YAZARA MAİL GÖNDER Çölü soğutan kent

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Katar'da yaşayan üç milyon insanın sadece 300 bini yerli. Geriye kalan nüfus buraya, körfezin, bilime ve eğitime onca önem ve değer veren bu ülkesine, iş yapmak için geliyor. Büyük bir ticaret merkezi burası. Yakın zamanda Doha bir iş kenti olmaktan çıkıp bir sanat ve müze kentine dönüşecek. Bu bir bilinç. Hem de çok yüksek bir bilinç

13 Mart 2016

Saat sabahın 01.00'ini biraz geçiyor. Doha'ya alçalan uçağın penceresinden bakıyorum. Her yer ışıl ışıl. Bir ışık tarlasına benziyor yer. Havaalanı bomboş. Issız bile denebilir. Pasaporttan geçiyorum. Bunca sessiz bir alan görmemiştim. O kadar da temiz. Pırıl pırıl. Pasaport işleri uzuyor. Para bozduruyorum. Az eşyayla seyahat etmeyi bilmediğimden gene doldurduğum bavulu alıyorum. Saat 02.30'a geliyor. Arabaya biniyorum. Kente doğru gidiyoruz. O ışık seli iki yanımdan akıyor. Otelin önü ana baba günü. Nedir bu diyorum, güzel İngilizce konuşan Uzakdoğulu sürücü, "Hafta sonu efendim" diyor, "İnsanlar bu büyük otellerde eğleniyor." Sabaha karşı eğlenceden çıkan insanlar. Hafta sonu insanları!

KALDIRIMSIZ BİR ŞEHİR
1980'leri biraz geçince mühendislik çevrelerinde ansızın üç ülkenin adı duyuldu: Libya, Irak ve Suudi Arabistan. Hangi mühendis dostumuzu arasak bu ülkelerden birinde çıkıyordu. O zamanlar henüz Dubai, Katar adları bilinmezdi. Derken onların da yavaş yavaş hayatımıza girdiğini gördük. Dubai'ye geç gittim. Neden sonra, ilk kez 1990'ların hemen sonunda İngilizce öğretmeni bulmak için ayak bastım o ülkeye. Deniz kıyısında, çok güzel bir tatil otelinde kalmıştım. İşimiz öğleden sonra 14 sularında bitiyor, ondan sonra zaman bizim oluyordu. Gene de çok sıkılmıştım. Ama hem çöle onca yakın bir yerde deniz kıyısında onca yeşertilmiş bir otel bulunca, bir de çölün ortasında bir Amerikan kentinin iş bölgesini andırır devasa gökdelenlerin yükseldiğini görünce şaşırmıştım. Gene de sıkılmış, hızla İstanbul'a dönmek istemiştim. 15 yıl sonra Dubai'ye döndüğümde ise bütün kent o gökdelenlerle kaplanmış, büyük bulvarlarda son model cipler ve akıl almaz arabalar vızır vızır dolaşmaya başlamıştı. İnsanlar bütün zamanlarını AVM'lerde geçiriyordu. Şimdi de Doha'ya geldim. Nerdeyse son gördüğüm Dubai'nin aynı olan bir kent. Deniz var. Ve uzaktan bakınca nefis bir deniz. Cam göbeği, tirşe, biraz turkuvaz. Palmiyelerden ayırt edemediğim hurma ağaçları manzarayı tamamlıyor. Nefis bir hava. Hafif nemli, ağır gelmeyen bir sıcak. Başkalarını bilmem, kendimi ansızın o büyük kış yolculuğuyla Amerika kıtasını doğudan batıya geçip Los Angeles'e geldiğim günlerdeki gibi hissettim. Nazım Hikmet'in dediği gibi "Dışarıda bahar geldi..." Kent için söyleyecek bir şey yok. Olanak bulup çöle gitseydim muhakkak ki, sevinirdim ve çok ilginç olurdu. Büyük oteldeki odamın penceresinden dışarı baktım, onca binaya rağmen kazılmış yeni temel çukurlarını gördüm. AVM'ler hayatı işgal ediyor. Burada da bulvarlar var. Ve ilginç yanı işin, kaldırım olmaması. Nasıl olabilir ki? Yazın hava bu kentte 60 dereceyi buluyor ve tek bir adım atmak olanaksız. Zaten sorun da o. Her şey büyük, her şey devasa, her şey görkemli. Ama unutulan bir şey var. Bu kent, çölde yükselmiş bu baş döndürücü, her biri başka bir yıldız mimarın elinden çıkmış yapılar gece gündüz, yılın her günü, her saati iklimlendiriliyor. Kışın ısıtılıyor yazın soğutuluyor. Soğutuluyor. Çöl soğutuluyor. Havaalanı binasına giriyorum. Bunca büyük olmasının bir anlamı olamaz. Ama bu yapıyı soğutmak için cayır cayır çalışıyor klimalar. Otel odasına camlardan yükselen sesin kaynağını arıyorum: Doha Cool. Bir soğutma tesisi... Yeşertilen toprak, soğutulan bina, geceleri bir yıldız alemine çevirecek şekilde aydınlatılan kent bir petrol mucizesi.

BİR SANAT KENTİNE DÖNÜŞECEK
Yaşayan üç milyon insanın sadece 300 bini yerli. Geriye kalan nüfus buraya, körfezin, bilime ve eğitime onca önem ve değer veren bu ülkesine, iş yapmak için geliyor. Büyük bir ticaret merkezi burası ve o da gene petrolün getirdiği servetle ilişkili. Dubai'ye göre daha muhafazakar bir kent. Kadınlar çalışmıyor. Bütün işleri yabancılar görüyor. Yüksek bir eğitim düzeyi var. Şeyha, ABD'de okumuş, tanıyınca ne kadar alçakgönüllü olduğunu görerek şaşırdığım, genç, güzel bir kadın. Dünyanın en güçlü kültür, bilim, eğitim kurumlarından Katar Vakfı'nın başında. Mutaassıp bir ülke. O yönünü değiştirmek istemiyor. Ama otellerde başka bir yaşam var. Ona karışmıyor. Çok güzel bir konuşma yapıyor Şeyha verdiği yemekte. "Neden" diyor "Bize çağdaş sanat biriktirdiğimizi soruyorlar. Biz genç bir ulusuz. Sanatın dili ve aracılığıyla küreselleşmek istiyoruz. Bizi içine kapanmaktan ve dünyadan kopuk bir ülke olmaktan sanat kurtaracak. Üstelik bugünün çağdaş sanatı yarının klasiği olacaktır." Bunu bildiklerinden harıl harıl müzeler inşa ediyorlar. Yarın gidip İslami Sanatlar Müzesi'ni göreceğim. Ama diğerleri de tamamlanınca Doha bir iş kenti olmaktan çıkıp bir sanat ve müze kentine dönüşecek. Bu bir bilinç. Hem de çok yüksek bir bilinç. Bambaşka bir kültürün, yaşama tarzının kendine özgü kenti Doha!

14 Mart 2016

İslami Sanatlar Müzesi

Sabahtı yatağa girdiğimde. Üç beş saat sonra uyandım. Kahvaltı salonlarının sıkıcılığı. Yanımdaki masaya Standart ve Poors'ta çalışan bir Türk oturuyor. 30 yıldır Londra'daymış. Türkiye'den konuşuyoruz. Doha'ya geldim gene de siyaset konuları. Sonra konferansa giriyorum. Neyse ki, Jeff Koons'un yapıtları beni eğlendiriyor. Düşündürüyor. Defterime notlar alıyorum. Tavana bakıyorum, başkaları konuşurken, bir sürü şey var aklımda. Saat 13.00'da bitti konferans. Bitince biraz oyalanıp İslami Sanatlar Müzesi'nin yolunu tutuyorum. Taksiye yavaş gitmesini söylüyorum. Kenya'lı sürücüyle konuşarak Doha'yı gündüz gözüyle izliyorum. Onlar da "Korniş" diyor, deniz kıyısı boyunca uzanan yola. Nihayet müze. Ne çok tartışılmış, ne çok heyecan uyandırmıştı E. M. Pei'nin bu yapısı. Sandığımdan daha küçük. Dışarından daha iyi görünüyor. Elbette İslam mimarisini anımsatan kütlesel bir gravitesi var. Müze, yoldan epey ileriye kurulmuş. O yaklaşım yolu etkileyici. Güzel hurma ağaçlarının altından yürüyüp, güzel denize bakıyorum. Hava ısınmış iyice. Solumda Doha binaları. Binanın girişi bence sorunlu. En azından ısınamıyorum. Ama müzeye girince bambaşka bir dünyadayım. Malzemeyi çok iyi kullanmış. Duvarlar nefis. Nesnelerin sunumu, ışık, mekan hacimlerinin dar açılarla birbirine bağlanışı etkileyici. Asıl mimari burada. Binanın içinde de büyük kütleleri, Pei, tıpkı Louvre'un avlusuna yaptığı cam piramitte olduğu gibi, iyice, neredeyse bir iğne ucu kadar sivrilterek indirip, noktasal olarak bağlamış zemine. Etkilenmemek olanaksız. Büyük cam duvar, önünde, zemine oturttuğu küçük havuz da güzel. İlk dönem, 7-8. yüzyıl Kur'anlarına bakıyorum. Büyük harflerle, hiçbir tezhip olmadan 'çırılçıplak' bir yazıyla yazılmışlar. Neredeyse not edilmişler diyeceğim. O kadar doğal. Çok etkileyici. Ama, Muhakkak, Kufi ve Mağribi hatlarla yazılmış Kur'anlar birer mucize. Hele daha önce çok az gördüğüm Mağribi. Bu kadar az kullanılmaları o kaligrafilerin, bizde ve gündelik hayatta, ne kadar yazık. 13. yüzyılda Suriye ve İran'da yapılmış inek ve maymun heykellerine bakıyorum. Elbette bir tek İslami sanat yok. Çağların ve kültürlerin getirdiği farklı birikimler var. Daha çok çalışmamız, daha çok öğrenmemiz gerekiyor. Müteveffa dostum Oleg Grabar'ın toprağı bol olsun diyorum müzeden çıkarken.

15 Mart 2016

New York Times konferansı

Bugünkü dünyanın ekmek kadar, su kadar ihtiyacı, sanat. Her şey artık sanatın ve estetiğin içinde gerçekleşiyor. Yaşantılarımızı bile daha estetik hale getirmek için çabalıyoruz. Bütün o estetik müdahaleler, bütün o diyetler, bütün o sporlar daha estetik bir hayatı arayış. Daha minimal mekanlarda yaşıyoruz. Tasarlanmış nesneleri kullanıyoruz. Sanat koleksiyonu yapmayan kurumların gücüne kuşkuyla bakılıyor, inandırıcılığı olmuyor bu kuruluşların. Kısacası tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar sanatla ve estetikle iç içeyiz. New York Times'ın düzenlediği Yarın İçin Sanat konferansını izliyorum. Sanat ama boydan boya sanat. Kentler tartışılıyor konferansta. Kültürel miras konuşuluyor. Yeni Medyaların hayatımız ve estetik üstündeki etkisi ele alınıyor. Galeriler, koleksiyonlar irdeleniyor. Müzelerin anlamı, işlevi sorgulanıyor. NY Times gibi bir kurum böyle bir konferans düzenlemek zorunda hissediyor kendisini. Doha ve Şeyhlik bir servet harcıyor bu maksatla. Çünkü, Doha, çöl ve deniz arasındaki bu kent sanat ve müzelerle bambaşka bir ülke olacağını, ekonomik kalkınmasına yepyeni ve başlı başına bir boyut ekleyeceğini ayrımsamış. Çok yararlı, verimli bir konferans. Bu yıl kasım başında bu konferansı Türkiye'de gerçekleştireceğiz. Kararı alındı, verildi. Sözleşmesi yapıldı. Contemporary İstanbul sanat fuarından hemen önceki iki gün bu konuları İstanbul'da ele alacağız. Müthiş olacak!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.