YAZARA MAİL GÖNDER Londra kahramanı

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

SUÇLULARIN kahramanlara dönüştüğü ve böylece topluma hem 'bir ders' verdiği, hem de nihayet onun kabul gören bir parçası olmanın gizli gururunu yaşadığı hikayeler hep vardı: Rio Bravo, 13. Karakola Saldırı ve daha yüzlercesi. Bu türden hikayeler ile 'mevcut ortam'ın kolayca ilişki kurabileceği dönemlerden birindeyiz. Artık isyan edilebilecek, karşısında durmaya değer görünen her şey 'daha ve en büyük' bir şeylere o kadar güçlü biçimde bağlı ki (ya da bu durum öyle fena deşifre oldu ki), düzenin içinden birilerinin düzendeki aksaklıklara müdahale etmesini hayal etmek senaristler için bile zor olmalı (Değilse, nasıl değil?). Zaten taraflar tamamen karışmış ve değişmiş durumda. Doğu Londra - Dalston'daki ayaklanmaların 'kahraman'ı, sokak kavgasında cesur/çevik olabilen Türk ve Kürt esnaf oldu örneğin. İngilizler bu durumdan etkilendiler ama tam olarak neye tekabül ettiğine emin olamadılar. Teoride, 'egemen kesimin gıyabında' polis güçlerine duyulan öfke patlamıştı ama bu tam olarak bir 'karşı kültür' eylemine benzemiyordu; pratikteki çatışma, zenginlerden geriye kalan ve giderek daralan alanı paylaşmak durumundaki iki 'kenar mahalleli' tipi arasında arasında gerçekleşti: Ekonomik sistemde iyi-kötü yer edinebilmiş olanlar ve umudu olmayanlar.

ŞİDDET ŞİDDETİ ÇEKER
İngiliz yapımı aksiyon-komedi Uzaylıların Şafağı'nda (Attack the Block), 'umudu olmayanlar'ın (bu kez Londra'nın güneyindeyiz) mahalleyi savunmak için harekete geçebileceği, bu kez günün kahramanı olabileceği bir tehdit söz konusu: Vahşileştirilmiş dev 'Gremlin'lere benzeyen uzaylıların istilası. Brixton'daki sefil bloklardan birinde eve pek uğramayan amcasıyla yaşayan, uyuşturucu satıcılığı ve gasp gibi işler çeviren siyahi yeniyetme Moses (John Boyega), muhtemelen Dalston'da kuyumcu yağmalama fikrini de fazla yadırgamazdı. Ama bu hikayede, toplumun tamamı adına hareket edebileceği bir meselesi var. Uzaylı yaratıkları bizzat kışkırtan kişi olduğu gibi, onları temizleme görevini de üstleniyor. Filmin Moses'a farklı mesajları var: "Bu kadar kötü koşullarda büyümüş olmak senin hatan değil", "Ama şiddet şiddeti çeker", yani "Biraz da sen yaptın bunu...". Neticede ise, dillere destan İngiliz mizahının hafifleştirici etkisiyle, sosyal uçurumun kaos şeklinde somutlaştığı bir macera anlatıyor film. Dönemin 'sosyal trend'ine yakışır. Her yerde başka bir şeyler kundaklanıyor: Bir şehirde arabalar, bazılarında ormanlar, Londra'da ne bulunursa. İşlevsiz bırakılanlar, uğruna savaşacak herhangi bir şeyi iştahla bekliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.