Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sözde hilafet ilanından iki yıl sonra 28 Haziran'da Atatürk Havalimanı'nın dış hatlar terminalinde canlı bomba saldırısı gerçekleştiren IŞİD/DAEŞ için daha önce 'Ortadoğu'nun Frankenstein terör örgütü' nitelendirmesini yapmıştık. Bu hafta Üç Boyutlu Portre'de 45 vatandaşımızın hayatına mal olan AHL saldırısı gibi menfur, kalleş saldırılara karşı daha tedbirli olmak için Frankenstein'ın imalinde dahli bulunanlardan ziyade bizzat 'yaratığın' kendisinden söz edeceğiz. Çünkü ister 'telifli küresel lejyoner ordusu', ister 'Selefi terör örgütü', ister 'Saddam'ın hayaleti' deyin Frankenstein, onu yaratan koşulları sağlayan ABD gibi ülkelerin denetiminden çıkmış durumda.
Vereceğim bilgiler, istihbarat birimlerinin hazırladığı rapora, savcılığın hazırladığı iddianameye ve SETA tarafından hazırlanan 'Sınırdaki Düşman: 'nin DAİŞ ile mücadelesi' başlıklı rapora dayanıyor.
İstihbaratın tespitlerine göre IŞİD'in kadrosunda 30 binin üzerinde terörist bulunuyor. Bunlardan yaklaşık bini vatandaşı. Örgütün, içinde çeşitli illerde 'uyuyan hücre' ya da 'ölü hücre' adı verilen yapılanmaları var. Bu ölü hücreler pek de merkezi görüntü vermeyen karmaşık bir hiyerarşi ile talimat alınca harekete geçiyor ve intihar saldırıları ile kelimenin literal manasıyla da kendini imha eden ölü hücrelere dönüşüyor.
IŞİD hücrelerinin yoğun olarak bulunduğu illerimiz şunlar: İstanbul, Kilis, Gaziantep, Adana, Ankara, Konya, Şanlıurfa ve Adıyaman. Zaten en fazla bu şehirlerde operasyon ve gözaltı olmuş. Örgütün Türkiye vatandaşı yöneticilerinden en bilineni Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk. Hizbullah hükümlüsü Hacı Bayancuk'un oğlu olan Halis Bayancuk, 67 sanıklı bir IŞİD davasında yargılanıyor. Bu davanın, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Murat Çağlak tarafından hazırlanan 2015/4008 numaralı iddianamesinde IŞİD'in Türkiye'yi 'Tağut' (Kâfir, sapkın, düşman) ülke olarak gördüğü, Selefi görüşe mensup grupların Tağut dedikleri ülkelere yönelik olarak silahlı eylem, canlı bomba, araç patlatma gibi eylemler gerçekleştirdikleri belirtiliyor.

SÖZDE EMİRLİKLER
IŞİD terör örgütü; küresel konsey, konseye bağlı kıtalar, ona bağlı ülkeler ve ülkelere bağlı emirlikler hiyerarşisine göre yönetiliyor. Emirler arasında Türkler de var. Bunlardan biri İlhami Balı. Türkiye'ye yönelik birkaç saldırının onun emriyle düzenlendiği belirtiliyor.
Türkiye, IŞİD'e komşu çevredeki en riskli ülkelerden biri. 912 kilometrelik Suriye sınırının yüzde 10'u IŞİD'in kontrolünde. Bu yüzden sınırda sıkı güvenlik tedbirlerinden, sınır ötesi askeri müdahaleye ve içerideki hücrelere istihbarat destekli polisiye operasyonlara kadar pek çok tedbirin uygulanması gerekiyor. SETA raporunda "DAİŞ'in Türkiye'deki intihar saldırılarının karakteri incelendiğinde diğer ülkelerde gerçekleştirilen eylemlerin hedefleriyle farklılıklar göstermiyor olsa da bu eylemlerin örgüt tarafından üstlenilmediği dikkat çekmektedir" deniliyor. Hakikaten örgütün neden Türkiye saldırılarını üstlenmediği, çözülmesi gereken bir muamma. Bu rapora göre IŞİD, dini referansla teorileştirilmiş ve topyekûn savaş şeklinde kurgulanmış apokaliptik (mesiyanik) bir politik söyleme sahip. Örgüt yayınlarında kıyamet vaktine dair tasvir ve senaryoların hadisler aracılığıyla savaş konseptine eklemlendiği görülürken, İstanbul'un (İstanbul'dan Konstantinopolis olarak söz ediyorlar) yeniden fethi ile ilgili ifadeler de yer alıyor. IŞİD'in Konstantiniyye adlı Türkçe yayınlanan bir dergisi de var. Bu isimlendirme, örgütün Selefi gruplardan kendisine militan devşiren içi boş hilafet retoriğini tamamlar nitelikte.

AHL SALDIRISI FARKLI
IŞİD, hem bölgesinde alan hâkimiyeti olan, hem de aynı zamanda küresel terör üreten bir örgüt. Örgütün karmaşık yapısı, onu diğer terör organizasyonlarından ayırıyor. Atatürk Havalimanı (AHL) saldırısı da Türkiye'ye yönelik tüm IŞİD saldırılarından farklı bir terör saldırısı. Biri (12 Ocak 2016'daki Sultanahmet saldırısı) dışında tüm IŞİD saldırılarında (5 Haziran 2015 Diyarbakır, 20 Temmuz 2015 Suruç, 10 Ekim 2015 Ankara Gar ve 19 Mart 2016 İstanbul İstiklal Caddesi) hep Türkiye vatandaşı militanlar kullanıldı.
AHL saldırısını düzenleyen teröristler ise yabancı uyruklu, Rus pasaportlu. Hücre, muhtemelen önceden talimat alıp belirli bir hazırlık evresinden sonra tam da Rusya ile ilişkilerin düzeldiği bir süreçte harekete geçti.
İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın açıklamasına göre teröristler, saldırıda TNT, RDX, PETN karışımı plastik, fabrikasyon patlayıcı kullandılar. Bu 'terör mühimmatı'nın hangi yolla elde edildiği de araştırılmaya muhtaç konulardan biri.
Şu süreçte Türkiye'nin, IŞİD'in hedefi haline getirilmesinde Ankara'nın, örgütü desteklediği yönündeki dezenformasyonları yayanların da rolü olduğunu not düşmek gerekiyor. 2013'ten beri sistematik biçimde yapılan bu propaganda, örgütün pek çok kalleş terör saldırısı ile tekzip edilmesine rağmen hâlâ ısrarla aynı şeyi söyleyenler var.

RAKAMLARLA IŞİD'LE MÜCADELE
Türkiye'nin IŞİD'le mücadele sicili de bu dezenformasyonu tekzip ediyor. Türkiye, Yabancı Terörist Savaşçılar (YTS) ile en yoğun mücadeleyi veren ülkelerin başında geliyor. 2011-2016 arasında IŞİD bağlantılı olduğu kuşkusuyla Türkiye'ye girişi yasaklı şahısların sayısı 50 bin 677.
IŞİD'le ilişkili olduğu gerekçesiyle 145 ayrı ülkenin vatandaşı olan 3 bin 603 şahıs ise Türkiye'de iken sınır dışı edilmiş. Türkiye'de yapılan IŞİD operasyonlarında 5 bin 310 kişi gözaltına alınmış. Bunlardan bin 654'ü tutuklanmış.
Bu tedbirlerin artırılması gerektiği muhakkak. Türkiye, IŞİD'i her zaman tehdit olarak gördü ve gerek Suriye sınırında, gerekse ülke içinde tedbirler aldı, alıyor. Ne var ki bu tedbirlerin, örgüt 'küresel' olduğu için diğer ülkelerin servislerinden -elbette samimi işbirliği yapmak isteyenlerle- koordineli biçimde daha kapsamlı hale getirilmesi gerekiyor.
IŞİD bağlantılı hücrelerde Türkiye özelinde Tunus ve Cezayir uyruklular ilk sırada. Bu iki ülke dışında İngiltere'den Çin'e, Fransa'dan Almanya'ya, Irak'tan Suriye'ye pek çok ülke vatandaşı IŞİD'li var.
Bu nedenle Avrupa Birliği ülkelerinden, Rusya'ya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden Orta Asya ülkelerine kadar pek çok ülke ile güvenlik ve istihbarat açığına mahal vermeyen bir vize rejiminin uygulanması gerekiyor. Mesela Türkiye'ye vize için başvuran bir Kırgız'a giriş izni verilmesi için başvuran şahsın geçmişine dair Kırgızlar'dan bilgi alınması şart.

PASİF MUKAVEMETİN ÖNEMİ
IŞİD'le mücadelede önem arz eden iki kavramın istihbarat terminolojisindeki karşılığından da söz edelim: Teröre karşı pasif mukavemet ve aktif mukavemet. Bu iki kavramın bilinmesi ve uygulanması mücadelede elimizi güçlendirecek unsurlardan biri. Teröre karşı aktif mukavemet, güvenlik ve istihbarat birimlerinin cari mücadelesi anlamına geliyor. Pasif mukavemetse terörle mücadelede halkın şüpheli durumlarda güvenlik kuvvetlerini haberdar etme bilincinin yaygınlaştırılması olarak nitelendirilebilir. Pasif mukavemet ne kadar güçlü olursa -teröristler, ev tutup mahalle, toplum yaşamına karıştığı için- erken ihbarlarla AHL türü saldırılar gerçekleşmeden önlenebilir.
Yazıyı, küçük, marjinal grupların teröre 'kullanışlılık' zaviyesinden bakmalarının devlet/millet çizgisinde asla yeri olmayacağını belirterek noktalayalım. Sayıları az da olsa IŞİD'in PKK'ya karşı 'kullanışlı' olduğundan bahisle bu örgüte, yakın geçmişe kadar meşru olmasa bile 'ehven-i şer' gözüyle bakanlar da herhalde artık işin vahametini görmüşlerdir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER