Türkiye'nin en iyi haber sitesi
AYŞE ÖZYILMAZEL

Bodrum'dan kaçış

Deselerdi; "Ayşe üç dakikada, sadece üç dakikada bavul hazırlayacaksın, içine her şeyi koyacaksın" kah kah gülerdim.
Batsın bu insanoğlu. Yanında da klişelerini götürsün inşallah.
Ayıptır söylemesi, Bodrum'da mis gibi evimiz var. Bütün yaz kalma hevesiyle üç ay kiralamışız.
Havuzu, bahçesi, yeşili, manzarası, kocaman odaları, adamı aşçıların kralı yapacak kıvamdaki mutfağı falan. Çek fotoğrafını koy en havalı dekorasyon dergilerine.
Yeni evlendik ya "Gak" desem gak, "Guk" desem guk günlerini yaşıyorum. Resmen hayatımın Lale Devri'ndeyim.
Dırdır ettiğim an Yüce Rabbim çarpar. İlk kez kazınacak bir şey yok hayatımda, tırnaklarım sökülmüş durumda.
Özetle; kebaptayım.
Ama... Evet itiraf ediyorum, bu sefer de buldum büyük harflerle yazacak bir "AMA".
Ama çatlayacağım sıkıntıdan.
Kocamı nasıl seviyorum, dondurup çerçeveletesim geliyor, o derece. Kimseler görmesin istiyorum, kıskançlığım zirvede.
Ama patlayacağım bu Tükbükü manzaralı F tipi evden.
Her gün aynı şey, her sabah aynı ev. Haftalardır günlük tenis oynama seanslarımız dışında burnumuzu çıkartmadık bu evden.
Sebep 1: Keyifle gideceğimiz yer bulamıyoruz Bodrum'da (Gümüşlük de elimizden alındı).
Sebep 2: Kameralarla fotoroman hayatı istemiyoruz. Normal çiftler gibi olamaz mıyız? Neden ki?
Kuzenler geldi gitti, arkadaşlar geldi gitti, klipler çekildi bitti, baş başa yıldızları seyrede seyrede yıldızlar tükendi. Yemekler pişirildi, sofralar kuruldu. E o da yetti.
Dinlene dinlene aşırı marine edilmiş dana etlerine döndük.
Hem ikimizde de bünye hiperaktif. Ona buna dadanmadan, sokaklarda dolanmadan, ne bileyim mesela kitapçılarda vakit geçirmeden, sinemasız, konsersiz, şehirsiz perişanız (kitap, sinema olayı bende tabii).
O güzelim havuz gözümüzde oldu mu bataklık. Kocama çaktırsam yanlış anlar korkusu da fonda gırıldıyor.
Hem ben köşedeki büfeciyle iki laf etmesem, domatesi biberi manavdan kendim seçmesem, boş boş yollarda yürümesem, Beyoğlu'ndan CD'ler plaklar almasam, stüdyoda çalışmazsam ben olamam ki.
Komşuya sabah kahvesine gidip yemek tarifi alacak ayarda da değilim. Ay resmen delireceğim.
En son Ali'ye kabak rendeletmeye çalışıyordum ki halimiz sit-com'ların kralıydı. Koca evde mutfakta oturmamız kaç puan, bilen var mı?
Gördüğünüz gibi Lale Devri yazarınıza fena halde bastı yani.
Neyse, geçen sabah yine uyandık kahvaltı falan derken kendimi gazeteler elimde Seda Sayan'ın yeni sezon programını beklerken yakaladım. Dedim "Tamam kızım, buraya kadar."
Ali'nin karşına dikildim ve bir çırpıda "Aşkım ben İstanbul'a gitmek istiyorum" dememle adamın yüzüne gözüne neşe gelmesin mi.
Meğer o da günlerdir bana aynı şeyi söylemek istermiş de yanlış anlarım kaygısıyla susarmış.
Ben kendini tutama atla adamın boynuna, başla ağlamaya. Sevinçten tabii. Nasıl ağlıyorum. Sanırsınız ÖSS'de birinci geldim.
İkimizde de bir coşku, bir enerji üç dakikada bavulları yaptığımızla soluğu İstanbul'da aldık.
Bu sabah benim iki odalı ufacık evimde uyandık. Ali ben uyurken gitmiş kahve- poğaça almış. Evim üç adımda bitiyor ama mutluluk üç bin beş yüz kilometre. Bilgisayarlarımızı yemek masasının üstüne yerleştirdik, karşılıklı çalışıyoruz, müzik dinliyoruz.
Mümkünse Bodrum'a dönmeyi düşünmüyoruz. Mümkünse bu küçük evde, kendimiz gibi, istediğimiz gibi, akışında, doğalında, dekorsuz bu evde hayatımıza devam etmek istiyoruz.
Ohh be! Bize kim dedi ki; "Sosyetik evli çift kafasına girin" diye. Sanırım kısa süreli kayışları mı yaktık ne.
Ohh be! İstanbul seni ne çok özlemişiz. Başlarım Türkbükü'ne, Bodrum'una, havuzuna.
Demem o ki; Ey okurlar! Bırakın klişeleri, olun kendiniz gibi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA