YAZARA MAİL GÖNDER Balbay'ın özür borcu var

YAZARLAR

Türkiye'nin vesayet sistemiyle mücadelesi hiç kolay olmadı. Gelgitler yaşandı, bir adım ileri iki adım geri atıldı hatta zaman zaman "Bu iş burada bitti" bile denildi.
Ama her şeye rağmen istenilen gibi olmasa da Türkiye vesayetle mücadelede önemli bir noktaya geldi.
Şimdi geriye dönülüp bakıldığında o süreçte yanlışlar da yapıldı. Haksız tutuklamalar ve uzun tutukluluk gibi...
Gazeteci Mustafa Balbay da uzun tutuklu kalanlardan biri. Çok daha önce tahliye edilmesi gerekiyordu.
Yargı içinde farklı güç odakları vardı ve onların direnci insanları mağdur ettiği gibi yargıyı lekeledi; Türkiye'nin vesayetle mücadelesine de büyük zarar verdi.
Şimdi Anayasa Mahkemesi, biraz geç de olsa bireysel başvuru hakkının gereğini yerine getirerek Mustafa Balbay'ın özgürlüğüne kavuşmasını sağladı. Darısı diğer milletvekilleri ve tutukluların başına.
Balbay'a "geçmiş olsun" diyorum. Cezaevi çıkışında söylediği gibi içinden geçtiğimiz süreç üzerine sünger çekilecek ve unutulacak bir süreç değil ama kin güdülmesini gerektirecek bir süreç de değil.
O yüzden hem kendimiz hem de ülke samimiyetle geçmişle yüzleşmeli. İşin yargı boyutu nasıl sonuçlanır bilemem ama en azından gazetecilik ve vicdani açıdan bu yapılmalı. Tam da bu nedenle Balbay'ın Türkiye toplumuna bir özür borcu olduğunu düşünüyorum.
Yoksa ne şu söz; "Ben bu aşamadan sonra Türkiye'de gerçekten hukuku arayanların, bu ülkeye barışın gelmesini isteyenlerin mücadelesine ortak olmak üzere kendimi daha büyük bir sorumlulukta hissediyorum" anlamlı olur, ne de arşivler insanın peşini bırakır.
Bakın Tarih 10 Şubat 2004... Salı günü Etimesgut Jandarma Eğitim ve Spor Tesisleri'nde (JEST) sohbet. Saat 17.15-20.00 arası. Gazeteci Mustafa Balbay, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'a şöyle diyor:
"Olur, olmaz ayrı konu, şöyle bir senaryo düşünüyorum. Şimdi siz de söylediniz kuvvet komutanları blok, 4 kişi... Altında ordu komutanları, orgeneraller, korgeneraller blok, onun altında tümler, tuğlar blok, hepsi bir araya gelse ve dese ki: Sizinle olmuyor... İşte Kara, Genelkurmay olur, siz Karaya geçersiniz, İzmir'deki Jandarma olur, İstanbul'dakini de artık ne yaparsanız. (Sizinle olmuyor dediği dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök)
Şener Eruygur: Ya o, siz gidin derse...
Balbay: Diyemez... Tümünüzü karşısına nasıl alır.
Şener Eruygur: Evet, diyemez, ama... (uzun süre sustu, düşündü.
Çok değil, 10 yıl önce eli silahlı askerin susup düşündüğü öneriyi getiren bir gazeteciden söz ediyoruz. Ayrıca o gazeteci o askerlerin nasıl bir sistem kuracağını da iyi biliyor:
23 Nisan notlarında "Fatih ve ŞENEL'le Şeratonda sohbet" adı altında şu satırlar yer alıyor:
"Yav, biz bu işi 28 Şubat'ta bitirecektik. Bunu o gün üç kişi planladık, Bir, Fevzi, ben. Her şeyi hazırladık. Bakanlar kurulunu dahi. Müsteşarları bulmak zordu onları da tamamladık. Karadayı bizi uyuttu. Az sonra dedi, hemen dedi. Hükümet devrilsin ondan sonra dedi.
Artık gelip 10-15 yıl gitmeden işleri halletmek gerekiyor. Üstelik o ara AB de yoktu. Kopenhag olmamıştı. Şimdi her şey çok daha zor...
"
10-15 yıl kalacak bir askeri darbeye destek vermeyi yok hükmünde saymak mümkün mü? Bu yüzden adli mahkemeler ne karar verirse versin aslolan vicdanlarda beraat etmektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.