Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERDAL ŞAFAK

Havai fişek

Belediyelerin bandoları son provalarını yaptılar. Bayraklar hazır. Toplar da. Havai fişekler de.
Ama 11'inci Cumhurbaşkanı onuruna ilk havai fişekler Kayseri'de değil, Paris'te patlatıldı. Hem de bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından.
Sarkozy dün ülkesinin büyükelçilerine hitaben yaptığı 12 sayfalık konuşmada, "AB'nin Türkiye'yle önümüzdeki aylarda ve yıllarda yeni başlıkların açılmasına engel olmayacağını" bildirdi.
Sarkozy elbette açık çek vermedi; müzakere sürecini "AB'nin bu yıl sonuna kadar 1012 üyeli âkil adamlar komisyonu oluşturması ve bu kurulun 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar AB'nin sınırları ve gelecek vizyonu ile ilgili rapor hazırlaması", ayrıca "Açılacak başlıkların hem tam üyelik, hem de mümkün olduğunca sıkı ortaklık hedefine götürebilmesi" gibi koşullara bağladı. Ancak yine de özellikle seçim kampanyasındaki söylemleriyle karşılaştırıldığında, somut ve olumlu bir yumuşama görülüyor.
Örneğin Sarkozy dün tam üyeliğe seçenek olarak tekrarladığı "Ortaklık" statüsünden söz ederken, başına "İmtiyazlı" sözcüğünü eklememeye özen gösterdi. İki hedefle de uyumlu başlıkların açılmasına yol vererek, toplam 35 başlıktan en az 30'unun müzakere masasına getirilmesi imkanını sağladı.
Göreceksiniz, Sarkozy bu yumuşamaya yakında bir halka daha ekleyecek: En geç bu yıl sonunda yapılacak anayasa değişikliğiyle Türkiye'nin üyeliğini referanduma götürme, yani Fransız halkının onayına sunma koşulunu da kaldıracak.

Sarkozy bizi niye öptü?
Sarkozy'nin gerçekleri görmesi veya kabullenmesi birçok nedene bağlanabilir:
- Son dönemde Türkiye'nin açtığı ihalelerden, özellikle silah alımlarından Fransız şirketlerinin sistemli olarak dışlanmasından rahatsız olan iş çevrelerinin baskısı gibi.
- AB Komisyonu ile başta dönem başkanı Portekiz olmak üzere çok sayıda üyenin (İngiltere'den Finlandiya'ya, İspanya'dan İtalya'ya, Orta Avrupa ülkelerinden Yunanistan'a kadar) Fransa'nın yeni liderinin Türkiye politikalarından duydukları rahatsızlığın, AB'nin yapısal reform sürecini olumsuz etkilemesinden çekinmesi gibi.
- Hatta ay başında ABD'de, Winnipesaukee gölü kıyısındaki Wolfeboro kasabasında yaptığı iki haftalık lüks tatil (44 bin avroya mal oldu, faturayı iki zengin dostu, Tiffany mücevherlerinin sahibi Agnes Cromback ile bankacı Roberto Agostinelli ödedi) sırasında, Teksas'taki çiftliğinde görüştüğü Başkan Bush'un telkinlerinden etkilenmesi gibi.
Bu üçüncü olasılığın izleri Sarkozy'nin özenle hazırlanmış konuşmasının başka paragraflarında da görülüyor. Örneğin, dünyanın 21'inci yüzyılda göğüslemek zorunda olduğu üç "Meydan okuma"yı sayarken, ilk sıraya "İslam ile Batı arasında çatışmayı önleme"yi koydu. Bunun da ancak "Açık, hoşgörülü ve çeşitliliği zenginlik kabul eden bir İslam" için Müslüman ülkelerde ılımlı ve modernite yanlısı güçlerin desteklenmesiyle sağlanabileceğini vurguladı. Tipik Bush yönetimi vizyonu.
Sarkozy kendi çizgisi ve politikaları doğrultusunda yapabileceğinin azamisini yaptı. Bir olumlu gelişme daha var: Almanya'nın itici gücüyle AB bölgesi ekonomileri yeniden büyüme sürecine girdi-giriyor. Bu da halkların gelecek kaygılarının, dolayısıyla Türkiye korkularının dozunun giderek düşmesi demek.

Şimdi sıra Türkiye'de.
Tamam; bugün 11'inci Cumhurbaşkanı, haftaya da 60'ıncı Hükümet şerefine havai fişekler ateşlensin. Ama hemen ardından da 2 yıldır istasyonda bekletilen reform treninin ateşçisi işbaşı yapsın...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA