YAZARA MAİL GÖNDER Meydanların dili: "Fil, aslan, çakal"

YAZARLAR

Türkiye'nin, yüzde 50'lik iki siyasal dilime ayrılıp, kutuplaştırılmasına karşı hepimiz uyanık olmak zorundayız! Zira 30 Mart sonrası için kurgulanan oyun bugünden tüm açıklığıyla görülüyor. AK Parti iç ve dış oyunlara karşı direndikçe, anketler ve meydanlar "Yıkılmadık, ayaktayız" dedikçe planlar güncelleniyor. Deniyor ki:
"AK Parti, seçmenin yüzde 50'sinin temsilciliğine indirgenecek, kalan yüzde 50'lik kesim demokratik alternatif üretilemediği için sokakta arayışa teşvik edilecek! Böylece, alınan oy oranı yüzde kaç olursa olsun yönetsel huzuru kaçmış bir ülke tablosu yaratılacak!"

***

Bir süredir, iktidar karşısında açılan genişletilmiş cephenin tezlerine, itirazlarına hatta tepkilerine daha fazla kafa yoruyorum. Ama aynı zamanda bu muhalif cephenin aktörlerini AK Parti için meydanları dolduran milyonların mesajını okumaya davet ediyorum.
Önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan'la Mersin ve Aksaray'da idik. İki ayrı şehirde miting için toplanan kitlenin arasına karışıp nabız tutmaya çalıştım. Bizlerde bilgi yoğunluğu olduğundan, bazen sadeleştirmekte zorluk çekebiliyoruz. Oysa vatandaşın kafası net. 17 ve 25 Aralık operasyonlarının perde arkasını görebiliyor. Nitekim, Mersin Tevfik Sırrı Gür Stadı'nın yakınlarında sohbet ettiğim bir genç şöyle diyordu:
"Abi, olup bitenin farkındayız. Lideri, fil sürüsünden ayırıp, aslanlara parçalatacak, çakallara yedirecekler. Biz buna müsaade etmeyiz!"
***

Peki, "Yağmur, kar demeden miting alanlarına akın edenler niçin oradalar?"
Tabii ki Tayyip Erdoğan için... Ona inanıyor, güveniyorlar. "Başbakanı yedirmeyiz. Hesabı olan sandıkta görsün" diye çıkışıyorlar. Ama başka faktörleri de sıralıyorlar. Örneğin, meydanlara çıkanlar kendilerini artık daha özgür hissediyorlar. Aksaray'da karşılaştığım bir işadamı bu durumu şöyle açıklıyordu:
"Vatandaş, zorunlu bağıştan bıkmıştı ancak sesini çıkaramıyordu. Her yere yayılan, kimsenin soluk almasına imkân tanımayan, gönüllülük maskesi altında aslında güç gösterisi ile para toplayan, kadrolaşan bir yapı vardı. Şimdi korku eşiği aşıldı!"
***

Şurası da bir gerçek... Seçmen, 31 Mart'tan itibaren AK Parti'den "özeleştiri" de bekliyor. Lâkin bizdeki siyasal kültürün samimi değerlendirmeleri bile zafiyet gibi yorumladığını da göz ardı etmiyor. Buna rağmen, o soru zihinleri kurcalamaya devam ediyor: "Paralel yapı bu kadar büyürken neden zamanında önlem alınmadı?"
Bu soruyu hem miting meydanlarından hem de Başbakan'ın uçağından yansımalarla ben cevaplamaya gayret edeyim:
İstihbarat birimleri belli tespitleri paylaşır. Fakat bürokrasi ile siyaset farklı işler. Bürokrat, "sıfır zamanlı çalışır." Bir tespit ve önerisi varsa söyler, o anda adım atılmasını bekler. Devlet yönetimi ise "bir kala esasına göre çalışır." Stratejik düşünür, dengeleri gözetir. Karar vermek için sürecin olgunlaşmasını bekler. Riskleri görse bile suça dönüşmeden harekete geçmez.
Bugün yaşanan da budur! Mesele, klasik manada Cemaat değildir. O ekolle bir araya gelip, milli güvenliği tehdit eden örgütlü unsurlardır!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.