YAZARA MAİL GÖNDER Maskeli toplumun komedyası

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

"Politik eylemlerde, hem de o ölçüde katı, acıtıcı sorunların dile getirildiği politik eylemlerde suratlara maske takınca tiyatro başlıyor. İnsanlar o maskelerle bir gerçeği, bir acıyı dile getirmeye çalışıyor. Ama ben bu hareketlerinin onları gerçekten uzaklaştırdığı kanısındayım"

Türkiye'nin garip bir ülke olduğunu anlatmak için gösterilecek örnek çok.
Onlardan biri ve hayli çarpıcı olanıysa insanların son zamanlarda katıldıkları protesto eylemlerinde ve gösterilerde yüzlerine maske takmaları. Hafızam beni yanıltmıyorsa bu iş, yıllar önce Uğur Mumcu suikastinden sonra başladı. Katillerinin bulunmayışını kınamak için yapılan eylemlerde insanlar sokaklara suratlarında Uğur Mumcu maskeleriyle dolaştılar. Ardından bu alışkanlık gelişti.
Özellikle 27 Nisan döneminde büyük kitlelerin bu defa Mustafa Kemal maskeleriyle kendilerini ifade ettiklerini gördük.
İş bu minval üzere sürüp gidiyor.
Fakat burada kalmıyor. Bakıyorum en çok satan gazetelerden birinde de benzeri olaylar çok sık cereyan ediyor. Onlar da elemanlarından kılık değiştirdikleri, 'maske taktıkları' haberler hazırlamasını istiyor. Sık sık da yapıyor bunu.
O zaman ortaya başta dediğim gibi hayli garip bir durum çıkıyor. Bu suretle hayat bir tiyatro sahnesine dönüşüyor.
Daha doğrusu bir vodvil niteliği kazanıyor hayat. Buna parodi toplumu diyeceğim, ama parodi biraz daha farklı, biraz daha ötede bir şey. Dolayısıyla hayatın oyunlaşması, tiyatrolaşması demek daha doğru. Tiyatronun gerçeği yansıttığı söylenir.
Shakespeare usta "Tüm dünya bir sahne," demişti ya, tüm dünya bunu gerçek kabul etti. Tiyatronun hayatı yansıttığını düşünmeye başladı herkes. Hayatla tiyatro arasında sıkı sıkıya bir ilişki kurduk.
Fakat pek öyle değil. Tiyatro sahnesindeki oyun gerçeğin kendisi değil. Olamaz da. Gerçeğin ancak bir yansımasıdır sahnede oynanan ve o gerçek denen şey birkaç türlü 'gösterilebilir'. Komediyle, dramla, trajediyle. Bunların hepsi gerçeğe derece derece yakın ve uzak 'üsluplardır' ama gerçeğin kendisi olamaz.

GERÇEĞİN YERİNİ MİZANSEN ALIYOR
Bir temsildir tiyatro. O nedenle de kostüm ve makyaj esastır. Her makyaj bir maskedir. İnsan, gerçeği, o maske/makyaj aracılığıyla taklit eder, 'yansılar/yansıtır'.
Görselliğin devreye girdiği her noktada asıl gerçek budur: Görsellik, gösteri, gerçeğin bir 'gösterimidir', sunumudur. Bu sunumu, adı 'oyuncu' olan kişi başarır.
Rol yaparak, maske takarak, kostüm giyerek, makyajla bezenerek oynar oyununu...
Politik eylemlerde, hem de o ölçüde katı, acıtıcı sorunların dile getirildiği politik eylemlerde suratlara maske takınca tiyatro başlıyor. İnsanlar o maskelerle bir gerçeği, bir acıyı dile getirmeye çalışıyor.
Ama ben bu hareketlerinin onları gerçekten uzaklaştırdığı kanısındayım. Maskeyle birlikte kendilerini gerçeğin dışında, gerçeğin ciddiyetinden uzak bir oyunun içine itiyorlar. Bir oyun oynuyorlar. Gerçek kayboluyor. Mizansen ağırlık kazanıyor.
Gerçekten de o masklarla, söylevlerle, marşlarla birlikte ortaya kusursuz, eksiksiz bir tiyatro sahnesi çıkıyor.
Ben, Türkiye'nin en büyük sorunlarından birisinin gerçekten kopuş olduğu kanısındayım. Gayri ciddileşme, laubalilik demek istemiyorum, bu aşamada.
Gerçekten kopuş demekle yetiniyorum.
Ama biliyorum ki, insanlar ve kurumlar gerçekten kopunca, ciddiyetten de kopar. zeteler bile kendilerine tiyatro sahneleri hazırlıyor, oyunlar kuruyor, okurun da onun içine yer almasını istiyor.
Daha da ileri gidelim. Şimdi hayatımızı biçimlendiren mimarlık anlayışı, genel olarak çevremizi kuşatan kültürel kodlar tamamen bir parodi/tiyatro toplumu olduğumuzu göstermiyor mu? Muhteşem Yüzyıl başladı başlayalı büsbütün yaygınlık kazanan eskiye rağbet, Osmanlı ve Selçuklu mimarisi etkisi altında inşa edilen tamamen taklide dayalı, gerçeklikle hiçbir ilgisi olmayan yapılar, içinde yaşadığımız büyük tiyatronun, büyük oyunun, büyük kurgunun dekoru.
Hepimiz bir hayal dünyasına sürüklenmeyi tercih ettik. Hatırlayalım: Karagöz oyunları 'hayal perdesi' üstünde cereyan ederdi.
Acı ama gerçek: Gerçekten koptuk gidiyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.