YAZARA MAİL GÖNDER Demirtaş'ın vizyonu

YAZARLAR

Önceki gün üç cumhurbaşkanı adayının "vizyon" toplantılarının sonuncusuna katıldım. HDP Adayı Selahattin Demirtaş, İstanbul Şişli Kültür Merkezi'nde basının önüne çıktı.
Salona girdiğimde ilk dikkatimi çeken son 30-40 yılda hiç değişmeyen "eski tüfek" sol aktörlerin ön planda olmasıydı. Kadınlar ve gençler çoğunlukta olmasına rağmen salona damgasını vuran ruh, onların ruhuydu. Demirtaş'ın konuşması da o ruhla örtüşen bir konuşmaydı.
"Yeni yaşam çağrısı" başlığıyla yaptığı o konuşmanın içinde, "Türkiye'deki bütün halkların, inançların, birlikte birbirine benzemeden özgürce yaşaması" gibi anlamlı ve kulağa hoş gelen genel bir önerme vardı ama bu yaşanan gerçeği anlatmaya yetmiyordu.
Sanki son 12 yılda, hatta çözüm süreciyle çatışmasızlığın yaşandığı son iki yılda hiçbir şey yapılmamış, içeride ve dışarıda Kürt meselesinde yeni gelişmeler olmamış, türban sorun olmaktan çıkmamış, azınlık haklarının iadesinde adım atılmamış, çözüm sürecinin yasal altyapısı meclisten geçmemiş, Ermeni taziyesi yayınlanmamış gibi davranıyordu.
Bir anlamda karşımızda, önüne Türkiyelileşmek perspektifi koyup her çevreden oy almak isteyen, olup bitenlerin hakkını teslim eden bir Kürt siyasi aktöründen çok, CHP tabanına, Gezi çevresine, Erdoğan nefreti üzerinden siyaseti dizayn etmek isteyen sol aydınlara hoş görünen bir aday vardı. Dış politika yaklaşımı da ekonomiye yönelik eleştirileri de 17 Aralık darbesine imza atan paralel yapıya ilişkin söyledikleri de bu aklın bir ürünü.
Demirtaş, güçlü hitabeti ve nüktedan yaklaşımıyla sempatikti ama siyaset dili ve yaklaşımı için aynı şey söylenemezdi. Bu yüzden işi zor... Önünde yerel seçimlerde denenmiş ve hüsranla bitmiş bir Sırrı Süreyya Önder deneyimi var; karşısında çözüm süreciyle Kürtlerin sempatisini toplamış bir Erdoğan gerçeği var. Dahası kulaklarında bir hafta önce Öcalan'ın 10 Ağustos'taki cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin söylediği şu sözler var: "Barışa giden yolda tarihsel bir referandum özelliği taşıyacaktır."
Demirtaş, vizyon konuşmasında hiç bu alanlara dokunmadı. Konuşması bittikten sonra yöneltilen sorulardan da anlaşılıyor ki ondan beklenen de bu değildi. O toplantıda gördüğüm kadarıyla Demirtaş'ı solun ve medyanın ilgi odağına oturtan "Türkiyelileşmek isteyen Kürt kimlikli bir siyasetçi" olması değil, Başbakan Erdoğan karşısındaki tutumu... Ona dokundukça alkış ve övgü aldı. Bunu sorulan sorulardan da anlamak mümkün.
En çok merak edilen de ikinci turda kimi destekleyeceği. Çözüm süreci nedeniyle ikinci turda Kürtlerin Başbakan Erdoğan'a yöneleceğine kesin gözüyle bakıldığı için medya ısrarla Demirtaş'ın şimdiden bir tavır koymasını istedi. Demirtaş da bu soruları "Biz, birine destek olmak için oy istemiyoruz. Bu yüzden ikinci turda kimseden yana tavır koymayacağız" diyerek geçiştirdi.
Gerçekten Demirtaş'ın işi zor... Hem çözüm sürecine sahip çıkacak hem de çözüm sürecinin muhatabı olan ve 100 yıllık Kürt meselesini çözmek için elini taşın altına koyan Başbakan Erdoğan'a düşman olanların oyunu alacak.
Salondan ayrılırken, çok kritik bir yıl olan 2012'de Leyla Zana'nın söylediği şu sözü hatırlıyorum: "İnanıyorum bu işi Erdoğan çözer..." O sözle Demirtaş'ın sunduğu vizyonu karşılaştırıyorum. Aradaki farkı 10 Ağustos'ta göreceğiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.