlik istiyor.
İngiltere gibi bir süper güç, ilk fırsatını bulduğunda ayağına pranga olan köhnemişler kulübü AB'nin arka kapısından kaçıyor.
"Dünya'ya hâkimim" diyen ABD'nin gediklilerinin daha kendi ülkelerine hâkim olamadıkları 7 Kasım'da kabak gibi ortaya çıkıyor.
ABD derin devletinin, medyasının şuyunun buyunun tüm dünyada gömmeye çalıştığı Trump isimli biri iktidarı alıveriyor.
Rusya, Çin, Hindistan, Latin Amerika, İran, hatta Afrika "Kazanamadıysak ölmedik ya" diyerek dünya siyasetinden, ticaretinden, teknolojisinden hak ettiği payı istiyor.
Türkiye de yüz yıl önce kendisine dayatılan ve yeniden pişirilip önüne koyulan palanı elinin tersiyle itiyor artık.
15 Temmuz'dan beri de "kral çıplak" diye güçlü bağırıyor, ne kadar küresel platform varsa.
Bir devrime şahit olduğunu fark edemeyenleri, bu dev tsunamiyle değil, önceden gelen rüzgârıyla cebelleşenleri, içeriye gömülenleri Latin Amerikalıların efsanesi Marcos'la baş başa bırakalım:
"Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder.
Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur..."

***

İktidar hıyara benzemez...
"Aman canım kim gelirse gelsin, ha Trump ha Clinton...
ABD'de düzen değişmez" diye söylenmeye başlayan miskinlere, düşünce tembellerine deyin ki; iktidar hıyara benzemez. Altına alırsa kurtulamazsın!
İşte bu yüzden de o iktidar uğruna nice darbeler, terör saldırıları, ekonomik sabotajlar, savaşlar yapılır. Oluk oluk kan akıtılır, nice canlara, kariyerlere kıyılır...
Hatta sırf istedikleri iktidarı alamadı diye yurt dışına kaçıp rakip devletleri ülkesine topyekûn saldırması için saray saray gezen müptelaları bile vardır.
Böyle bir şeydir işte küçümsediğin o iktidar.
Dolayısıyla; iktidarın tırışkadan olduğunu tekrar edenler...
"Göbeğini kaşıyan sıradan halkın," "emekçilerin," "yoksulların" ona asla ulaşamayacağını, belirlemeyeceğini söyleyenler...
ABD'de, Türkiye'de ya da başka bir yerde "kim gelirse gelsin" düzenin asla değişmeyeceği kabulünü dayatanlar ya iktidarı gasp edenlerdir ya da korkaklar.
Orta zekâlılarınsa her olayda ve her zaman olduğu gibi suçu yoktur.
Onlar sadece inanırlar.

***

Yoksa siz hâlâ...
Gençlerin dediği gibi "ciddili" soruyorum.
Trump'ın kazanacağı ihtimalini dilendirenleri "cehaletle" suçlayan kanaat önderlerini, gazetecileri, akademisyenleri ciddiye almaya devam edecek misiniz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.