YAZARA MAİL GÖNDER Keyfimize limon sıkmayın!

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Porselen ile plastik arası problemli limonlarla gripten yatan hastaya ‘sıhhat makyajı’ yapılır mı? Üç Michelin’li bir restoranın tüm yemekleri evde uygulanır mı? İşte kafaya takıp başarmanın hikâyesi ve limoni haller...

O çok sevgili dostunuzla aranız limoni mi? O yüzden mi limon gibi sarardınız? Lafınıza limon mu sıktılar yoksa? İki lokma keyfinize? Biraz öyle oldu, evet. Şurada bir hastalık keyfi bile yaptırmadılar. Nedir o limonlar Allah aşkına? "Limon hakkında önce hastanın fikrini almalı" der Refik Halid Karay. Farsça öğrendiği dan aklında kaldığını söylediği "Kadri gül bülbül şinased kadri Kamber ya Ali" nazımında, yani bir şeyin kıymetini, onu bilene, zevkini sürene, sevgisini besleyene, faydasını görene sormalı demesine gelen sözde belirtildiği gibi limon hakkında da önce hastanın fikrini almalı. Kendini azıcık toplamış bir hasta, çorbasına limonu sıkıp kaşığı ağzına götürdüğü gün ne mesuttur! Limonun lezzeti de, kokusu da, cana can katan vitaminli kuvveti de asıl o sırada büsbütün değerini meydana koyar; limonlu çorba buğusu hastanın yüzüne vurunca adeta bir sıhhat makyajı yapar, soluk benzine hafif bir pembelik yayar." Hasta mesut olacak, evet... Benzine pembelik gelecek, tamam... Şahane tabir "sıhhat makyajı", ona da peki... Hasta hazır tüm bunlara da... Günlerdir gripten çökmüş, aç en ufak bir umut ışığına da... Limonlar limon değil! Ah nerede o eski limonlar geyiğine bağlamak için yaşımız hâlâ genç diye düşünüyorum ama öte taraftan da el insaf: Mahalle tezgâhından tutun, adının önünde 'Gurme' yazan o kibirli markete, bu limonlar da nesi? Hepsi tıpatıp görünümde, pürüzsüzlükte, lekesizlikte... Porselen mi, plastik mi dedirtir görsellikte... Makbul olduğu üzere ince kabuklu, doğru... Ama kabuk da değil, zar bu adeta... Avucunuza alıp burnunuza götürdüğünüzde, kimyasalımsı tuhaf bir koku... Sıkınca ise problemli, tarifi zor bir tat: Yeteri kadar ekşi değil, kamaştırmıyor, limondan ziyade endüstriyel limon suyuna yakın sanki, garip bir sahtelik hissi geçiriyor. "Kardeşim, bildiğimiz limondan yok mu" diye dırdırlanınca, "O senin istediğinden yokmuş" diyorlar bir de. İstediğim şey sanki über egzotik, mega tropik bir çok nadir meyve! Yahu limon... Alelade limon. Normal limon. Sıradan limon. Hani "Pazarda limon satarım, gene de ailemi geçindiririm" edebiyatına giren... Ağzımızın tadına limon sıkmayın lütfen...

Üç Michelin'li ev yemeği
Geçen gün derya deniz Youtube'da bir şeylere bakarken tesadüfen Allen Hemberger adlı bir yemek meraklısının videosuna rast geldim. Bilgisayar mühendisi Allen 2008 yılında, arkadaşının "Manyak bir restoran var" demesiyle, moleküler mutfağın ünlü şeflerinden Grant Achatz'ın, Şikago'daki Alinea adlı restoranında yemek yiyor. Gitmeden önce 'Ne kadar farklı olabilir ki, yemek yapıyorlar neticede' diye düşünüyor. Ancak yedikten sonra, 'Vay anasını!' oluyor. Gözleri yuvalarından çıkıyor. Biz olsak ne yaparız? Hemen eşe dosta söyleriz, Instagram'a fotolarını koyarız, para biriktirip tekrar gitmenin hayalini kurarız. Allen ne yapıyor peki? Bu yemekleri bizzat yapmanın derdine düşüyor. Önce Grant Achatz'ın tam da o sırada piyasaya çıkmış olan Alinea isimli 400 küsur sayfalık kitabını okuyor. Sonra da 'Acaba ben de yapabilir miyim' diye yokluyor kendini. Kitaptaki 107 yemek tarifinden birini deniyor. Sonra bir tane daha, bir tane daha... Derken hepsini yapmayı kafasına koyuyor. Böylece 'Alinea Projesi' doğuyor. 107 yemeğin yaklaşık bir yıl içinde yapılabileceğini düşünebilirsiniz. Öyle olmuyor. Bazen malzemeyi, bazen de pişirmede veya sunumda kullanılacak araç gereci bulmak zaman alıyor. Hatta bazılarını kendi üretiyor. Kimi seferinde de sonuç istenilen kıvamda olmuyor, yeniden ve yeniden denemek gerekiyor. Böylece Allen Hemberger mutfağından ortalama 10 günde bir yemek çıkıyor. Tam üç yılını Alinea'daki tarifler için harcıyor takıntılı ev aşçımız. Nihayetinde o kesen lezzetleri yakalamakta giderek ustalaşıyor. Allen bu çabasından, 1974 doğumlu Şef Grant Achatz'ı da haberdar ediyor. Yazışıyorlar. Achatz da onu San Francisco'dan Şikago'ya çağırıyor ve işin nasıl yapılacağını bizzat gösteriyor. O arada Allen'ın kitaptaki bir hatayı yakaladığı da ortaya çıkıyor. Uzun süredir uğraşmasına karşın yapamamasını kendi beceriksizliğine/yetersizliğine bağlayan Allen, sevinsin mi, üzülsün mü bilemiyor! O arada yemeklerin fotoğrafları da çekiliyor elbette. Kitap hazırlanıyor. Ve video tabii. Onsuz olmaz. Ortaya 12 dakikalık, kısa film tadında bir video çıkıyor. İşte ben onu seyrettim. Yemeğe meraklı herkese iştahla tavsiye ederim. Bir de sorarım. Kadınlara, en başta da kendime: Allen'ın karısı Sarah olmak ister miyim? Evde üç Michelin'li yemek yapan bir özel şef koca. Aynı zamanda da evde kafayı bir şeye bu derece takmış bir ağır obsesif ruh. Zevkli ama zor olmalı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.