YAZARA MAİL GÖNDER Ne kadar fasıl o kadar yemek

YAZARLAR

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın AB büyükelçileri ile gerçekleştirdiği yemekli toplantı, AB Bakanı Egemen Bağış'ın esprisiyle noktalanıyor:
"Fasılları açarsanız bir yemek daha yersiniz. Fasıl yoksa yemek de yok!"
Başbakan Erdoğan, geleneksel olarak 6 ayda bir AB büyükelçileri ile bir araya geliyordu. Ancak son 1.5 yılda fasıl açılmamasına tepki olarak yemeklere ara verilmişti. Tam da bu dönemde AB'de mali kriz patlak verdi ve Rum Dönem Başkanlığı başladı. Böylece Türk dış politikasının batı penceresine adeta perde çekildi. Suriye'deki iç çatışma, İran kaynaklı nükleer gerilim, Bağdat yönetiminin basiretsizliği gibi faktörlerle dış politikanın doğu penceresi ise sonuna kadar aralandı. Haliyle toplumda, bölgesel sıcak çatışma kaygısı, aydın kesimde ise eksen kayması tartışması alevlendi.


***

AB Bakanı Bağış'la Londra'da geçirdiğimiz iki gündeki izlenimler, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Fransız mevkidaşı ile görüşmesinden sonra gelen "Bölgesel Politikalar faslı açılıyor" haberi bizde "pozitif etki" yarattı. Ama bu gelişmeler, şu sorulara engel değildi:
"İyi de Başbakan, AB'ye neden bu kadar sert çıkıyor? Niçin Şanghay Beşlisi'nden de söz ediyor. Yoksa blöf mü yapıyor?"
Bağış'ın, bu sorulara yanıtı netti:
"Türkiye, AB sürecinden vazgeçmedi. Ancak AB'nin tavrı saygısızlık. Başbakanımız, 'Fazla naz âşık usandırır' derken bu çıkışların uyandırıcı etkisi oldu. Bu seviyedeki siyasette blöf olmaz. Arkasında duramayacağın blöfü yapmazsın. Başbakanımız gerçekçi!"

***

AB ile ilişkilerde yeni yol haritası çizilirken terörle mücadelede işbirliği boyutunu da ihmal edemeyiz. Hele hele Almanya Başbakanı Angela Merkel'in 25 Şubat'ta Türkiye'de olacağı dikkate alındığında terör dosyası daha da önem kazanıyor. Egemen Bey, bu noktada özenle seçilmiş cümleler kurdu:
"Avrupa, bazı adımlar attı ama terörün finansmanının önlenmesi ve suçluların iadesi konusunda beklenen hassasiyetin gösterilmediği de doğru. Avrupa'da 5.5 milyon Türk var. Bunların kendi içinde ayrışması, bizdeki çatışmaların AB'ye yansıması ihtimali onları rahatsız ediyor. 'Bana dokunmayan yılanı kışkırtmayayım' yaklaşımı hâkim olabiliyor. Bu nedenle terör örgütünün silah bırakma süreci AB açısından da önemli. Yani, 'AB süreci İmralı'dan geçer' klişesinin aslı astarı yok! Kuşkusuz terörle mücadele uluslararası işbirliğini gerektiriyor. Ama çözmeye çalıştığımız Türkiye'nin iç meselesi ve kendi kendimize halletmemiz gerekiyor. Üstelik bu süreçte ne kadar az konuşursak o kadar iyi!"

***

Bütün bunların yanında beni umutlandıran, Bakan Bağış'ın şu analizi idi:
"Aşırı özgüven için çok erken. AB standartlarını yakalamak için atmamız gereken adımlar var. Reform sürecinden kopmamamız lazım. Halkımızın daha demokratik, daha şeffaf, daha saygın, daha özgüvenli, yasaklardan arınmış bir ülkede yaşamasını arzu ediyoruz. AB Bakanı olarak AB'nin bu standartlarını önemsiyorum. Önce o standartları yakalayalım, üyeliği sonra düşünürüz. Özellikle Müslüman oluşumuzun bir avantaj olduğuna AB'yi ikna etmemiz lazım. Türkiye'nin, demokrasiyi İslam değerleriyle bir arada yaşatma gücü Avrupa'yı kemiren hastalıkların panzehiridir!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.