Türkiye'nin en iyi haber sitesi
OKAN MÜDERRİSOĞLU

Üç dönem sendromu: "AK Parti"

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Pakistan ve Kazakistan gezileri, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri açısından hayli verimli geçti. Özellikle, "AK Parti'nin iç dinamikleri, seçim takvimi ve terörle mücadele" konusundaki ipuçları ilerisi için dikkate değerdi.
Bu noktada, iki hususu kayda geçireyim:
1- Seyahate davet edilen medya mensuplarının profili oldukça geniş tutulmuş ve liste dengeli kurulmuştu.
2- Başbakan, her soruya net ve samimi yanıtlar verdi. Bizler, "sorulmadık soru bırakmamaya özen gösterdik" ama birilerinin teşvik ettiği biçimde polemiğe girmeyip, işimize odaklandık.

***

Yurtdışı seyahatler, "Türkiye algısını" analiz etmek için de tarihi fırsatlar sunuyor. Şunu rahatlıkla iddia edebilirim, Türkiye'nin "yumuşak güç" kimliği, büyük ölçüde Başbakan'ın liderlik karizması ile ivme kazanıyor. Bir başka deyişle Erdoğan'ın aurası, dile getirdiği insani tezler, başarıyla geçtiği demokrasi sınavları, "küresel siyasi katmadeğer" yaratmış. Gerek Türkiye gerekse AK Parti'deki pek çok isim hâlâ Başbakan'ın lokomotif rolü ile mesafe alabiliyor.
***

Erdoğan'ın, sıkça dile getirdiği "üç dönem" kriterini bu gezide yeniden değerlendirme şansı bulduk. Görünen o ki partinin bazı kıdemli isimleri "üç dönem sendromu" yaşıyor. En az onlar kadar parti tabanı da yılların deneyim ve birikiminin göz ardı edilmemesi için bastırıyor.
Kuşkusuz, Başbakan da bu gerçeğin farkında. Bu nedenle hem tavizsiz duruşunu yineleme gereği duydu hem de alternatif çözümlere işaret etti.
Türk siyaseti, ilk kez bir liderin üstelik zirvede bulunduğu sırada "özverisine" tanık olacak gibi. Başbakan, 2011 seçimlerinde milletvekili listesiyle başlattığı "doğal yenilenme" planını, iki ileri adımla geliştirmeyi düşünüyor.
1- Sonbahardaki büyük kongrede partinin kurmay kadrosunda değişiklikler yapmaya hazırlanıyor. Böylece, 2014 (yerel) ve 2015 (genel) seçimlerinde AK Parti'yi sırtlayacak kadroları şekillendirmeyi hedefliyor.
2- Belediye seçimlerinde, Parlamento'da 3. dönemini yaşayan bakanların, "başkan adayı" olarak karşımıza çıkacağı anlaşılıyor. Nitekim Başbakan, kamuoyunda merak uyandıran bu soruya, "Neden olmasın?" yanıtını vererek, açık kapı bıraktı.
Bütün bunlara rağmen, siyasi fay hatlarının sınırları "Cumhurbaşkanlığı" seçiminde belirginleşecek. Son MYK toplantısında AK Parti'nin "yarı başkanlık" seçeneği ile "yüzde 50'lik diğer seçmen kitlesinin karşı çıkış nedenlerini" masaya yatırmasını da ayrıca bir kenara not etmek gerekiyor.
***

Ve son konu... "Terör."
Burada sinyaller biraz karışık. Başbakan, hâlâ Kürt sorununun çözümünde "arayış" içinde. Siyasi enstrümanları yok saymamakla birlikte henüz "iyi niyetli ve katılımcı" bir boyutu yakalamış değil. Hem Başbakan'dan hem de bakanlardan edindiğimiz izlenim, "silahlı mücadelenin" önceliğini koruduğu yönündeydi.
1- Siyasetle silahın bağlantısı kesilmeden "çözüm olmaz!"
2- Güvenlik kuvvetleri "savunma" pozisyonundan "aktif operasyon" aşamasına geçti. Uludere olayı ise "operasyon kazası" idi. Önümüzdeki dönemde sürecin seyrine göre "müzakere zemini" oluşabilir.
Bu çerçeveye, Yüksekova ve Şırnak havaalanları gibi stratejik yatırımların "pozitif etkisi" ile din kardeşliği bağını pekiştirecek "mele projesini" de eklemek gerekiyor...
Özetle...
"Askeri, ekonomik, sosyal ve dini" temel tahkim edilmeden "siyasi pencerenin" açılmayacağı kanısı kesinleşiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA