Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

İki 'beden' arasında

Her rejim kendi beden politikasını ortaya koyar. Cumhuriyet, 1930'larda etrafındaki dünyaya bakarak böyle bir karar aldı. Sadece kendi başına kalsaydı gene de 19 Mayıs'la, o dönemin beden eğitimi politikalarıyla iç içe geçen bazı uygulamalara yönelir miydi? Muhtemelen evet. Daha otoriter ve üniform bir rejim yaratmak isteyen yönetimler, az veya çok bu yöntemi dener. Ama durum o yıllarda bu yaklaşımı aşacak bir katılığa sahipti. Bütün Avrupa otoriter rejimlerle kaplıydı. Avrupa'daki Nazi ve faşist rejimler çok katı, çok sert, çok açık bir beden politikası uyguluyordu. Daha da fazlası, beden politikalarını boş zaman politikalarının bir uzantısı olarak görüyordu. Faşizm, sonradan Frankfurt Okulu sosyologlarının uzun uzun irdeleyeceği gibi, bu boş zamanı örgütlemeyi en önemli uygulamalardan biri sayıyordu. Beden politikaları da aynı mantığa sahipti. Faşizmlerin özü eril bir kimlik oluşturmaktı: Güçlü, safkan, yılmaz erkekler. Kadın imajı da gelip buna bağlanıyordu. 1930'larda bu zemin üstünde gelişen bir beden politikası uygulandı bizde de. Erken yatıldı, erken kalkıldı; iki yumurta sütle çırpıldı. Erkekler 'gürbüz ve yavuz' olsunlar istendi, kızlar da erkeksi 'Cumhuriyet kızı'. Birçok romanımızda bu otoriter, eril kadın tipinin müthiş anlatımları mevcuttur. O arada, bedenlerin 'disipline edilmesinin', zihin dünyasının disiplini anlamına geleceği düşünüldü, varsayıldı, öngörüldü. Sovyetler'in çektiği Türkiye'nin Kalbi Ankara filmindeki o yüceleştirici, anıtsal, eril ifadeye bakmak, onu Riefenstahl'ın filmleriyle mukayese etmek, iki rejim arasındaki benzeşmeyi göstermesi açısından müthiştir. Bu simetri sadece filmler ve bedenler dünyasında değil, kentsel alanın, kamusal alanın düzenlenişi bakımından da çarpıcıdır. Gene 1930'ların Yenişehiri'yle dönemin Alman mimarisinin bir arada görülmesi ürpertir insanı. 1930'ları düşününce... Tümüyle köylü bir toplumunu dönüştürmenin bir aracı olarak düşünülüyordu bu politikalar. Sanayileşmemiş, dolayısıyla sanayi disiplinine erişmemiş bir toplum, ister istemez eğitime katılan nüfusu aracılığıyla bilinçlendirilecekti. Üstelik kitle eğitimi konusunda hazır politikalar da mevcuttu. Kaldı ki, dünyada 'beden eğitimi'ni kendisine ilke edinmemiş bir tek yönetim bulmak bile çok zordur. Antik Yunan'da, Isparta'da, Roma'da bu böyleydi. Bugünün Amerikası'nda da bu aynen böyledir. Spor sadece bir kişisel seçim değildir, bir toplumsal politikadır. Hele bugünün dünyasında spora atfedilen önem hatırlanırsa, kitle ve beden arasındaki ilişkinin tayini çok daha iyi anlaşılır. Bugün dünyanın her yerinde neredeyse antik Isparta uygarlığı kadar bedene dönük yaşıyoruz.

Gerçekçi politikaya dönüş
Gelelim bugünün Türkiyesi'ne. Mevcut yönetim iktidarda 10. yılını dolduruyor dersem bu eksik olur. Bugünkü yönetim kitleselleşmeye 1994 yılında başladı. O günden itibaren kendisine bir kuşak yetiştirdi. Bu kuşak özünde, köylülüğün çözülmesindeki son dönemeçtir. Büyük ölçüde göçle oluştu ve büyük kentlerin etrafında yaşıyor. Öbür taraftan yeteri kadar eğitilemeyen bir nüfus bu. Kırsal alandan gelen büyük kitleler bilhassa çocuklarının geleceğini tehlikeye attı. Maksat bir an önce sermaye biriktirmekti. Çocuklar su, selpak sattı, araba camı sildi, terazide insan tarttı. Eve üç-beş kuruş götürmek aşkına okumadı. Sanayi işçisi de olamadılar. Dolayısıyla her yönetimin o kadar gözettiği, kentlileşmenin de zorunlu kıldığı o 'disiplini' edinemedi. Bugünkü iktidar başlangıçta sesini çıkaramayacağı bu kitleyi şimdi karşısına alıyor. Ona gücünün yeteceğini görüyor. O kitleyi şimdi, kendi anlayışı etrafında eğitiyor. Zamanı kullanmasını bilmeyen, çalışma disiplininden uzak bu toplumu şimdi, hiç değilse erken yatıp erken kalkmak, daha çok, yoğun ve verimli çalışmak bakımından bir 'disiplin', ölçü içine almak istiyor. Enerji Bakanı'nın uyutulan, unutturulan çağrısı doğruydu, yerindeydi. 19 Mayıs'ın stadyumlarda 'angarya' olarak görülen uygulamalarından çok daha gerçek/çi bir uygulamaya geçmek istiyor yönetim. Kendi beden, kendi disiplin, kendi boş zaman anlayışını oluşturuyor. Karşı çıkabilirsiniz ama şaşırmayın!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA