Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERSİN RAMOĞLU (GÜNEY)

Kör olasın demiyorum

Ulusoy'un, Karaduman'ın, Varan'ın, Kamil Koç'un… Urfa Cesur'un, Yeni Adana'nın, Öz Diyarbakır'ın, Seç'in, Sahil Seyahat'ın, Metro'nun, Has'ın ve Pamukkale gibi daha nice otobüs firmasının bayram arefesinde önünün tıklım tıklım olduğu günler… Memleketine, askere ya da gurbete gidecek insanlarla dolup taşan peronlar...
O günlerde tren ve vapurlara rağbet olmazdı.
Uçaklar ise bir avuç azınlığın binebildiği ve sanki Türkiye'ye ait olmayan bir ulaşım aracıydı.
Ve otobüsle adeta ölüme yapılan yolculuklar…
Bozuk yollar yüzünden yaşanan cinayet gibi kazalar…
Geride acı ve gözyaşı bırakan bol ölümlü kazalı günler.
Neredeyse 24 saat süren bitmek bilmez yolculuklar...
Gideceği yere vardığında ise pestile dönen insanlar…
Vesaire, vesaire…

***
Epey otobüs yolculuğu yaptım…
Haliyle birçok hikâye geçti başımdan…
Sene 1978, kardeşin kardeşi vurduğu acı dolu yıllar…
Mide ülserimin de yeni başladığı günler.
***
İstanbul'da mevsim kış, Boğaz'daki şiddetli lodos vapur seferlerini durdurmuş.
Ama ne olursa olsun bayramı Of'taki anamın yanında geçirmekte kararlıyım.
Topkapı'dan biletimi aldım.
Rahmetli Ayşe halam evden çıkmadan önce, "Hiç olmazsa bir kase sütlaç ye, miden aç kalmasın, ağrın başlar" diye çok ısrar etmişti.
Dinlemedim onu.
Otobüsde cam kenarını istedim.
Niyetim yol boyunca Çetin Altan'ın "Viski" ve "Büyük Gözaltı" isimli kitaplarını okumaktı.
Yol arkadaşım melon şapkalı adamdı ve daha selam vermeden Sinop noteri olduğunu söyledi.
Her halinden geveze biri olduğu belliydi; pek yüz vermedim.
Araba vapuru ile bata çıka Harem'e kadar geldik.
Sonra yola çıktık. Ama az ilerideki polis noktasında kimlik kontrolü için durdurulduk.
Ben basın kartımı gösterdim.
Gazeteci olduğumu anlayan noter,
"Ne olacak bu ülkenin hali?" diye başladı uzun konuşmasına. Beklediği yanıtı alamayınca da suratını astı…
***
Açlıktan mideme kramplar girmişti.
"Keşke halamın dediğini tutsaydım" diye geçirdim içimden.
Düzce'ye yaklaştığımızda yoğun kar yağışı başlamıştı.
Bir süre sonra kardan ilerleyemez olmuştuk.
Yol kapanmış ve ne zaman açılacağı da belli değildi.
Üstelik şoför, mazot bitmesin diye motorla birlikte kaloriferi de kapatmıştı.
Sigara dumanından arabada göz gözü görmüyordu.
Açlık ve soğuk özellikle beni perişan etmişti.
Bir ara gözden kaybolan şapkalı noter elinde kocaman bir ekmek ve zeytinle geri dönmüştü.
Herkese bir dilim ekmek ve biraz da zeytin vermiş ama küstüğü için bana ikram etmemişti.
Açlıktan midem kazınmış, başım ağrıdan çatlamış yine de ondan bir dilim ekmek istememiştim.
Aradan yıllar geçti ama o kâbus dolu yolculuğu hâlâ unutmadım…
***
Geçtiğimiz cuma akşamı uçakla Adana'ya gelirken bunları düşündüm.
Eskiden parası olan çok az insan binebiliyordu uçağa.
Şimdi ise hemen herkes otobüs yerine havayolunu tercih ediyor. Üstelik otobüs bileti fiyatına. Bir, bilemedin bir buçuk saatte Türkiye'nin her yerine rahatça uçabiliyoruz.

***
'AK Parti Hükümeti' ya da 'Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir şey yapmadı' diyenleri vallahi Allah çarpar…
Eskiden sigara dumanından - gerek otobüste gerekse uçakta insanlar nefes alamazken, bugün toplu yaşam alanlarında sigara içilmesini yasaklayan da otobüs firması gibi yığınla uçak şirketi kurulmasını sağlayan da bu hükümet değil mi?
Biraz insaflı olalım ve ünlü ozan Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Acıyı Bal eyledik" isimli şiirine kulak verelim: "Kör olasın demiyorum /kör olma da gör beni…"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA