Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MELİH ALTINOK

Zorla hasta edecekler

Dünya Sağlık Örgütü, korona aşısının önümüzdeki yıl ortalarına kadar bulunmasını beklemediklerini açıkladı.
Gazeteler dün bu haberi "DSÖ'den dünyanın moralini bozacak haber geldi" şeklinde gördüler. Oysa ciddi bilim insanları bu gerçeği ta pandeminin başından beri dile getiriyorlar. Virüsün insana bulaştıkça değişime uğrayacağını dolayısıyla bulundu denilen aşıların yeni tip virüs üzerinde etkisiz kalacağını söylüyorlar. Tıpkı diğer virüs türlerinde olduğu gibi... Hala grip virüsüne karşı etkili bir aşı bulunamadığı düşünülürse şaşırtıcı sözler olmasa gerek.
Kaldı ki dünyanın moralini bozan, koronayla ilgili gerçeklerin dile getirilmesi değil. Tam aksine, yabancı olduğumuz bir virüse karşı etkisinden yüzde yüz eminmiş gibi uygulamaya sokulan izolasyon tedbirlerinin ve tedavi protokollerinin pratikte bir işe yaramadığının ortaya çıkması.
İşte asıl bu tablo karamsarlığımızı ve çaresizliğimizi körüklüyor.
Sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor. Ama Çin'de yapılan bir araştırma insanların yüzde 80'inin Covid-19'a evlerinde yakalandığını gösteriyor...
Uzmanlar, açık havada bile maske takın diyorlar. Hatta Kanada'nın "en iyi doktoru" cinsel ilişki sırasında bile maske takılmasını tavsiye edebiliyor... Ancak açık havada maske takan sağlıklı insanların ya da çocukların asayiş protokolüne dönen bu tedbir yüzünden ne gibi sağlık sorunlarıyla yüz yüze kaldıkları görmezden geliniyor.
Bugüne kadar testi pozitif çıkan hastalara uygulanan DSÖ onaylı tedavi protokollerin pek çok hastanın durumunu daha da kötüleştirdiğine hatta ölümlere neden olduğuna dair tıp çevrelerinden gelen itiraflara girmiyorum bile.

***


Peki, ne yapalım? Hiç mi tedbir almayalım?
Elbette hayır.
Akademinin lafının üstüne laf etmeye cesaret eden hekimler yolu gösteriyorlar... Evlere kapanıp hareketsiz kalmanın, sosyal ilişkilerden izole olmanın ruhsal ve fiziksel yıkımlara neden olduğunu, bunun yerine kişinin sağlık karnesi özel tedbirlerin ve tedavilerin oluşturulması gerektiğini söylüyorlar. Ruh sağlığımızı koruyarak bağışıklık sistemimizi güçlendirecek reçeteler öneriyorlar.
Kronik hastalığı olan risk grubundaki kişilerin, virüs çeşitliliğinin arttığı kalabalık ortamlara girmemeleri, temizliğe dikkat etmeleri de önemli. Böylece hem koronayla karşılaşmalarını virüsün insanla yaşama alıştığı döneme erteleyebilirler... Hem de hastanelerin yoğun bakım servislerinin iş yükünün artmasına engel olabilirler.
Şu an için birey ve toplum için etkisi kanıtlanmış, yan etkileri en az tek yöntem bu.

***


Medya eğer moralimizi bu kadar önemsiyorsa yapması gereken sadece gerçekleri söylemeye cesaret etmek.
Örneğin, The Guardian'da geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir makale, popülist söylemi papağan gibi tefrika etmeyi gazetecilik, kamu yayıncılığı, bilimsellik sananların ufkunu açacak türden.
Ekvador'daki 28 bin nüfuslu Achuar kabilesinin bugüne kadar yüzde 90'ının enfekte olduğu düşünülüyor. Solunum cihazı, doktor ve ilaç gibi imkânlara sahip olmadıkları gibi, izolasyon tedbirlerine de başvurmayan bu ilkel kabiledeki ölüm sayısı ise sadece 8.
Sizce Achuarların şansı ne?
Her gün ekranlarından yaşlılarına "öleceksiniz" diye korku pompalamayan, gündelik hayatına devam etmek, çalışıp karnını doyurmak için dışarı çıkmak zorunda olan insanları pandeminin sorumlusu diye yaftalayan bir medyadan mahrum kalmaları olabilir mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA