YAZARA MAİL GÖNDER Gezici Jale, son çıkıştır bu, KAÇIRMA!

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Duydum ki "şeriatçı" olmuşsun, ardından ülkeyi El Kaideci ilan etmek isteyenleri öpmüşsün. Dönmüş, Kürt barışına diş bileyen tilkilerle görülmüşsün

Kendine gelmelisin bir an önce! Korkularından tanıyorum seni, biliyorsun. Oralarda hâlâ kalbinin yerine çip taktırmamış insanlar var, farkındayım. Servetini terapistine yatıran, ruhu azapta insanlar...
Yüreğimiz yanıyor şu halinizi gördüğümüzde. Çünkü -senin o çok gıcık olduğun başbakanın diliyleaşığız biz yaratılmışa!
Hemen suratını asma, güzel bir şey söyledim. Meftunuz kuşa, kediye, çiçeğe, böceğe, dağa, tepeye ve insana, demek istiyorum. Sen ister Buda, ister Tao, ister kozmik enerji de, istersen Konfüçyüs fark etmez. Ateist de olabilirsin, gitarist de. Bize göre sen eşrefi mahlukatsın, izzeti nefsi olan bir mucizesin bu alemde.
Maçka'ya, Nişantaşı'na, Cihangir'e filan fazla kapattın bence kendini. Badem bıyıklılar filan dedin, nefret ettin bazı insanlardan. Aramızda kalsın, bıyığının tipi mühim değil ben de haz etmem enerjisi alınmış, duvar suratlı bürokratlardan! Ama bu mudur yani? Eskiden -ne kadar eskiden onu söylemeyeyim yaşımız çıkar ortayainsanları kılık kıyafetinden dolayı ayırmanın mikro faşizm olduğunu konuşmuştuk bir keresinde. Sen o zamanlar Frankfurt Okulu'na gidiyordun, Adorno'nun resmini asıyordun odana. Hiç unutmam İdris Küçükömer ve Cemil Meriç de enteresan demiştin o çorbacıda bana. Hatta hesabı ödemeye davrandığımda, "Babamdan bana kaldı bir şeyler, dağıtmalıyım bir kısmını" diyerekten gözümü yaşartmıştın hesabı ödeyerek. Sonra İsmet Özel'den bahsetmiştik, senin samurdan kazağın vardı, benim cebimde abonmanım.
Zamanlar geçti, zamanlar değişti be Jale. Bu ülkede askeri cumhuriyet halkın yumruğunu yedi! Bekler miydik? Diktatörlükte yaşıyoruz, kendimize yalan söylüyoruz diyorduk. Gidelim, Akdeniz'de küçük, gizli hayatlar kuralım, biz bu İttihatçı faşistlerle baş edemeyiz diyorduk. Din dersinden çakmıştık. Kur'an-ı Kerim'in bin Muaviye gelse üstünü örtemeyeceği gücünü o vakitler anlamamıştık... Hiç kızma şimdi bana. Ailenden geliyor sendeki bu akıl felci! Kemalist bir tanrısı vardı babanın. Duvar kasasında saklardı onu desteler halinde! Ondandır sen hep batıya baktın, medeniyetimizi folklor sandın. Bundandır bu uzun süren bitkinliğin.
Ülke uyanıyor, uyansana sen de! Bak yolsuzlukları bahane edip darbe planlayanlara karşı halk nasıl cevap veriyor! Meydanlara bak, kasabalara bak, Erdoğan'a bak. Nasıl bir coşkuyla bağırlara basılıyor, ona bak.
Ne var yani, biraz derbeder bir devrim bizimkisi! Biraz salaş bir devrim. E be Jale, biz devrimin derbederini özlerdik ergenken, unuttun mu?
Oluyor işte...
Stalin'den nefret ederdik birlikte. Bak, Lejyonerler polise, medyaya, yargıya gizli imam atamışlar. Ergenekon'u parsellemişler, Bolşevizm olmuşlar. Mobilya yapmaya bile elverişsiz 'örgüt komiserleriyle' parabol devlet kurmuşlar! Tıpkı Hitler'in kankası Stalin gibi. O baskıcı, yeni seçkinci, karanlık parti gibi. Aynı kafa...
Arkadaşlarının okuduğu o mizah dergilerinin kapaklarına bak lütfen! Gariban solcu çocukların paralarından villalar, tekneler, organize işler edinenlere, gözleri taassupla kararmış o cahillere bak. Demokrasiyi, seçimleri aşağılayanlara bak. Halkın deli gibi sevdiği bir başbakanı çizerken kullandıkları 'pornoyu' görmüyor musun? O edepsizliğe nasıl tahammül ediyorsun?
Jale, senin erkek tipin, kadın tipin fark etmez. Bir üç kağıt var bu işlerde anlasana. Hatırlatmam gereksiz, her şeyi başlatan Emek Sineması Platformu, Demirören AVM'sinin üst katındaki kafede örgütlendi! Gökdelenlerde ofisleri var senin Gezici şekoşların! Taksim Dayanışma denen şey artık kabul edelim, demode bir Darbe Komitesidir...
Başaramadılar fakat! Duygularımızla oynadılar hep. Ağaçtır, polis şiddetidir, yolsuzluktur. Önde sisteme itirazlarımız evet, ama arkada hep o Büyük Komplo! Nasıl ederiz, nasıl yaparız da çöktürürüz, gücünü toplayan, adına Türkiye denen bu postdemokratik hayali! Hesap bu. Ne işin var senin allasen o neo-con mudur nedir, kara goncolozlarla?
Bu sana son çağrımdır Jale! Bir an evvel çık o karabasandan. Gel bilgini, görgünü kat bu büyük değişime. Hem sana bir şey söyleyeyim mi? O beyaz nane mollaların kafelerinde, kabız bir sıkıntıdan gayri ne gördün ki bugüne kadar? Yalan mı yani? Ikınıp duran devşirme, nemrut, pintiler işte.
Müslüm Babacı çocukların kestiği tırnak bile olamazlar neticede...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.