Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERDAL ŞAFAK

Lübnan kazanı

Zaman ayarlı bombanın tik-tak'larının giderek hızlandığı Lübnan'da zamana karşı diplomatik yarış var. Bomba patladığında hasarı en azda tutabilmek için...
Lübnan Devlet Başkanı Mişel Süleyman pür telaş Katar'a gidip Emir Hamar Bin Halife El-Tani ile görüşüyor.
Aynı günlerde Katar Başbakanı Şeyh Hamad Bin Cabir El-Tani, Beyrut'a koşuyor.
Süleyman'ın Beyrut'a döndüğü gün Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Katar'a gidip Emir El-Tani ile istişarelerde bulunuyor.
Lübnan Başbakanı Saad Hariri, bu hafta sonu Tahran'a gitmeye hazırlanıyor.
Başbakan Erdoğan işte böyle bir hengâmede Beyrut'a iki günlük resmi ziyarette bulunuyor.
Gezisi sırasında hiç kuşkusuz o da Lübnan çimentosunun parçalanmasını önlemek için elinden geleni yapacak.
Çünkü zaman ayarlı bomba patladığında, Lübnan çimentosunun darmadağın olması tehlikesi bulunuyor.
O bomba, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri suikastının faillerini araştıran BM Komisyonu'nun, tam adıyla söylemek gerekirse, Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu.

Gerçi komisyon raporu ne zaman açıklayacağına henüz karar vermedi ama içeriği büyük ölçüde sızdı(rıldı).
Son olarak Kanada devlet televizyonu CBC (Canadian Broadcasting Corporation) üç gün önce geniş bir yayın yaptı ve Hariri suikastının adresini gösterdi: Hizbullah!
Lübnan'da devlet içinde devlet haline gelen Hizbullah'ın Hariri suikastındaki rolü üstüne yıllardır spekülasyon yapılıyor, ancak ilk kez olarak Kanada televizyonu somut delillere dayalı ayrıntılı bilgiler verdi.
İddiaya göre, Hizbullah sadece Hariri'yi öldürtmekle kalmadı, suikastı planlayanları, uygulayanları, yardım edenleri tek tek belirleyen Lübnanlı emniyet amiri Wissam Eid'i de sonsuza kadar susturdu, yani ortadan kaldırdı.
Kanada TV'sinin yayınındaki bilgiler Hariri Komisyonu raporunda da aynen yer alırsa, Lübnan'ın karışmaması imkânsız: Hizbullah'ın desteğiyle ayakta durabilen Saad Hariri hükümeti dağılacak. Ülke önce siyasal, ardından ekonomik kaosa sürüklenecek. Güvenlik ortadan kalkacak, hem Hıristiyan, Sünni, Şii silahlı gruplar arasında, hem de her grubun içinde (Çünkü her blok parçalanmış durumda) çatışmalar başlayacak.
Sonunda belki devlet çökecek, belki çöküşü önlemek için dış müdahale gerekecek...

1975-1990 arasındaki iç savaşın yaraları hâlâ kanayan (Halkın üçte biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor, her yıl 20 bin kişi yurtdışına göç ediyor) Lübnan'ın yeniden kaosa sürüklenmesi, bölgede zaten pamuk ipliğine bağlı olan istikrarı da tehlikeli biçimde altüst edecek:
Suriye, Lübnan, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan, Körfez emirlikleri, İran kaçınılmaz olarak kendilerini Lübnan kazanının içinde bulacaklar.
İşte bu tablo nedeniyle Başbakan Erdoğan'ın Lübnan'daki temasları "Barış misyonu" olarak değerlendiriliyor. Erdoğan'ın Hizbullah dahil tüm grupların liderleriyle görüşmesi ve "Türkiye'nin Lübnan'da yeni bir iç savaşa izin vermeyeceğini" açık açık vurgulaması da, girişimlerine bel bağlayanları ciddi biçimde umutlandırıyor.
İki yıl önce Lübnan'daki cumhurbaşkanlığı krizinin de Türkiye ve Katar'ın arabuluculuğuyla çözülmesi umutlara haklılık kazandırıyor.
Dileriz, Lübnan mozaiğini oluşturan tüm grupların liderleri Erdoğan'ın sağduyu ve soğukkanlılık telkinlerine kulak verirler...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA