YAZARA MAİL GÖNDER Su prensibi sadece su içmek demek değil

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Ciltte bir su kaybı söz konusu ise; buradaki hücreler kaybettiği suyu başka bir organa ait hücrelerden bulmaya çalışacaktır. Su prensibi sadece su içmek değildir, cildi her türlü şekilde besleyebilmektir

Su prensibi, sadece günde dört, sekiz ya da 12 bardak su içmekle ilgili değildir. Ancak yine de su içmekle ilgili fikirlerimi de kısaca paylaşacağım. Ben, suyu hücre içerisine alarak orada tutmaktan ve böylece vücudunuzdaki trilyonlarca hücreden her birinin tam kapasite ile çalışmasını sağlamaktan söz ediyorum. Oksijen ve su, ihtiyacınız olan en önemli maddelerdendir ve yaşlanma ile ilgili bildiğimiz her şey bize, su kaybının yıllar süren hikayesinin fonksiyonlarda düşüşe neden olduğunu gösterir. Doğum anında vücut ağırlığımızın yüzde 75'ini su oluşturur, ancak zamanla hücrelerimiz su tutma kabiliyetini yitirir. Ortalama olarak, bir yetişkinin vücudundaki su oranı yüzde 60'tır. Doğuma oranla vücut suyundaki yüzde 15'lik bir azalma çok büyük gibi görünmese de, bir bebekle 70 yaşındaki bir yetişkinin yanaklarını karşılaştırdığımızda bu farkın ne denli büyük olduğunu görebiliriz.

DERİ YAŞLANMAYI YANSITIR

Deri, vücudun görünebilen en büyük organıdır ve su kaybı da dahil olmak üzere vücutta meydana gelen yaşlanma sürecini yansıtır. Kuru, ince ve sarkık bir cilt gördüğümde problemin orada bitmediğini bilirim. Bu, bana hasar görmüş, susuz kalmış hücre ve lifler ve hepsinin içine gömülü bulunduğu jölemsi maddede oluşan hasarın; kalp, kaslar, karaciğer, damar duvarları ve eklemlerde de aynı şekilde mevcut olduğunu gösterir. Vücuttaki bütün hücrelerin arasında ayrı ayrı bağlantı vardır. Bu sebeple eğer epidermiste su kaybı söz konusu ise; buradaki hücreler kaybettikleri suyu başka yerlerden bulmaya çalışacaktır. Kaybettiği suyu hücreler arasında dolaşan sıvıdan, komşu bir hücreden ya da altında bulunan dermisten, daha sonra dokular ya da diğer organlara ait hücrelerden elde etmeye çalışacaktır. Tıp fakültesinde okurken bir hastanın susuz kalıp kalmadığını tespit etmenin en çabuk yolunun, elinin üzerindeki deriyi çimdiklemek ya da deriyi tutarak, çekip bırakmak olduğunu öğrenmiştim. Eğer, deri anında eski haline dönmezse, hastanın daha çok sıvıya ihtiyacı var demektir. Bu test genç yetişkinlerin çoğunda işe yarasa da yaşlılarda, öyle olmadığı halde sanki ciltleri susuz kalmış gibi tepki verir. Bu kısa süreli ve kolay test, nemsiz bir ciltte bir saniye, nemsiz ve aynı zamanda güneşe maruz kalmış ciltte çok daha uzun süre, çıkıntı oluşturacak şekilde kalıcılık gösterebilir. Yaşlıların cildi uzun zaman önce su tutma kabiliyetini yitirir ve cilde esnekliğini veren yapılar da onarılamayacak şekilde hasar görmüş olur.

SU HAYATİ ÖNEME SAHİPTİR

Hastalarımı tedavi ettiğim seneler boyunca öğrendiğim; vücudun ana organlarında bulunan suyu muhafaza edebilmek için bir savunma mekanizması geliştirdiği, ancak ciltte bir su kaybı olduğunda vücudun başka organlarında da suyun kesintiye uğradığıdır. Su, her canlı için hayati bir role sahiptir. Su, bir hücrenin kendini çökertmesine engel olan madde olduğu için, vücudun doğal kimyasının amaçlarından biri; beyinden kalbe, kalpten karın boşluğundaki organlara kadar her bir hücrenin içeriden su ile doldurulmuş ve dışarıdan nem ile temas halinde tutulmasıdır. Su ayrıca kana hacim verir ve dokulara nüfuz etmesini kolaylaştırır. Bunu cildinizde görebilirsiniz.

TÜM HÜCRELER SUYA İHTİYAÇ DUYAR
Yeterli su kaynağı olmadığında:
Deri hücreleri parçalanır.
Deriyi destekleyen yapılar sertleşir ve esnekliğini kaybeder.
Cilt tabakaları incelir ve düzleşir.
Damar duvarları kırılgan ve delikli bir hale gelerek, eski borular gibi su sızdırır.
Besinler dağıtılamaz ve atık maddeler dışarı atılamaz. Su kaybı ne kadar çok olursa, kırılganlık ve bariyerin delinebilmesi o kadar fazla olacaktır. Bu güçsüzleşme daha da çok su kaybına yol açacak, yıkıcı ve kendi kendini süründüren döngü harekete geçecektir. Siz, su kaybetmeye bir son verebilirsiniz. Hayati önem taşıyan güçlü bir bariyer oluşturabilir, böylece sadece genç bir görünüme sahip olmakla kalmaz aynı zamanda su kaybına karşı kendini koruyan ve tam kapasite ile çalışan bir cilde sahip olabilirsiniz. Karaciğer, kalp, deri hücresinin farklı amaçları olsa da ortak bir noktaları vardır; her biri, büyük kısmı su olan sitoplazma ile doludur. Vücuttaki tüm hücreler en yüksek kapasitede işlev görebilmek için maksimum seviyede suya ihtiyaç duyar.

CİLDİNİZİ İÇERİDEN SU İLE DESTEKLEYİN
Elbete dahili nemlendirme sisteminizi canlandırmak için bol miktarda su içmeniz gerekir. Ancak içtiğiniz suyun belirli bir üst limiti aşan kısmı dışarı atılır ki bu üst limit her insan için değişkendir ve aktivite seviyesine göre farklılık gösterir. Hücrelerinizi, hücre zarını oluşturan lipitlere zarar veren serbest radikallerden korurken aynı zamanda bu zarı, yağ asitleri ile besleyebilirsiniz. Bunun için beslenme rutininize balık ve omega 3 açısından zengin besinler eklemek gerçekten çok yardımcı olacaktır. Bunlar aynı zamanda hücre zarındaki lipitlerin kaybına yol açan enflamasyonu azaltır. Lesitin, hücreleri çevreleyen lipit tabakası için önemli bir yapıtaşıdır ve hücre zarının oluşumunda rol oynar. Lesitin hücre duvarlarının bütünlüğü açısından o kadar önemlidir ki, vücudumuz kendi lesitin ihtiyacını karşılayacak şekilde donatılmıştır. Dışarıdan ise soya fasulyesi, karaciğer, kabak ve yumurta sarısından da lesitin alabiliriz. Kolin ise başka bir lesitin bileşenidir. Bunu ise yine karaciğer, kabak ve yumurta sarısından alabiliriz. Ayrıca bu gıdaların kısa süreli hafızayı güçlendirdiği de saptanmıştır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.