YAZARA MAİL GÖNDER Kahramansız yaşamanın hafifliği

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Türk edebiyatında unutulmayan bir roman kahramanı bulmak zor. Roman kahramanı olmayan kişi, kendisinin kahramanı da olamaz

Yeni kuşaklar, adı neredeyse unutulmuş Halit Ziya Uşaklıgil'i sadece Aşk-ı Memnu dizisiyle öğrendi ve o yoldan anımsıyor. Çok önemli onca sanatçı ve yazarın adı tamamen unutulmuş durumdayken bu durum hiç yoktan iyidir. Ama diyorum, üstadın romanıyla uzak bir akrabalık bağı yaratmaktan öte ilişki kurmamış o diziyi izleyenler bari merak edip bir başka romanını, bir öyküsünü okusalardı. Sordum soruşturdum, hayır, yapıtlarının satışında dişe dokunur bir kıpırtı olmamış. Dizileştirilen romanın kendisi biraz satmış ama onun da ne kadar okunduğu, ne kadar anlaşıldığı ve beğenildiği bir muamma.
İşin kötüsü şu: Böyle olmaması gerektiğini herkes biliyor. Sadece Halit Ziya değil, o kuşağın da daha önceki kuşağın da yani bizim kurucu edebiyatçılarımızın yazarları, yapıtları daha fazla okunmalı. Okullardaki edebiyat derslerinin kupkuru, takır tukur malzemesi olmaktan bu yapıtlar çıkarılıp, canlı, lezzeti edebi metinler halinde insanlar tarafından okunmalı.
Halit Ziya için geçerli bu husus ne bileyim Mehmet Rauf veya Hüseyin Rahmi için de geçerli olmalı. Üstelik o üstatların kaleminden çıkmış o romanlar iyi yazılmış, kıvamı yerinde, tumturaklı romanlardır.

KLASİK ESERLER YARATILMALI
Oysa durum bunun tam tersi. Kimsenin bir şey okuduğu yok. Eskiye ait olan hiçbir şey yeniden ele alınmıyor. Eskilerin yanına yaklaşılmıyor ama unutmayalım ki, bugün yeni olan da kısa sürede, belki de yazıldığı anda eskiyor. Demek ki, bizim klasiklerimizi aramamız gerekir. Bu romanların, bu birikimin önemli bir bölümünü klasiklerimiz haline getirip nesilden nesile geçirmemiz şart.
Geçenlerde bir kitap okudum. Öteden beri aklımı kurcalayan bir konuyu, şu 'büyük Amerikan romanı' (the great American novel) konusunu ele alıyordu. Bilenler, bilir ABD'de böyle bir tartışma vardı. Bütün ABD'yi, insanların psikolojisini yansıtacak bir roman aranır, bu konuda bitmez tükenmez tartışmalara girilir. Moby Dick midir o kitap, Huckleberry'nin Serüvenleri midir, Muhteşem Gatsby midir, Ses ve Öfke midir, Lolita mıdır, diye insanlar çekişir durur. (Bana göre Melville ve Faulkner'dır bu 'unvanın sahibi. Ama kimse şaşırmasın ben bir de modern çağları anlamak bakımından John Updike'ı bu listeye sokarım, ya Rabbit serisiyle ya da Çiftler isimli romanıyla.)
Benzeri bir soru Fransızlar'ın kafasını da karıştırmıştır.
Bugün pek kimse hatırlamaz ama Fransız edebiyatını uzun süre etkilemiş, Nobel ödüllü, çok sevdiğim Andre Gide, bir tarihte (1913 galiba) en önde gelen 10 Fransız romanını seçmişti. Mesela Stendhal'den adını herkesin bildiği Kızıl ve Kara'yı değil de Parma Manastırı'nı almıştı listeye. Bu seçimi için nasıl iç fırtınaları yaşadığını da içli bir şekilde anlatır.

Bizde de bu tür listeler yapılır. Ben de bu konuyu bitmez tükenmez biçimde kafamda dolaştırırım. En son bu sayfada (22 temmuz 2012) 20 kitaplık bir listeyle Türk romanını 'kuşatmıştım'. Zaman bu konudaki görüşlerimi değiştirmeye güç yetiremedi.
Hâlâ bir, dünya yıkılsa iki roman değiştirerek o listeyi korurum.

KURAK, ÇORAK BİR ORTAM
Bizim, üstünde uzlaştığımız, karakterlerini tanıdığımız, akraba saydığımız, cümlelerini bildiğimiz, olaylarını ve kişilerini kendi benliğimiz veya gündelik hayatın içinde 'karakteristik' kabul ettiğimiz romanlarımız var mı? Kaptan Ahab, Madame Bovary, Huckleberry Finn, Albay Kurtz bellidir. Bir ulus, bir bilinç, bir dil onları andığı zaman çok şeyi yerli yerine oturtur ve herkes birbirini anlar. "Bizim için Handan, Selim Işık, Mümtaz, Yüzbaşı Demir, Bihter, Zebercet öyledir" diyebilir miyiz?
Cevabın ne olduğu belli.Hatta biraz daha derinleştirmek istiyorum meseleyi. Biraz daha eskiye gidelim. Abdülhak Hamit Tarhan'ın 'haile'leri (tragedya), Namık Kemal'in oyunları, Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere uyarlamaları herhangi bir isim, mısra, şahısla hayatımızda mıdır? Sait Faik'i, Haldun Taner'i bir tek öyküsüyle anımsıyor muyuz?Ben bugün de Marivaux'tan mısralar okuyan Fransız tanıyorum. Racine herkesin dilinde. Bunlar 17.-18. yüzyıl edebiyatçıları. "İngiltere için Shakespeare" demeyelim hiç. O zaten boydan boya bir ezber konusu İngiliz dilini konuşanlar için.
"Bizde kimdir böyle bir isim?" derseniz boynumu bükerim. Yoktur da ondan. Ve bu nasıl bir kuraklık, kısırlık, çoraklıktır diye kendime de size de sorarım.

ROMANLARIMIZ TOPLUMSAL SORUNLARIN ARACI HALİNE GELDİ
İşim bu tür zor sorulara cevap aramak olduğundan kafa yorduğum zaman aklıma önce kültür değişmeleri konusu geliyor. Büyük kültürel yıkımlar bu türden sonuçlar türetebiliyor. Anladım. Ama haydi, diyelim ki, eski dönemleri bilmiyoruz. Yakın dönemleri neden anımsamıyoruz?
Adalet Ağaoğlu'nun yeni bir yapıtı yayımlandı. Belli bir ilgi de topluyor. Ama Ağaoğlu'nun 1970'li yıllarda ortalığı kasıp kavuran romanlarından, Füruzan'ın öykülerinden akıllarda kalan bir şeyler var mı? Yoksa bunun bir nedeni olmalı. Belki bu neden, bizim fazla didaktik bir roman yazışımızdır.
Romanları belli toplumsal sorunları ele almak için kullandığımız birer araç haline getirişimizdir. O zaman karakterleri daha zayıf tutabiliyoruz. Karakter romanı değil de roman, karakteri biçimlendiriyor. Dönem değişince o karakter de anımsanmıyor.
İkinci bir neden yazılı kültürle olan ilişkimiz. Biz sözel bir toplumduk. O dönemin birikimi iyi kötü hâlâ hafızamızdadır. Sonra yazılı kültüre geçtik. Onu daha tam manasıyla temellendiremeden, üstelik o kültür krizlerini yaşayarak ve bir dönemin birikimini ardından gelen dönemde silerek, bu defa görsel kültüre geçtik ve mal bulmuş Mağribi gibi ona sarıldık. Edebiyat, bütün birikimiyle romanları, öyküleri ve şiirleriyle aklımızdan uçup gitti. Geriye kupkuru, bomboş bir bozkır hafızası kaldı. Eksik, yarım, çaresiz insanlara dönüştük.
Siz söylenenlere bakmayın. Doğrudur, elbette edebiyatı insanlar yapar ama asıl edebiyattır, insanları yapan. Kendi roman kişinizi, kahramanınızı bulunuz. Ancak o zaman kendinizin kahramanı olabilirsiniz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.