YAZARA MAİL GÖNDER "Taziye" üstüne

YAZARLAR

Bu yazı, bu köşede "Charles Aznavour" başlığıyla 1 Ekim 2006'da yayınlandı. Yani, neredeyse 8 yıl önce.
Aradan geçen onca zaman, yazının güncelliğinden pek bir şeyler götür(e)medi. Bu da "Tehcir trajedisi"nin ne denli derin bir dondurucuda olduğunu gösteriyor.
Başbakan Erdoğan'ın "Taziye" mesajı o nedenle çok ama çok önemli; çünkü buzların çözülmesini tetikleyecek bir dinamik yaratabilir.
İşte o yazı...

***

Charles Aznavour'u sever misiniz? Ben çok severim. Hatta en sevdiğim sanatçıları saymamı isteseler, belki de ilk sıraya onu koyarım.
"Müzik ruhun gıdası" ise, en çok vitamin onun şarkılarında olduğu için...
"Vakur bir hüzün"ü yansıtan sesi içimdeki fay hatlarını harekete geçirdiği için...
"Hier encore" şarkısı beni 20'li yaşlarıma götürdüğü, "La Boheme" yitirdiğim dostlarımla anılarımı canlandırdığı için...
"Paris au mois d'aout", "Mourir d'aimer", "Les deux pigeons" ve daha nice parçası yaşam filmimin karelerine sindiği için...
Gürcistan Ermenisi baba ile Adapazarlı Ermeni anneden 22 Mayıs 1924'te Paris'te dünyaya gelen o Aznavour dün akşam Erivan'da bir konser verdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, Fransız bakanlar ve milletvekilleri, Ermeni kökenli Fransız işadamları (Alain Manukyan, Jean Cyril Spinetta, Serge Çuruk, Jean-François Deheck, Arman Petrosyan, Jerome Clement) ile onbinlerce Ermeni'nin izlediği konser duygusal bir ortamda geçti.
Özellikle iki şarkıda hıçkırıklar yükseldi: "Ils sont tombes" (Düştüler) ve "Les Disparus" (Kayıplar). İkisi de 1915 kurbanlarıyla ilgili.
Bir an "Ben de o konserde olsaydım ne düşünürdüm, ne hissederdim, nasıl davranırdım" diye sordum kendi kendime. Sanırım yanıtını da buldum: Bu olayların 91 yıl sonra bile iki halk, kökleri tarihin sisleri arasında kaybolan iki ulus arasındaki ilişkileri zehirlemesinden hüzün duyardım.
Sonra da 82 yaşındaki Aznavour'un geçen yıl anılarının ("Geçmiş Zaman Olur ki") Türkiye'de yayınlanması nedeniyle verdiği demeçteki mesajları anımsardım:
"Beni görmeye gelen Türk gençlerine şunu söylüyorum: 'Ne Ermeniler'i, ne de Türkler'i dinleyin. Aklınızı kullanıp kendi görüşlerinizi oluşturun. Birbirine çok benzeyen halklar olduğumuzu düşünüyorum. Yaşam tarzımız, yemek tarzımız bile aynı. Bizi ayıran hiçbir şey yok. Geçmiş dışında.
O halde işe geçmişi temizlemekle başlamak gerekiyor. Ve bu da size bağlı. Kolay olmadığını biliyorum ama en azından bir çaba, bir iyiniyet gösterisi olsa... Masaya oturup konuşulacak bir zamanın geleceğini düşünüyorum. Belki konuşulmaya resmen başlanmayacak, benim gibilerle başlanacak, sonra da başka insanlarla. İnsanlar dediğim zaman Ermenistan'dan bahsediyorum, diasporadaki Ermeniler'den değil. Çünkü diaspora bazı şeyleri farklı görme eğiliminde. Bazı şeyler doğrudan olmalı, yani Ermenistan ile Türkiye arasında. Diaspora ile Türkiye arasında değil."
Akılcı, ulaşılabilir bir çözüm formülünün önerildiği bu demeci bugün de çok önemsiyorum.. Aznavour'un dediği gibi, Ermenistan'ı, komşumuz Ermenistan'daki Ermeniler'i diasporanın tutsaklığından kurtarmak şart. Çünkü diaspora için 1915'te tarih de durdu, zaman da. Göç veya tehcir sonrasının üçüncü, dördüncü kuşağı bile geçmişte yaşıyor, geçmişin acıları ve kinleriyle yetiştiriliyor.
Oysa Ermenistan halkı için 1915 olayları ne tek sorun, ne de ilk. Onlar öncelikle bugünün dertleriyle boğuşuyor, bugünün acılarıyla yoğruluyor:
İşsizlik, yoksulluk, umutsuzluk, göç... O nedenle Ermenistan'ın 2.9 milyon nüfusu her yıl azalıyor.
Oysa Türkiye'nin açacağı bir pencereden esecek temiz hava Ermenistan'ı çok değiştirebilir.
Biliyorum, Ermeni sorununun yeniden sinirleri germeye başladığı bir dönemde, bu pek kolay değil.
Ama Ermenistan'ı fanatik diasporanın elinden kurtarmanın da başka çözümü yok...
***

Dediğim gibi, yazının üstünden 8 yıla yakın zaman geçti. Aznavour şimdi 90 yaşında ve hâlâ "Ils sont tombes"yi söylüyor hüzünlü sesiyle. Ve diaspora hâlâ Ermenistan'ı, Ermenistan Ermenileri'ni rehin tutuyor.
Yine yukarda dediğim gibi, Başbakan Erdoğan'ın "Taziyesi", bu kısır döngüyü parçalayabilir...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.