YAZARA MAİL GÖNDER Yenisini alırsın n'olcak

YAZARLAR

Esasında herkes kendi hayallerinden sorumlu. Ve fakat maalesef bu hayaller gerçekleşmeyince karşıdaki sorumlu. Onu bunu bilmem hayallerine sahip çıkacaksın arkadaş, hayalde bırakmayacaksın.
"Kızım kaç yaşına geldin hâlâ hayal peşindesin" dedi annem, der, annelerin 'deme' sistemleri asla kapanmaz. Kusura bakmasınlar ama hayal kurmadan da yaşanmaz. Robot muyuz biz, ot muyuz? Hem bir yerde okumuştum; hayal kurmak geleceği makro ölçülerde yaşama isteğiymiş.
Hayallerin yüreğin kadardır. Doğru değil mi ama?
Peki, hayal kurmak çok güzel de ya sonra? Ya olmazsa? Ya da ya kavuşursak onlara?
Dün gece bir arkadaşımla geçmişten söz ediyorduk, evimizden, aile yaşantımızdan bahsediyorduk. Sohbet bir türlü geçememişlerde seyrederken, geçenlerde sahaftan aldığım Gönül Akkor'un 45'liğini çalmaya başladım. Gönül Akkor muhteşem sesiyle 'Kemancı'yı söylüyordu. Aile dostumuzdu. Artık çocukken ne kadar etkilenmişsem ne zaman ondan söz etsek önce oturuşu ve yürüyüşü gelir aklıma. Böylesine dik duran, oturan, yürüyen başka birini tanımadım şu hayatta.
Üşenmedim tespit ettim, bende Duygusal Bulimia var. Hani aşırı yemek yiyip kusanlar var ya, ben de bünyeme aşırı duygusal yükleme yapıp yapıp kendime koşup kusuyorum. Çok salakça, hiç olgun insanlar gibi değil bildiğin çocukça ve karşıdakini korkutucu bir durum.
Ne yapacağımızı bilmediğimiz yegane şey duygular.
Esasında herkes kendi duygularından sorumlu.
Artık pek popüler olmasa da ben hâlâ dergi alıyorum. Çoğunun akıllı telefon uygulamaları, internet siteleri var ama ben yine de sevdiğim dergileri ellerimin arasına alıp okumayı seviyorum. Bu ayın dergisi #tarih.
Yapımcı-Sunucu Acun Ilıcalı Meryem Uzerli'yle programlarında jüri üyesi olmak için anlaşmış. Süper karar, Acun her zaman doğru seçimler yapıyor. Bu arada, 'Kim Milyoner Olmak İster'deki sunumuyla 'yarışmayı en rahat sunan sunucu' unvanını bileğinin hakkıyla aldığını da yazmadan geçemeyeceğim.
Ben diyorum 'Bu yaz olmadı' diye. Hele bu yaz İstanbul hiç olmadı. Temmuz mu, mart mı belli değil. Havası da enerjisi de hiç yaz gibi değil. İnsanın ceketini almadan çıkası geliyor.
Kontrolü zihnine kaptırdın, yandın. Misal ben beş gündür tek bir şeyi düşünüyorum. Ama öyle böyle düşünmek değil. Sabah kalkıyorum o, yürüyüşteyim o, çalışıyorum o, yemek yerken o, satır okuyamıyorum, bir yere gidesim yok, çok meşgulüm, zihnim o kadar dolu ki. Tek bir konu hayatımı yönetiyor. Yaptığım her şey yarım, kafam susmuyor. Ağzımda yaralar çıktı. Taktım yani. Cevapsız ve çözümsüz bir şekilde saplandım. Size de oluyordur. Berbat bir tutsaklık, acilen çıkmak lazım. Aynı soruları farklı biçimlerde sor dur ve cevap bulama. Ne kötü ama.
Bozcaada'dan feribota bindik Geyikli'ye geçiyoruz. Yanımda Geyiklili bir teyze, köpeğim Mini'yi seviyor, mıncıklıyor, anlamadığım kelimelerle Mini'yle konuşuyor. Ben gülümsüyorum. Sonra dönüyor "Gızz bunu bana ver hele, çok tatlı bu," ben yine gülümsüyorum "ehüehü." Devam ediyor "Ver gızzz nolcak, alırsın yenisini." O kadar ısrarlı ve ciddi ki konu benim için sempatikliğini kaybediyor tabii. "Mini benim aşkım, arkadaşım, sana niçin veriyormuşum, sen kimsin be kadın" demiyorum.
"Yenisini alırsın n'olcak." Sloganımız bu. Yürümedi mi, işine yaramayı kesti mi, canın mı sıkıldı, bitti mi, gitti mi... Boşveeer, yenisini alırsın n'olcak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.