YAZARA MAİL GÖNDER Fırat'ın doğusu

YAZARLAR

Bir serginin çağrıştırdıkları / 2

Paris'teki İmparator Auguste sergisiyle ilgili izlenimlerimin ilk bölümünü aşağı-yukarı iki hafta önce aktardım. İşte ikinci bölüm...

***
Janus, Roma inancında birinci tanrı, daha doğrusu tanrılar tanrısı olarak kabul edilirdi. İki yüzü vardı. Biri öne, öbürü arkaya bakan. Ön yüzü yaşanan yılı simgelerdi, arka yüzü geride kalan yılı.
Adı yılın ilk ayına verilen Janus, başlangıçların, bitişlerin, tercihlerin, kapıların ve anahtarların tanrısıydı.
Ve Roma'da ona inşa edilen tapınağın kapısı savaş zamanı açık olurdu, barış döneminde ise kapalı...
Auguste, kendisini tek vârisi ilan eden Sezar'ın öldürüldüğü M.Ö. 44 yılında iktidar mücadelesine girdiğinde, Janus Tapınağı'nın kapısı neredeyse yüz yıldır açıktı. İç ve dış savaşların hiç bitmemesi nedeniyle.
Tüm rakiplerini birer birer safdışı bıraktı.
Önce Sezar'ın katilleri Cassius ile Brutus'ü.
İkisi de Auguste karşısında savaşı yitirince intihar etti.
Ardından iktidar ortaklarından Lepide'i sürgüne gönderdi.
Son olarak en dişli rakibi, yine iktidar ortağı ve kızının eşi, yani damadı Antoine'ı Actium deniz savaşında yendi.
Antoine ve sevgilisi Kleopatra, Mısır'a kaçtılar.
Peşlerinden gitti, Mısır'ı aldı. Antoine ile Kleopatra da hayatlarına son verdiler.
Antoine kılıçla intihar etti, Kleopatra ise zehirli yılanla.
***

Roma'ya döndüğünde artık tek adamdı.
Hem de o güne kadar eşi görülmemiş, ondan sonra da hiçbir dönemde hiçbir devlette ya da imparatorlukta görülmeyecek yetkilerle.
Önce "Divi Filius", yani "Tanrının oğlu" unvanını aldı. Çünkü, Sezar tanrılaştırılmıştı.
Sonra "Augustus" unvanı verildi. Yani, "Kutsal" varlık.
Daha sonra "Princeps" oldu. Yani, Senato'nun birinci üyesi. Bu da ona istediği yasaları çıkartma, kürsüde birinci söz sahibi olma yetkileri sağladı.
Daha sonra "Pontifex Maximus" ilan edildi. Yani başrahip.
Daha sonra "Pater Patriae" kabul edildi.
Yani, "Vatanın babası".
Tüm bu unvanlar ve yetkilerle hem imparator, yani başkomutan oldu, hem devletin başı, hem senato başkanı, hem en yüce dini otorite, hem de tüm eyaletlerin süper valisi...
***

Auguste, M. Ö. 29'da Roma'ya dönünce, ilk emirlerinden biri "Janus Tapınağı'nın kapısını kapatın" oldu.
Anlamı: "Savaş, kargaşa, fetret dönemi bitti, barış dönemi başladı."
Gerçekten de imparatorluğu yönettiği 41 yıla yakın süre boyunca, Roma tam bir barış dönemi yaşadı.
Sadece barış değil, kalkınma, zenginleşme, güçlenme, reform, yeniden yapılanma dönemi de.
***

"Kerpiç bir Roma aldım, mermer bir Roma bırakıyorum" dedi vasiyetinde.
Bu, iki anlama geliyordu. 1- Gerçekten de yıkık dökük Roma'dan 2 milyon nüfuslu çağının en modern kentini yarattı. 2- İç savaşlarla boğuşan, çöküşün eşiğine gelen Roma'yı mermer kadar sağlam bir imparatorluğa dönüştürdü.
***

"Res Gestae Divi Augusti"
(Auguste'ün Yüce Eylemleri) adını taşıyan vasiyeti 3 ruloya yazılmış 35 paragraftan oluşuyordu.
Ölümünden sonra mermer bloklara kazılıp imparatorluğun tüm eyaletlerine gönderildi.
Hepsi kayboldu. Biri dışında.
Ankara'daki Auguste Tapınağı'nın duvarına yerleştirilmiş olanı mucize eseri sağlam kaldı ve günümüze kadar ulaştı.
***

Vasiyetinde Roma'ya "Auguste yüzyılı" yaşatan barış döneminin sırrını da açıkladı: "Doğal sınırları geçme..." Roma'nın doğal sınırları Ren, Tuna ve Fırat ırmaklarıydı.
Fırat'la ilgili özel bir uyarısı da vardı: "Sakın Fırat'ın doğusuna geçmeyin. Çünkü orası asiler diyarıdır!"
***

Auguste en az bir yazıyı daha hak ediyor. En azından son saatlerinin ve vasiyetinin öyküsüyle.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.