YAZARA MAİL GÖNDER Memlekette DİKTA vardı tabii

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Geçen gün, Sultan Hamam terzisi Hacı'nın evladı ve de sokak filozofu arkadaşım İrfan ile Khalkedon Çarşısı'nda oturuyor, etrafı seyrediyorduk.
İki kalender meşreptik, aynı Melamet dükkanından giyiniyorduk. Göbeklerde bir kaşınma hasıl olmuş, biraz önce bunu birbirimize itiraf etmiş ve rahatlamıştık...
Cumhuriyetçiler eğleniyorlardı! Adım başı bir grup yere çökmüş müzik yapıyordu. Birbirinden latif kadınlar durmuş onları seyrediyordu. Kıyafetlere, eteklere, dekoltelere, saçlara, başlara bakarsanız olay New York'ta geçiyordu!
Memlekette diktatörlük vardı bir taraftan...
Khalkedon, Kadıköy'ün antik ismi. İstanbul'un kuruluş efsanelerinde karizması delik bir bölge olsa da şu an Kadıköy Çarşı; İstiklal Caddesi'nin diyet yapmış, fit hali!
Fiyatı uygun pazarı, balıkçıları, çay kahve mekanları, işini bilir fırınları ve türlü çeşit restoranları ile hard ya da light Gezici takımının hükümet düşürüp komün kurduğu birahaneleri ile bir orta sınıf gezegen, muasır bir medeniyet!
Kafelerinde falan Atatürk'ün mayolu fotoğrafını arayan 'bağzı' sanatçılar bilgisayarlarına gömülmüşlerdi. CHP'li bir belediye için kültürel şenlik şeysi hazırlıyorlardı. Pastanelerinin önünde güneşlenen ak saçlı cumhuriyet kadınları önlerinden geçen zenci takımına, o son seçimi onlara kaybettiren makarnacılara, buzluk bakışları atıyor, kafalarındaki bone taklidi şapkalarını düzeltiyor, köpek gezdiren rockçu kızları ve sol görünümlü Nazi gazetelerini satan gençleri izliyor, büyük ihtimal uzun bir 'ommm!' çekerekten içten içe yoga yapıyorlardı.
Efsaneye göre 2700 yıl evvel Megara kent devletinde yaşayan Kral Byzas, Yunan yarımadasını terk etmek zorunda kalır ya da yeni bir koloni kurmak ister. Yeni şehrini nereye kurmasını gerektiğini Delphi tapınağının kahinine sorar. Kahinden aldığı cevap "Gemilerinize binin, Körler ülkesinin karşısına kurun" olur.
Kral Byzas, halkıyla birlikte Khalkedon'a yani bugünkü adı ile Kadıköy'e kadar gelir. Burada karşı kıyıdaki Sarayburnu'nun mükemmel konumunu fark eder. Üç tarafı sularla çevrili bu yarımada kusursuz bir doğal korunma alanına sahiptir. Üstelik su havzası nedeniyle tarıma ve balıkçılığa da uygun olduğu bellidir. Bunun üzerine "kahinin bahsettiği Körler Ülkesi burasıdır" der. "Karşı kıyıda cennet varken buraya kent kuranlar ancak kör olabilirler!" diyerek Sarayburnu'na geçer ve İstanbul'un temellerini atar.
Efsane böyle.
Ancak Yenikapı'daki kazılarda tüm tarihçilerin gözünü İstanbul'a çevirecek bir keşif yapıldı. Sur içinde İstanbul'un 8500 yıl evvel ilk yerleşim alanı ortaya çıktı! Bosphorus Köyü! Efsaneler biraz sallandı ama neyse...
21 Yüzyıl'da Körler Köyü'nün keyfi yerindeydi sonunda! İçlerinde mırmır bir 10. Yıl Marşı, ne Suriye'nin taş devrine döndürülmesi, ne bu şehrin sokaklarındaki yalın ayaklı mülteci çocukları, ne Mısır'da sokak ortasında Rabialara kurulan 529 darağacıyla filan ilgileri vardı. Müslüman halklara ecnebiydiler...
Ne olacaktı yani? Birtakım Araplar falan ölüyorlardı. Sakallı, örtülü, irkiltici...
Tabii Ukrayna ceset olmuştu ama olsun! Oranın Gezicileri ülkeyi bin parçaya bölmüşlerdi, amaan havalar nasıldı esas?
Duvarlarda TKP'nin Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nin Bakanlıktan destek almış afişleri vardı. Ha bir de diktatörlük...
O sırada sokak çalgıcıları Kürtçe şarkıyı bitirmiş, Ermenice bir deyişe başlamışlardı. "Bu türküyü severim" deyince İrfan, "Diktatörsün" dedi, "Ondan tabii!"
Artık dayanamadık, göbeğimizi yırta yırta güldük. Millet bize baktı...
"Usta" dedim "Cumhurbaşkanı nasıl olsun?" dedim. "Herkes bir tarif yapıyor, senin tarifin ne?"
"Bence ızgaraya gelmesin yeter kanka" dedi irfan! "Aman" dedim "Kadıköy iyi gelmedi sana?"
"Dostum" dedi İrfan, "Cumhurun yetkileri hak ettiğince arttırılırsa One Minute Delikanlısı olacak tabii ki! Yoksa yemeyiz biz bu oligarşik entelijansiyanın numaralarını! Yok öyle Uzun Adam'ı dekor yapma olayı! O kazmalar asıl cumhurbaşkanının seçimle gelmesini hazmedemediler. Bütün sıkıntı orda..."
Vapurda, eve dönerken, akşam indiğinde yani, Sarayburnu tarafında camiler bir gerdanlık gibi ışıklarını yakmıştı. Ay kızıla boyanmıştı.
"Ay tutuldu" dedi Sözcü okuyan kızın biri.
Akıllar tutulmasın da, diye geçirdim içimden. Aydır, tutulur...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.