YAZARA MAİL GÖNDER Post Kemalist bir rüya

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

İkibin ile Cuma iki Türkiyeli zenci, iki Karakafa karakter, ortak bir rüya gördüler:
"Efendiler!" diye tiz bir ses duydu uykusunda İkibin.
Görkemli bir kanyonun tam ortasındaydı. Yüksek kayaların tepesindeki gökyüzü kızarmıştı. Uzaklardan bir kargaşanın sesleri geliyordu. Bir baktı yanında arkadaşı Cuma! Bir baktı çırılçıplak iki ümmi, kalçalarında sallanan asma yapraklarıyla âdem baba kılığında sakince, ufka doğru uzanan ince uzun bir yolda güneşe, aydınlığın kaynağına doğru yürüyorlardı.
Cuma, "Nerde kalmıştık baba? Ha Sezar meselesi..." dedi.
"Sezar âlemlerin en kral bi'abisiymiş, efsane bir adammış. Ben söyleyenin yalancısıyım... Bu abi, Büyük İmparatorluk takla olurkene savaşçılar arasından çıkmış. Elde kırbaç, omuzda yıldız. Çekince kılıncı, yedi düvelin yedi lavuğu kaçacak delik ararmış kendine. Sezar bu! Boru değil, asker bir adam, diktatör bir insan. İlla ki kurnaz bir bozkurt havası da varmış abimizde!"
"Irk yaani..." dedi İkibin. "Romüs hesabı, Romülüs hesabı. O tip işte..."
"Evet müdür, biraz da İngiliz-Alman kafası!"
"E sonra?" diye sordu sabırsızlıkla İkibin. Devam etti Cuma:
"Keskin bir bıçak gibiymiş bizimkisi. Lakin hisli de bir adammış. Rakı masasında şarkı söylermiş, kafası iyiyken Atlantisten geldik, Eskimolar da Türk'tü triplerine girermiş. Çıkartıp âleti, dan dan tavana ateş edermiş filan... Memleket havalı olsun istermiş mamafih! İnsanlar mesut, hayat kemanlı, operetli olsun. Sokaklar Hollywood, kadınlar tayyörlü, beyler fötr şapkalı, millet Clark Gable..."
"Her dönemin bir artisti var usta, ona benziyorsun, orda kalıyorsun. Dedem de Şarlo bıyıklıydı mesela" dedi İkibin.
"Yes" diye kesti Cuma. ""Yıllar geçiyor, öyle yaşlanıyorsun. Ne var ki ecnebi filmlerden bakılınca tabii, Anadolu People, cahil cühelâ, fakir fukara, çarşaf cigara, amele yani... Halkın tepesinden demir yumruğu eksik etmeyeceksin geyikleri! Mağaralarda fare gibi boğulan insancıklar, gizli okunan Kur'anlar, zapturapt altında uzun havalar! Sezar diyorum, başka bir insan, başka bi'lisan..."
"Abinin kendi memleketinin medeniyeti yok muymuş ki usta? Ona şey ettim..." diye sordu anîden İkibin.
Cuma, "Kendi medeniyeti yenik bir medeniyetmiş abicim! Sıtkı sıyrılmış adamın. Kolay mı? Altı yüz yıllık imparatorluk The End olmuş... Bir de üstüne Kral Sezar, savaştığı ecnebi medeniyetin talebesiymiş. Oradan yetişmiş. Ondan şey olmuş, Fransız kalmış mevzulara!
Uyanıyor musun?"
İkibin "Uyanmaz mıyım be baba" diye fısıldadı. "İş derin!"
Güldü Cuma. "Şimdi, bir de bu Sezar'ın sokaktan alıp adam ettiği kerkenez bir kankası varmış usta; Brütüs! Taklit bir karakter... İçtikleri su ayrı gitmezmiş herifle. Sezar dediğin de yalakanın illa ki müptelası! Fakat usta bu Brütüs öyle kara kuru, sağır akrep, arkadan dolap çevirici, vefasızlık profesörü bir adammış. Sezar, bir gün böyle açık hava tiyatrosu gibi bir yerde ona buna konuşurkene. annıyo musun? Bu kuduz herif falçatayı zulalamış önceden, sinsi sinsi yaklaşmış arkadan... Olaya bak şimdi! Annıyo musun?"
"Anlamaz mıyım be hocam!" diye kızdı İkibin. "Hasta ettin adamı yahu! Annıyo musun, annıyo musun? Aaa! Gerzek miyim ben b'abi?"
"Pardon! İşte o Brütüs, çat çat çat takmış bıçağı, kesmiş, bitirmiş güzelim abiyi orada. Bakmış Sezar, katili en yakınındaki bir insan! 'Ulan Brütüs, ulan nursuz, sen de mi be, sen de mi? Şimdi öldüm işte' demiş..."
İkibin, "Peki sonuç?" şeklinde celallenince; "Ne olacak abi ya" diye bıkkın, elini salladı Cuma.
"Sonra tık ruhunu teslim etmiş tapınılası Sezar... Memleket ondan sonra paranoyak olmuş, şizofren olmuş! Herkesin arkasında bir Brütüs! Herkesin sırtında bir bıçak! Millet sabah akşam yanında berisinde dalacak bir hain aramış, durmuş. Ortam anlayacağın, osuruktan tayyare, selâm söyle o yâre olmuş. Kurudan nem kapan işkilli arızalar ülkesi. Brütüs Sendromu! Didişip durmuşlar mütemadiyen, haybeye..."
İkibin, her memleket insanı kadar içi hop hop bir insandı. Her mevzuda bir lâf geçirme, bir arkadan dokundurma arayan gardı yükseklerin vesvesesiyle, "Anlamadım şimdi usta" diye diklendi doğal olarak.
"Ben de senin Brütüs'ün mü oluyorum bu hesapta? Hain mi diyorsun yani bana? Rahatsız mıyım ben şimdi?"
"A be güzelim, tersinden anlıyorsun her şeyi" diyerek elini arkadaşının omzuna attı Cuma. "Arızamızın diyorum, kökü diyorum, eskiye dayanır diyorum. Memleket boyudur! Ne çekiyorsak bu psikolojiden çekiyoruz diyorum. Brütüs diye biri de yokmuş aslında, yalanmış hepsi, uyansana! Sezar da hayal kırıklığından siroz olmuş gitmiş finalde. Bıçaktan mıçaktan değil... Onu söylüyorum işte..."
İki genç uykularında, ışık içindeki ufka doğru yürürlerken, rüyalarına sinmiş olan nutuk, gittikçe solarak da olsa sürdü gitti:
"Efendiler, az zamanda çook işler başardık..."

***
2. baskısı hazırlanan İndiragandi romanının Nutuk bölümünden ilham alınarak yazıldı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.