YAZARA MAİL GÖNDER KUYRUĞU çıkanlar uzak olsun bizden

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Ferasetimize bal akıtan sihirli bir çiçek gibi hayat, hak edeni omuzuna alıyor, uzakları gösteriyor...
Hak etmeyen hep geç kalıyor, hep yanlış peşinde. Toplumun paslı kilitlerini açmaktan bihaber, ayaklarının ucunu bile göremiyor. Hem miyop, hem hipermetrop, hem potansiyel bir katarakt! Kavganın, gürültünün nefesi kokmuş, dişi çürümüş. Edep seviyesi yerlerde sürünmekte.
Ama aklının rotasını kaybetmeyenleri, barışa inat edenleri, sabırla müzakere, istişare masasından kalkmayanları, basireti zırt pırt bağlanmayanları havaya kaldırıyor hayat!
Meseleleri kuşbakışı gösteriyor. Hayat, azimli bir öğretmen. Her 'şer'den bir başka açı kazandırıyor insana.
Geniş açıyla bakıyoruz topluma. Barış masasına oturanlardan biri sinirli, ham, bunu apaçık görüyoruz. Onun çektiği acıları biliyoruz, ona zulmeden ejderhayı aldık, bağladık. O da bunu biliyor ama yan cebine! Kullandığı dil, canavarın saldırgan dili...
Elimizi uzattık, göz hizasında bir kucaklaşmayı tasdik ediyoruz. Fakat o medeniyet lisanından habersiz. Şehrin vakur çelebilerinden değil psikopat sarhoşlarından dem almış. Sanki mayasıllı! Oturamıyor şöyle adam gibi sandalyesinde. İki de bir fırlıyor ayağa, asabı bozuk bir ajitasyon!
Bağırıyor, çağırıyor, tehdit ediyor. Araya birileri giriyor zor bela. Ama bir bakıyorsun yine ayakta! Nezaketsiz, kaba, ağzı bozuk. İki de bir yumruklarını sıkıyor, şirret: "Gel hadi gel, hadi yiyorsa gel..."
Tam sakinlemişken İsrail'den mi, CIA'den mi, Almanya'dan mı nereden gelmişse solucan tipli biri yanaşıyor kulağına! Anında dolduruşa geliyor, zıvanadan çıkıyor bizimkisi: "Sattınız beni sattınız!" diye kendi insanlarını yakıyor, ekmek teknelerini yağmalıyor bu kez...
Bin kilo zehirle zehirlenmiş gibi beyni. Bir öyle, bir böyle! Onu dinleyenler, onun sesiyle gaza gelenler, şiddetin askerleri dışarda silahları çekiyor, dışarda kan gövdeyi götürüyor: 35 ölü!
O hâlâ barışın minderinde sakin, barışmaya niyetli oturanı tahrik etmenin peşinde. "Senin yüzünden oldu" diye bağırıyor, ağzını garezle yamultarak.
Ama biliyor bu kez işin suyu çıktı, halk her şeyi gördü! Rezillik diz boyu. O yüzden ter içinde "ben böyle olsun istemedim" diye sızlanıyor: 35 ölü! Masanın diğer tarafındakilerin itidalli azmi karşısında sivilceli bir ergen durumundadır artık: 35 ölü!
Hayatın omuzlarındayız, bakıyoruz tabloya:
Bu nasıl olgunluktan uzak, bir türlü adam gibi masada oturmayı, konuşmayı beceremeyen bir tiptir? Sana elini uzatanlara yapılmış nasıl bir nankörlüktür bu? Üstelik bir de kendine "masa adamı" diyor, siyasetçi diyor. Yeniyetme bir şaşkın! Fakat elleri yüzü kan içinde bir şaşkın: 35 ölü! Canımızdan 35 parça...
Dünyanın karanlık yüzünün ajanları, çakalları, tilkileri fır dönüyor masanın etrafında. Bizimkinin kulakları onların sesine ayarlı!
Yazık diyoruz, bu böyle olmaz, kardeşliği sürdürmeye yeminli bir 'kanka'nın sesiyle uyarıyoruz badema: "Kır öfkeni de otur şuraya be kardeşim, başlatma şarap çanağına!" İnsansıların içinde kaynayan nefret, sosyal medyada klavye çirkeflerinin birbirini sokağa çağırma yaygarasından bize ne? Kendilerine bir hayvan şekli bulanlar; zangırdayan bir Zombiye, dandik bir Kurt Adam'a dönüşmek için kuyruğu çıkanlar uzak olsun bizden.
Ülkenin selvi boylu gençlerini ceset torbalarıyla geri dönsünler diye kışkırtanlardan, düne kadar ayakçılık yaptırdıklarının "Höst!" deyişlerinden kudurmuş Küresel Beyaz Efendilerden yüz çevirdik. Sırtını dikleştirenlere hınçlı Batılı fetbazlarla, Doğulu kanına aç vampirlere boynunu uzatanlarla ne işimiz olabilir ki bizim?
İnsan-altı sürülerle, yakıp yıkıcılarla olduğu kadar, başka ırklara saldırmak için fırsat kollayanlarla da gezegenlerimiz ayrı.
Destur diyoruz yani, destur! Bundan böyle kimsenin bu ülkeyi sokaklarda yakmasına izin verilmez...
Bilge olmak işler yolunda giderken basit, çok satan bir ıvır zıvır.
Esas yer yerinden oynarken nasıl davrandığına bakacaksın adamın Çekirge. O zaman göreceğim senin kaç kırat olduğunu!
Dışarda diyorum delikanlı bir sonbahar. Çok uzun yollardan gelerek büyüttük biz bu barışı, bu nadide çiçeği! Adını Yeni Türkiye koyduk, Usul Devrim koyduk, sulh koyduk.
Dışarda deniz derya, dirimi çağrıştıran dalga sesleri. Kalbimde yiten canlara bir ah, bir başsağlığı. Aklımda ise inadına çınlayan bir temenni var: Büyük Aşk'ın has kulları, yani kibirleriyle bir derdi olanlar, ki onlar yeryüzünde tevazu içinde yürürler. Ve ne zaman fitne fücur, dar kafalı bir kimse kendilerine kötü bir laf etse; onlar sadece barış der, Selam der, geçerler...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.