Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu'nun, partisinden bir vekilin tutuklanması üzerine çıktığı uzun yürüyüşü eleştirenlere itiraz edenler de var.
"Ne var bunda" diyorlar. "Vatandaşlar ya da siyasiler beğenmediği, yanlış bulduğu bir yargı kararını protesto için sokağa çıkamazlar mı?"
"Muhalefet siyaseti yalnızca parlamento sınırları için de mi meşru?"
"Kaldı ki muhalefetin mücadelesinin sandıkta oy verdikten sonra da sürmesi gerekmez mi?"
Bu soruların hepsinin yanıtı elbette!
Merak etmeyin "ama" diye devam etmeyeceğim.
Devletin yerel uluslararası hukuka uygun olarak meşru müdafaa hakkını kullandığı OHAL'e rağmen...
İtirazım, Kılıçdaroğlu'nun eylemiyle, aklı başında kimsenin karşı çıkamayacağı demokratik siyasetin abc'sine dair bu soruların bir alakasının olmamasına.
Çünkü ana muhalefet lideri bir yargı kararının yanlışlığına dikkat çekmek için değil, hukuk devletinin evrensel kurallarına aykırı olarak, yargı kararını sokaktan şekillendirmek üzere yürüyor.
Öyle ya, tüm aşamalarıyla tamamlanmamış bir yargı süreci devam ederken... Yanına birkaç kişi alıp salıverilmesini istedikleri zanlının ya da zanlıların kaldığı cezaevine yürümenin bir hukuk devletinde anlamı nedir? Üstelik de AİHM de dahil tüm evrensel hukuk sistemlerinin denetimindeki bir ülkede...
Eğer bu yöntem normalse, 90'larda yanına kattığı adamlarla nezarethane basıp "yeğen" almaya giden zorba siyasetçilerin "yürüyüşlerine" niye kızdık biz?
Kemal Bey kadar uzun yürümedikleri, CHP'li olmadıkları, yurtdışından, terör örgütlerinden, merkez medyadan destek bulamadıkları için mi?
Parlamento dışında siyaset yapmanın meşruiyetine gelince...
Parlamento dışında, sokakta, meydanda yapılsa da her türlü siyasi eylemin amacı yine parlamentoyu etkilemektir.
Yani siyasiler, yargılama sürerken, sağlık problemi veya başka bir özel durumu olmayan, yasalara göre tutuklanmış mahkûmun- mahkûmların salıverilmesini isteyemezler.
Sokağa çıkmalarının amacı ancak ve ancak, parlamentonun karşı oldukları ilgili yasayı değiştirmesi ya da düzenlemesi olabilir. Zira kişiye özel hukuk talep etmek sadece aşiret devletlerinde, muz cumhuriyetlerinde olur.
Muhalefetin sandığa kadar mı yoksa mezara kadar mı süreceğinin yanıtı ise basit...
Eğer siz seçimden sonra iktidara gelememişseniz... Ve buna rağmen yönetmek ve hatta kuvvetler ayrılığına karşı çıkarak yargıya müdahale etmek istiyorsanız... Yaptığınız şeyin adı tarihte de bugün de, Türkiye'de de, Fransa'da da muhaliflik değil zorbalık, jakobenlik, darbeciliktir...
Parlamento, halkın oyunu siyaset yapmak, kürsüde çözüm üretmek üzere alan siyasiler için olsa olsa, dönmek üzere bir günlük iki günlük terk edilecek bir baba ocağıdır... Yaz tatillerinde fırsat bulunca otuz günlüğüne kaçılan garsoniyerden sonra sığınılacak iç güveysi evi değil!
Ha Kemal Bey ya da başka birisi...
"Arkadaş ben bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin ve tüm çağdaş dünyanın ta eski Yunan'dan beri kabul gören demokratik siyaset kalıplarını, yöntemlerini, birikimini tanımıyorum devrimciyim ben" diyemez mi?
Der demesine...
Ama o zaman da karşısında, halk, hukuk, demokrasi adına var olan devleti ve yargıyı bulur.
Sonrasında da "Vay benim haberim yoktu, jakobenliği, sokak kabadayılığını, devrimci romantizmini oyun sandıydım" demeye hakkı yoktur!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;