YAZARA MAİL GÖNDER Kadının hiç suçu yok mu?

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Karısından boşanan demokrat ve mülayim bir arkadaşımın sözüdür: "Kadın-erkek ilişkisinde demokrasi ve eşitlik olmuyor. Bundan sonraki ilişkilerimde daha farklı davranacağım.' 'Daha farklı davranacağım' sözünü, siz 'daha otoriter olacağım' diye okuyun. Ev işlerine yardım eden, 'verili erkek iktidarına' çok yaslanmayan, erkek olmaktan çok, insan olmaya çalışan bir adamın sözleri bunlar. 8 Mart Kadınlar Günü'nü henüz kutlamışken, yazıya 'Kadının hiç suçu yok mu?' gibi provokatif bir başlık attığım ve böyle bir giriş yaptığım için 'belamı aradığımı' düşünebilirsiniz! Ama değil. Derdim, mevcut erkek egemen yapıyı onaylamak veya erkek şiddetine mazeret aramak değil. Tam tersine. Çözümün daha komplike olduğunu düşünmem. Toplumun kendisine giydirdiği erkeklik rolünü, erkek olma halini bir düzeyde reddetmiş bir adamın, yeniden 'erkeklik üretir' hale gelmesinin başka nedenleri olduğuna inanmam. İşte bu nedenle, bu yazıda, biraz şeytanın avukatlığını yapmak istiyorum. Sorum şu: "Erkek iktidarının devamında, yeniden üretiminde, kadının, anne ve eş olarak hiç sorumluluğu yok mu?' Şöyle bir düşünün. Erkeklik nedir? Hiçbir erkek, biyolojik nedenlerle, çıkıntısı olduğu için 'erk'le doğmaz. İktidar peşinden gelir. Evde anne, baba, aile büyükleri; sokakta ve okulda arkadaşlar, askerde ise komutanlar tarafından öğretilen bir durumdur. Öğretilerin dışına çıkmanın bedeli ise ağırdır. Küçüksen 'muhallebi çocuğu'; büyüksen 'hanım evladı' olursun.

KADINLAR KAYBEDENİ SEVMEZ
Yani erkeklik bir süreçtir, 'inşa edilen bir hal'dir. Bir erkeğin, öğrendiği erkeklik rütbesini sınadığı en belirgin saha ise kadınlar dünyasıdır.
Yani kadın, anne ve eş olarak, bu erkeklik sınavının temel referans noktasıdır. Daha açık söyleyeyim. Verili erkek kodlarını reddederseniz, kadınlar dünyasında kendinize yer bulmanız çok zordur. İktidarı reddederseniz gözden düşersiniz. Bu sistem yarışmacıdır. Kazananı ve güçlüyü sever. Kimse kaybedeni sevmez, kadınlar da. Sizi 'iktidarda' görmek isterler. Evet, zalim ve kıyıcı bir iktidar değildir istedikleri. Aranan; 'güçlü', 'karizmatik', 'koruyan kollayan', 'kanatları altına alan', 'tatlı-sert' bir iktidardır. Bu tanımlama, size 'devlet baba', 'kerim devlet' sözlerini çağrıştırmıyor mu? Oysa biliyoruz ki, bu coğrafyada, 'devlet baba' hem sever hem döver. Bazen de öldürür. Erkekten de 'baba' olmasını isterseniz; o da, meşrebine göre bazen şefkat gösterir, bazen döver, bazen de öldürür. Erkekten güçlü olmasını istediğinizde, zalim olmasına da kapı aralıyorsunuz demektir. Verili erkeklik ideolojisini yeniden üretiyorsunuzdur. Yani 'erkekliğin kitabını' sadece erkekler yazmıyor. 'Taş fırın erkeği' olmak sadece erkeklerin istediği bir şey değil. Sorunun çözümü, her iki cinsin de 'iktidardan soyunmasıyla' mümkün. Peki, bu mümkün mü? Bu da bir daha ki yazıya kalsın!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.