Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ÖNERİ-YORUM ŞEREF OĞUZ

Standartları yükseltmek için altın fırsat doğdu

SABAH EKONOMİ VAN'DA

Hadi dün, "erkendi" diyelim. Ama bugün? Daha nitelikli kentler kurmak için bundan daha uygun fırsat olur mu? Dünya metropollerinin başlıca dönüşüm çağları; felaketlerin ardından gelmiştir. Büyük Londra yangınında binlerce ev kül olmuş ve krallık, evsizlere başka yerde konut sağlarken kentin dünya metropolüne dönüşmesi adımı atılmıştı. 1666'dan bu yana hâlâ uygulanan yüksek kent standartları şekillenmişti.
Mesela Paris; 3. Napolyon dönemine dek, Ortaçağ kalıntısı, çarpık yolları olan ve pisliğin sokaklardan aktığı bir kent idi. Kedi büyüklüğündeki fareleri, Parislileri tehdit eder hale gelmişti. Veba salgını "doğal" kabul edilir, posta arabaları istedikleri yerde durur, saatlerce caddeyi trafiğe kapatabilirdi. Sağlık tehlikesi 3. Napolyon'u harekete geçirdi ve öncelikle kent; hijyen kılındı. Ardından vizyoner vali Baron Haussmann; "Paris, yalnızca Parislilerin değildir" ilkesiyle bir dünya kenti kurmak için kolları sıvadı. Geceler boyu çalışılarak ulaşılan yüksek standartlar, bugün hâlâ korunduğu içindir ki bu kente gelen turist sayısı onlarca ülkeden fazladır.
Benzer örnekleri dünyanın pek çok yerinden vermek mümkün. Anlatmak istediğim; daha iyi bir kent kurmak için niyetler değişse de harekete geçmek için genelde bir kırılma noktası gerekliliğidir.
Depremden daha büyük kırılma noktası olur mu? Son örnekte gördük ki TOKİ'nin evlerinden sıva bile dökülmemiş. Oysa göçen binalara, "metreler" mesafesinde yükselirken...
Daha yüksek standart, daha büyük bütçeler gerektirir. Doğrudur... Bundan 10 yıl önce "belki erkendi" derken, fert başına milli gelirin 2500 $ civarında olan bir anlayış kuşağından söz ediyoruz. Bugün fert başına gelir 10 bin $'ı aşınca, belediyeciliğin de kentleşmenin de bireylerin konuta bakışının da değiştiğini görüyoruz. Ancak "fikirlerimiz gelişse de" hayatımızı, alışkanlıklarımız yönetiyor. Eski kötü alışkanlıklarımızı (çarpık kentleşme, estetikten yoksunluk, çürük bina, kötü zemin, ucuz malzeme, bilgisizlik, matematiği ihmal, statiği inkâr) değiştirmek için bundan güzel fırsat olur mu?
Günlerdir deprem bölgesindeki incelemelerim ve öğrendiklerim ışığında belirginleşen önerilerim var. Beton, bilimin işidir; Her önüne gelenin çimento, çakıl ve kumu, kafasına göre "karmasına" izin verilmesin artık. Biliyoruz ki her bina çeşidine ve uygulama alanına göre farklı beton bileşeni var. Zaten sorun; "bir kürek ondan bir avuç bundan biraz da çimento" zihniyetinden kaynaklanmıyor mu? Betonu "yetkin olmayanların" üretmesi, kullanması yasaklanmalı. Resmi testi geçemeyen beton, bahçe avlusuna dahi dökülememeli.
İskân, bir formalite değildir
; Bizim kuşaklar, inşaatı iskana dönüştürmede aranan zorunlu şartları; "bürokratik engel" biçiminde algıladı. Bu yüzden altında otopark olması gerekirken, fazladan kapıcı dairesi ürettik ve arabalarımızla sokakları trafiğe daralttık. Bugün tercihimiz, "yüksek yapı standartları, bağımsız kurumlar tarafından onaylanmadan eve girmemek" olursa; olası depremlerde sallanır ama en azından enkazın altında kalmayız.
TOKİ standartları, zorunlu olmalı. Ancak sorun bunları, Van ve Erciş'te yıkılan binaları yenileyecek müteahhitlerin uygulama zorunda olmamasıdır.
Denetim bağımsız olmalı; Yapan ile denetleyenin kesinlikle ayrışması, aralarında herhangi bir "muvazaaya" fırsat verecek bağların olmaması sağlanmalı. Bu sayede yüksek standartlar hayata geçebiliyor.
Cezalar caydırıcı ve uygulanabilir olmalı; Eskiden de ceza vardı. Ancak ya seçim atmosferinde "imar affı" gelir veya cezalar oy uğruna silinirdi. Fakat kötü yapılaşma devam eder, çürük binalar "canlı kabir" gibi kullanılırdı. Son 10 yılda onbinlerce cana mal olmuş, pahalı bir ders aldık; eğer cezalar caydırıcı değilse, bir işe yaramıyor. Caydırıcı ceza ise gerekçesi açık, adil, istisnasız herkese uygulanabilendir.
Aklı ihtirasın önüne koymalı; Aklı dışarıda bırakan hiçbir sistem, sürdürülebilir olamaz. Kentler ve binalar da öyle... Daha fazla yer açmak için bina kolonunu kesen zihniyetin yeri hapishane değil, tarihin çöplüğü olmadıkça, tahliye edilen bu zihniyet, kaldığı yerden kenti de toplumu da çürütmeye devam ediyor.
Netice; Depremler, en büyük zihniyet dönüştürücülerindendir. Bu da bize standartlarımızı yükseltmek için altın fırsat sunuyor. Akıllıysak tabii ki..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA