Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Dünya tarihinde önemli siyasi değişikliklere yol açan 11 Eylül saldırısı, uçakların başlı başına bir terör silahına dönüşebildiğini göstermesi bakımından da önemliydi. Bu bağlamda havacılıktaki terör önlemleri, 2001'den bu yana her ülke için ulusal güvenliğin öncelikli meselelerinden biri.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ), bir dönem havacılıkta çok etkin olması ve bu etkinliğin kısmen devam ediyor oluşu da Türkiye'nin önemli güvenlik sorunlarından. Her FETÖ'cü pilot ülkemiz için potansiyel bir tehdit ve bir ulusal güvenlik sorunu. Güncel yönetmelik gereği pilotların kokpitte yalnız kalması yasak. Sözgelimi birisi tuvalete giderken kabin ekibinden biri kokpitte kaptanın ya da 'first officer'ın (ikinci kaptan) yanında durmak zorunda.

Sivil havacılıkta FETÖ'cü pilot olmadığını söylemek safdillik olur. Önceleri orduda pilotların 15 sene olan mecburi görev süreleri 10 yıla düşünce sivile geçişler hızlandı. Böylelikle pek çok FETÖ'cü pilot, ordu imkânlarıyla almış olduğu pilotluk eğitimini sivilde kullanma olanağına kavuşmuş oldu. (Bir askeri pilotun eğitim maliyeti minimum 1 milyon dolar.) Sivilde de pilotluk eğitimi pahalı bir eğitim. Bir sivil pilotun yetiştirilme maliyeti 50 bin Euro'dan az değil.

Türkiye'de havacılığın gelişmeye başlamasından sonra FETÖ bu alana yöneldi. Zira havacılık 'para' demek. Her şeyden önce FETÖ, kendisine müzahir pilotların maaşlarından kestiği yüzde 10 himmetle 'paralel vergilendirme' yaptı. Bununla birlikte havacılık ilgisinin yegâne sebebi FETÖ'nün -bala üşüşen sinekler gibi- paranın olduğu yere dükkân açma taktiğini benimsemesi değil. Fakat aynı zamanda havacılığın, bir ülkenin güvenliğini de yakından ilgilendiren stratejik bir iş olması.

Tarkim ve Er-Ah uçuş okulları FETÖ'nün kontrolündeydi. (Er-Ah'ın, Faruk Bayındır'ın kardeşi olan Koordinatörü Ferhat Bayındır FETÖ'den cezaevinde.) Bir dönem pilotluk için İngilizce yeterlilik sınavlarını da yönlendiren yine FETÖ idi. Tıpkı Kamu Personeli Seçme Sınavı'nı (KPSS) yönlendirdiği gibi…

Firari olan ya da serbest bırakılan FETÖ'cü pilotların dünyanın her yerinde örgütleri namına çalışabileceği ayrıntısına da dikkat çekelim. (Malum, şeytan ayrıntıda gizlidir.) Çünkü Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden (SHGM) alınan lisans dünyanın her yerinde geçerli.

28 Haziran'da Nazif Karaman'la yaptığımız 'Tabutta firar' haberi FETÖ'nün havacılıktaki etkinliğini göstermesi bakımından önemliydi. 'FETÖ'nün altın çağı'nda, 2000'li ortalarında büyüyen havacılık şirketi Tarkim'in sahibi olan İbrahim Faruk Bayındır'ın 15 Temmuz sonrası firarı, ironisi itibariyle Kemal Sunal/Şener Şen filmlerinde görülecek türden bir kaçış senaryosu. Ama aynı zamanda Hollywood'un aksiyon filmlerinde görülecek türden şeytani bir polisiye zekânın ürünü.

Firar, Tarkim gibi hava taksi ruhsatıyla uçuş yapan şirketlerin kullandığı ve bu yüzden kontrollerin daha gevşek olduğu Genel Havacılık Terminali'nden gerçekleşti. Bayındır, 9 Ekim 2016'da bu köşede yayınlanan Paralel Hava Yolları (http://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/2016/10/09/paralel-hava-yollari) başlıklı yazıda anlattığımız üzere 'FETÖ'nün karakutusu'. Bu yüzden örgüt açısından -tıpkı diğer monşer FETÖ'cüler gibi- bir VIP firarı hak ediyordu.

BAHÇELİ'YE FEZLEKE DÜZENLETTİ

Bu hafta Üç Boyutlu Portre'de devletin istihbarat birimlerinin ve yargı kurumlarının belgelerine girmiş bilgilerden yararlanarak Bayındır ve çevresindeki isimlerin FETÖ bağlantılarını anlatacağız.

KAPAN (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi'nin bilgi formu) projesinde yapılan inceleme sonucunda Faruk Bayındır'ın bir dönem şu şirketlerin ortağı olduğu anlaşıldı:

Sindel Havacılık, Tarkim Global Havacılık, Altın Havacılık, Atlasjet Havacılık, Bora Jet Bakım Onarım, Tarkim Uçuş Eğitim ve Beejet Havacılık.

Bunlardan en önemlisi olan Tarkim, 1994'te zirai ilaçlama şirketi olarak Adana'da kuruldu. Bayındır'ın kayınpederi Ahmet Özbay, Oktay TIR Garajı olarak bilinen yerde 1993 yılında ele geçirilen 556 kilo eroinden ötürü 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Özbay'ın oğlu Eyüp Özbay (Bayındır'ın kayınbiraderi) 1998'de Florya'da bir trafik kazasında öldü.

Faruk Bayındır; MHP'liler Metin Çobanoğlu, Recai Yıldırım, Mehmet Ekici, İhsan Barutçu, Deniz Bölükbaşı, Mehmet Taytak, Bülent Dinmez, Cihan Paçacı, Ümit Şafak ve Osman Çakır'a yönelik kaset kumpasında geçen isim. 2011'in Nisan ayında 'ülkücü gazete' isimli internet sitesinde MHP yöneticilerine yönelik yayınlar yapılmaya başlandı. Aynı yayınlar ulkucugazete.net, ulkucugazete.org ve farkliulkuculuk.wordpress.com adresindeki sitelerde de yapıldı. MHP, bu sitelerin kaynağını araştırınca İbrahim Faruk Bayındır ismine ulaştı.

Hesap edin, o tarihte FETÖ yargıda o kadar güçlüydü ki Bayındır hakkında işlem yapılmadığı gibi Bahçeli hakkında fezleke düzenlendi. Bayındır, MHP Genel Başkanı hakkında kendisine iftira attığı gerekçesiyle İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikâyet dilekçesi verdi. Dilekçe iki gün içinde işleme konuldu. Bahçeli hakkında fezleke hazırlandı ve TBMM'ye sunulmak üzere Adalet Bakanlığı'na gönderildi. Bayındır ayrıca "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Bahçeli hakkında 50 bin TL tazminat davası da açtı.

Sonradan yapılan soruşturma sonucunda 'ülkücü gazete' adlı internet sitesinin Bayındır'a ait kredi kartı ile defalarca yapılan ödemelerle kurulduğu anlaşıldı. Ödemeye dair haberleşmeler ise Mehmet Yılmaz sahte ismiyle bir numara üzerinden sağlanıyordu. Numaranın kime ait olduğu araştırıldığında Adana'dan Onur Kurutçu ismine ulaşıldı. Bu şahsın üzerine tam 8 bin 803 adet telefon hattı vardı. Ve söylediğine göre kendisinin bu hatlardan haberi yoktu. Bunların hepsi polis jargonunda 'patates hat' denilen açık hatlardandı.

Faruk Bayındır'ın, soruşturma kapsamında 9 Mayıs 2011'de ifadesi alındı. Bayındır, önce internet sitesiyle hiçbir bağlantısının olmadığını söyledi. Ancak 24 Ağustos 2011 tarihli ikinci ifadesinde şirketinin bilgi işlem departmanı tarafından kendi kredi kartları ve şirketin kredi kartları ile alışveriş yapıldığını, Godaddy.com isimli siteden domain satın alındığını itiraf etti. Ama yine kredi kartı bilgilerinin kopyalandığı gibi komik bir gerekçeye sığındı. Tarkim'in Bilgi İşlem Sorumlusu Bekir Birol Meriç, Bayındır'ın kredi kartıyla domain satın alındığını doğruladı.

Bu gerçekler ortaya çıkmasına rağmen ilk zamanlar FETÖ, kaset kumpasları soruşturmasını yargıdaki uzantıları vasıtasıyla kararttı. Daha ayrıntılı bir ifadeyle MHP'lilere kaset kumpası kurmakla kalmadı, sonra Adnan Çimen gibi savcılarının yürüttüğü soruşturmalarla asıl failleri de gizledi. Bir soruşturma raporunda bu konuda şu değerlendirmede bulunuluyor: "FETÖ/PDY, faaliyetlerini sadece MHP kasetlerini yayınlamakla bitirmeyip, sonrasında bahse konu olayı adli mercileri kullanarak asıl faillerin ortaya çıkmamasını sağlamak üzerine yoğunlaştırmıştır. Bahse konu soruşturma dosyasının, müştekilerin başvuru yerlerinin çoğunun Ankara ili olmasına rağmen tarafımızdan olayın faili olarak tespit edilen İbrahim Faruk Bayındır isimli şahsın o dönem İstanbul ilinde müşteki olarak bulunduğu dosya ile birleştirilerek suçun asıl faillerinden uzaklaştırıldığı, gizlilik kararı verilerek zaman kazanıldığı, olayın detaylarını ve gerçekleri ortaya çıkarabilecek Plaka Takip Sistemi (PTS), güvenlik kameraları, görgü şahidi, bilgi sahibi olabilecek şahıslar için bu şekilde ön alındığı, olayla direkt bir bağlantısı olmayan MHP'li şahısların iletişimlerinin tespit edilerek soruşturmanın farklı yönlere çekilmeye çalışıldığı değerlendirilmektedir."

ORTAĞI BYLOCK'UN TASARIMCISI

Fetullah Gülen hakkında bir kitap yazdığı için öldürülen gazeteci Haydar Meriç'in, öldürülmeden önce bulunduğu yerden sinyal veren VINN data hattı da Faruk Bayındır tarafından aldırılmıştı. Bayındır ayrıca 'ByLock Tilkisi' olarak bilinen Atalay Candelen'in ortağı idi. Bylock'un patentinin sahibi David Keynes, Tilki'nin, ByLock'u tasarlayan kişi olduğunu, 15 Temmuz'dan sonra Almanya'ya, oradan da ABD'ye kaçtığını söylemişti.

Atalay Candelen'in kim olduğunu Nazif Karaman'ın 12 Kasım 2016 tarihli haberinden bir alıntıyla aktaralım: "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bylock'un tasarımını yaptığı iddia edilen Tilki lakaplı Fetullahçı teröristin kimliğine ulaştı. Tilki, 2011 yılında FETÖ'cü polislerin masum insanları bilgisayarlar ve cep telefonlarına virüs yollayıp takibe aldığı skandalın perde arkasındaki isimlerden Atalay Candelen çıktı."

Yine KAPAN projesine göre Atalay Candelen, Tarkim'in kurucu ortağı idi.

Candelen'in Datalink'teki ortağı Murat Keskin'in adı ise bir hukuka aykırı dinleme dosyasında geçiyor. (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014/156645 No'lu dosyası.)

Candelen hakkında ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda 2014/47593 numaralı bir dosya daha var. FETÖ/PDY'ye finansman sağlamak suçundan…

HACK PROGRAMININ PARASINI DA ÖDEDİ

FETÖ polislerinin 2011 yılında İtalyan şirketi Hacking Team'den satın aldığı Da Vinci adlı hack programının finansmanında da Bayındır'ın ortağı Taşdelen'in rolü var. Bu program FETÖ'nün 'Big Brother' faaliyetleri için kullandığı bir programdı. Hem masaüstü, hem dizüstü bilgisayarlarda, hem de akıllı cep telefonlarında işlevseldi. Bu program için 140 bin Euro'luk ödemenin 136 bin 546 Euro'luk kısmı Candelen'in ortağı olduğu Datalink Ltd. Şti. isimli şirket üzerinden yapıldı. Ödemeyi önce yine Candelen'in ortağı olduğu Base Bilgi Teknolojileri'nin yapması planlanıyordu. Ancak sonra Datalink'in ödeme yapması uygun görüldü.

Hacking Team konusu, Türkiye kamuoyuna ilk kez 26 Nisan 2015'de Big Brother'ın dehşet dengesi başlığıyla bu köşeden duyurulmuştu. O yazıya da dönüp bakmanızda fayda var: (http://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/2015/04/26/big-brotherin-dehset-dengesi )

Uzaktan Kumanda Sistemleri (Remote Control System-RCS) olarak da adlandırılan hack programının siber istihbarat âlemindeki ismi 'Da Vinci' idi. Bu hack programının ipliğini pazara çıkaran Rus siber güvenlik firması Kaspersky'ydi. Kaspersky'nin casus yazılımlar konusunda Rus istihbarat teşkilatları FSB ve SVR ile fikir alışverişinde bulunduğunu tahmin etmek için 'gizli servis uzmanı' olmaya gerek olmadığını yazmıştık.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da bu konuda bir soruşturma yürüttü ve iddianame hazırladı. İddianameye göre RCS sızma uygulaması Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı Bilişim Suçları Şube Müdürlüğü'nde görevli eski emniyet amiri Ahmet Koçak'ın FETÖ adına yürüttüğü girişimlerle Türkiye'ye getirildi. Koçak, Hacking Team firması ile ilk olarak ISS (lntelligent Support System-İstihbarat Destek Sistemi) fuarında görüştü. Daha sonra şirket yetkilileriyle RCS sızma uygulamasıyla ilgili internetten görüşmeler yaptı ve İstanbul'da bir araya geldi. Koçak, yanında üç emniyet görevlisiyle birlikte 20 Haziran-1 Temmuz 2011 arasında İtalya'ya gitti. Wikileaks belgelerine göre seyahat için gerekli olan davet mektuplarının Hacking Team firması adına olmaması istenmişti.

Toparlarsak… Faruk Bayındır, işte bütün bu bağlantıları nedeniyle kritik bir isim. Daha önce ifade verirken hep 'üç maymunu oynamıştı'. Şimdi firari. Miami'de. Çok şey biliyor. 15 Temmuz sonrası ağır bir yenilgi alan FETÖ'nün altın çocuklarından biri olarak kaçak yaşamaktan yorulmuş olabilir. Kardeşi Ferhat Bayındır gibi itirafçı olursa 'karakutu' incelenmiş olur ve FETÖ'nün havacılıktaki pek çok karanlık sırrı aydınlanır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER