Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERDAL ŞAFAK

'Özel güvenlik sistemi kaldırılmalı'

"Ben yıllardır avukatların üstünün aranmasını savunan birisiyim. Diğer siyasetçiler hep saldırdı. Bugün de işi avukatlara 'Cüppelerinizi çıkarın ve içeri girin' noktasına getirdiler"

"Herkes X-Ray'den geçmek dahil, aranmalı. Özel güvenlik bir kenara konulmalı. Birçok kurumda özel güvenlik bana göre artık tarih olmalı, görev tümüyle polislere bırakılmalı"

"Daha açık söyleyeyim; ben özel güvenliğin tamamen kaldırılmasını arkadaşlarıma teklif edeceğim. Zaten özel güvenlik elemanlarının çoğu emekli... Yaşı uyan emniyete girer"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'la üç ülkeyi (Slovenya, Slovakya ve Romanya) kapsayan kısa (3 gündüz 2 gece) gezinin dönüş yolunda geleneksel değerlendirme sohbeti için bir araya geldiğimizde masaya insanı sınayan ama aynı zamanda pişiren duyguların hepsi de masada yerlerini almışlardı: Üzüntü, hüzün, acı, öfke...
Söze Cumhurbaşkanı Erdoğan başladı.
Bu trajik olayla ilgili olarak muhalefet liderlerinin duruşlarını ve tutumlarını ele aldı uzun uzun: "Slovenya, Slovakya ve Romanya'yı kapsayan gezimiz esnasında ülkemizde yaşananlar hakikaten üzüntü verici, hüzün verici oldu. Malum, Çağlayan Adalet Sarayı'nda meydana gelen hadise...
Mehmet Selim Kiraz savcımızın odası basıldı, uzun süreli görüşmelere rağmen başına 3, kalbine 1, belden aşağısına 1 olmak üzere 5 mermi ile şehit edilmiş edildi. Bu aynı zamanda hassasiyetle devam eden çözüm sürecine vurulmuş bir darbedir diye düşünüyorum.
Olayı sadece malum terör örgütü bazında düşünmüyorum. Bu da bir başka terör örgütü. Ama şunu biliyoruz ki, bu terör örgütünün geçmişi, malum terör örgütünden daha eski. Bu konularla ilgili benim yaklaşımımı ilk başından itibaren zaten biliyorsunuz. Yani, burada her zaman söylediğim şey, bu kadar saf olmaya gerek yok..
Şehidimiz Eyüp Sultan'da namazı kılınarak defnedildi. Ben Allah'tan kendisine rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun. Malum, eşi de bir hakime.
Kendisine sabırlar diliyorum. Babasıyla görüştüm. Ona ve annesine de sabırlar diliyorum. Tüm yakınlarına sabırlar temenni ederken yargı camiamıza da tekrar başsağlığı diliyorum.

KILIÇDAROĞLU'NUN TUTUMU


Gönül arzu ederdi ki, siyasi partilerimizin liderlerinin hepsi bu cenaze merasiminde bulunsunlar, bir milli duruş sergilesinler. Maalesef iktidar partisi dışında kimse oraya gitmemekle kalmadı, hala 'Buradan acaba siyaseten ne çıkarırız' gayreti içine girdi. Bir taraftan istihbarat teşkilatına yönelik açıklamalar, diğer taraftan 'Avukatlar nasıl bunları içeri soktu' yaklaşımı.
Ben yıllardır avukatların üstünün aranmasını savunan birisiyim. Bunları söylediğimiz zaman bize diğer siyasetçiler hep saldırdılar. Nitekim bugün de işi avukatlara 'Cüppelerinizi çıkarın ve rahat rahat içeri girin, size kimse birşey yapamaz' noktasına getirdiler ki, ben o düşüncede değilim.
Artık adalet saraylarına, neresi olursa olsun, - dünyanın genelinde bu böyledir- avukatların aranarak girmesi lazım.
Aranmadan asla... Diğer görevliler de aranmalı... Ve ben şunu da söylüyorum; büyük ihtimalle hükümet de bu konuyu masaya yatıracak. Özel güvenlik teşkilatlarının gözden geçirilmesi lazım. Bence tarihi bir karar olacak belki de ama bunu bir tavsiye olarak da söylemiş olabilirim.
Yani, Türkiye'nin bir emniyet teşkilatı var. Türkiye Cumhuriyeti, emniyet teşkilatıyla, buralarda polislerimizle, veya değişik bir şekilde emniyet teşkilatı adalet saraylarına yönelik bir koruma teşkilatını kendisi kurmalı. Özel güvenlik kaldırılmalı. Çünkü, özel güvenlik teşkilatlarının birçok yerde hangi amaçla kimler tarafından, nasıl kuruldukları soru işareti. Bu bakımdan hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir konu.
Bizim hüznümüzü artıran konu bir de şu oldu: Bakınız ana muhalefet partisinin başındaki zat, Twitter hesabından bir açıklama yapıyor, 'Hükümet savcının göz göre göre rehin alınmasını izliyor.
İstihbarata sormak istiyorum; bayrak, flama, silah, plastik kelepçe gibi eylem araçlarıyla adliyeye nasıl girdiler' diyor.
Ama aynı parti cüppeli olanlara müdahale edildiği zaman da adeta yırtınıyor, 'Cüppeli olanlara nasıl müdahale edersiniz' diye... Oradaki özel güvenlik de büyük ihtimalle buna böyle bakıyor.
Çok daha enteresanı, 'Bu malzemelerin Adliye'ye sokulmasında o gün yaşanan elektrik kesintisi etkili oldu mu' diyor ana muhalefet partisinin başındaki zat. Bu elektrik kesintisi sadece Adalet Sarayı'nda olmadı. Türkiye genelinde sözkonusu.
Bir de şunları soruyor: 'Adliye'nin var olan jeneratörü devrede değilse, bu malzemelerin içeriye sokulmasında kimler yardım etti? Hükümetin kesinti sonrası terör saldırısı olabilir açıklaması rehin alma olayında parmağı olduğunun göstergesi mi?' Hükümete bu soru sorulabilir mi?
Böyle bir rehin alma olayına, özellikle DHKP-C terör örgütüne karşı bunca yıldır mücadele eden bir hükümete bu soruyu yöneltiyorsun. Yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor.
Bir sorusu da şu: 'Hükümetin kesinti sonrası söylediği ülke güvenliği ve bütünlüğünü sağlamak, görev tanımınızda var mı?' Bu zat başka bir dünyada yaşıyor.
Başbakanlığım döneminde bu tanımları biz defaatle yaptık. Ülkedeki siyasi gelişmeleri veya hükümetin çalışmalarını takipten bu kadar uzak bir insan olamaz. 'Bir ülkenin milli istihbarat teşkilatı, vazifesi olmayan işlerle uğraşırsa, cumhuriyetin savcılarının odası davul zurnayla basılır' diyor. Şu ifadeye bak. Şu anda davul zurnayla ana muhalefetin başı sokaklarda dolaşıyor. Bu ifadelerden ben onu anlıyorum. Bu kadar çirkin ve çılgınca bir yaklaşım...
Bitmiyor... Bakın çok enteresan, 'Toplumda hangi görüşten olursak olalım, hangi inançtan olursak olalım, teröre karşı ortak tavır sergilemek zorundayız.
Çok acılar çektik, aynı acıları yeşertmek istemiyoruz' diyor. Cenazede kendini gösterseydin, milli birlik gösterisi yapsaydın. Niye orada yoktun? Bu sorunun cevabını vermen lazım. 'Teröre lanet okumak hepimizin ortak görevi olmalı. Bir savcının katledilmesi, hele hele Berkin Elvan üzerinden katledilmesi hiç kimsenin içine sindireceği bir olay değil' diyor... Peki, Berkin Elvan'ı 'Bakkala ekmek almaya gidiyordu' diye tanımlayan sen değil miydin? Bakkala ekmek almaya gittiğine dair bir belgen var mı? Biz emniyetin tüm belgelerini açıkladık. Elinde sapanla, demir bilyeyle terör örgütünün içerisinde nasıl resimlerinin çekildiği, bunların hepsi açıklandı. Onu asıl istismar eden sen oldun. Ama öbür tarafta Burak Can'ın ne annesi, ne babası kalkıp bu işin istismarını yapmadı. Aynı örgüt o gün Burak Can'ı şehit etti. Aynı bölgede, Okmeydanı'nda. O da bir insanlık dersi verdi. Aynen Özgecan'ın babası gibi.
Bakın, terör anında Che Guevara'nın beresiyle görüntü verenler bile oldu.
Silah, savcımızın başına dayanmış vaziyette. Ya bunu mu savunuyorsun? Bu nasıl bir muhalefet anlayışı?
İstanbul Barosu Başkanı da o şekilde pozlar vermişti.
Bunlar tahrikten başka bir şey değil.
Aynı şekilde, bakıyorsunuz, diğer muhalefet partisinin başkanı, zehir zemberek bir açıklama yapıyor. Terörü lanetliyor ama 'Berkin Elvan bir kez daha katledilmiştir' diyor. Nasıl katledilmişse... Güvenlik ve istihbarat zaafı olduğunu söylüyor.
Kendince MİT Müsteşarı'na yükleniyor.

VATANPERVERLİK DEĞİL

Öbür taraftan, bir diğer muhalefet partisi, ki onun konuşması hepten berbat, 'Savcı Mehmet Kiraz ve operasyonda öldürülenlerin ailelerine sabır ve başsağlığı dileklerimizi sunarız' diyor.
Bu, vatanperverlik yaklaşımı değil.
Böyle bir zamanda bile iktidarıyla bu acıyı paylaşamayan bir muhalefetle bir yere varılmaz. Bugünler bizim aslında birleşme günlerimiz olması gerekirken, bunlar birleşme bir yana hala yarayı daha da deşme, yarayı yayma operasyonu yapıyorlar. Bu tutumun kendilerine getireceği hiçbir şey yok.
Biz bir çözüm sürecinin sonuna kadar arkasındayız. Ben Mehmet Selim Kiraz savcımızın, kardeşimizin cenaze merasiminde isterdim ki bütün siyasi partilerin genel başkanları beraber saf tutsunlar, birliği göstersinler.
Gösteremediler. Teröre karşı lafla değil icraatla birlik beraberlik duruşu olurdu.
Tabii, savcımız şehit edilirken silah sesleri üzerine içeri girerek orada teröristlere gereğini yapan polis kardeşlerimi ve güvenlik teşkilatını kutluyorum.
Görevlerini tam hakkıyla yerine getirdi.
Temenni ediyorum ki, kısa süre içerisinde, boyutları nereye kadar varıyor, nerede, ne gibi eksikler var, bakacağız.
Herkes X-Ray'den geçmek dahil aranmalı.
Özel güvenlik bir kenara konulmalı.
Sadece adliyelerde değil, birçok kurumlarda özel güvenlik bana göre artık tarih olmalı. Hatta stadyumlarda, hastanelerde görev tümüyle polislere bırakılmalı.
Hastanelerde de zaman zaman mafyanın birçok teşebbüsleri oluyor. Onun için oralarda taşın altına vücudunu koyacak insanlara ihtiyaç var. Emniyet teşkilatımız deneyimiyle, tecrübesiyle bu işleri yapacak güç ve kabiliyette.
Sonra sıra sorulara geldi...

SORU: 2013'te 'Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir tek DHKPC'ye üye olmadığı kaldı' demiştiniz.
CHP'nin DHKP-C'li avukatlara sahip çıkmasıyla ilgili olarak bunu söylemiştiniz.
Bir süre önce bir takım sanatçılar b, 'Hayatı durduralım' çağrısı yapılan bir klip yayınladı. Şimdi bununla elektriklerin kesilmesi örtüştü. Hayat durdu, aynı gün terör eylemi oldu. Ve bu olay esnasında medyanın tavrı...
Bunlar bir arada değerlendirildiğinde, 'Herşey planlıydı' gibi bir tablo çıkıyor.
Siz nasıl bakıyorsunuz?

ERDOĞAN:
Arkadaşlarımızın elde ettiği belge, bilgiler değerlendirilecek.
Şu anda, 'Şöyledir' dersem yanlış olur.
Söylediklerinizin herbirinin buralarda adeta payı var gibi bir durum da insanın aklına geliyor. Ancak gelecek bilgileri sabırla derleyip ondan sonra nihai açıklamayı yapmak daha isabetli olur.

SORU: Bir fotoğraf var. Bu terör eylemini gerçekleştirenlerin savcının başına silah dayadığı o kareyi dolaşıma soktular, kamuoyunun bunu uzun uzun konuşmasını sağladılar. O fotoğraf aynı zamanda bir gözdağı içeriyor mu? Özellikle de yargı mensuplarına...
Mehmet Selim Kiraz'ın aynı zamanda Paralel Yapı ilgili soruşturmaları da yürüten bir savcı olduğu da düşünülürse...
Sizde öyle bir kanaat belirdi mi?
EK SORU: Avrupa'da maçlarda sahaya inen bir seyircinin bile görüntüsü verilmezken, savcının kafasına silah dayanmış fotoğrafları bazı gazetelerde çarşaf gibi yayınlandı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

ERDOĞAN:
Şu anda Türkiye'de basında özellikle patron takımının hala kavramak istemediği, uzak durduğu birşey var. Bu ülkede milletin hayrına olan şey nedir, ne değildir? Bunu gözetmiyorlar.
Dediğiniz türden bu görüntü, Allah aşkına, sosyal medyada yayınlanabilir mi, gazetelerde yayınlanabilir mi? Bu bir ihanettir. Savcı, Berkin Elvan'ın faili mi? Tam aksine o olayın failini bulmaya yönelik bir dava ile ilgilenen bir savcıya o tür bir hareket yapılamaz. O tür bir hareketi yapana adeta sahip çıkan ne siyasetçi, ne medya hiçbir zaman vatansever olamaz.
Bu kadar açık konuşuyorum. Medya patronlarına da bu noktada, Başbakan, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı sizi aradığı zaman mı yayından kaldıracaksınız?
Yani şimdi ben Cumhurbaşkanı olarak kalkıp Slovakya'dan Türkiye'yi arayacağım, 'Bunlar yayından kalksın' diyeceğim...
Olur mu? ben fotoğrafı gördüğüm anda irkildim. Böyle birşey olabilir mi? Ne var ki, kimileri insafsızca bunu yapabiliyor. Halbuki bunların on yıllara dayanan tecrübesi var. Anında kesip atmaları lazım. Bunların yayınlanmaması lazım. Bunları maalesef yayınladılar.
Birileri de (Kılıçdaroğlu'nu kastediyor) utanmadan, 'Basını oraya sokmadılar' diyor. Niye cenaze merasimine sokacak?
Siz o şehidin faillerini o fotoğraf karesiyle faş edeceksiniz. Bunu faş edenleri de kalkıp cenaze törenine sokacaklar. Ben de olsam sokmazdım. Bu ülkede barış , huzur, özgürlük için mücadele veriyoruz.
Birileri de bu mücadeleyi tamamen kesintiye uğratmak için elinden geleni yapıyor. İşte bakın, öldürülen teröristlere adam rahmet diliyor. Bu teröristlere rahmet dileyenlerin bu ülkede çözüm süreci diye bir sorunu olabilir mi? Olmaz...

ÜST AKIL VE SABOTAJ

SORU: Üst akıl yok mu burada?

ERDOĞAN:
Üst akıl genelleme zaten... DHKP-C daha önce neredeydi?
ABD Büyükelçiliği'ne gelenler nereden geldi? Üst akıl tabii ki var. Ama 'Üst akıl şu anda şurasıdır, şuradan gelmiştir' denemez. Hepsi değerlendirmeler sonrası bunları göreceğiz.

SORU: Elektrik kesilmesi sabotaj, saldırı, her ne ise, bunun zamanlaması üzerinde durulacak mı?

ERDOĞAN:
A'dan Z'ye herşey gözden geçirilecek. Görüldüğü gibi, tüm bu elektrik kesintisi birkaç saat içerisinde aynı şekilde yine normale döndü.
Ama ne olursa olsun bu affedilir, birşey kesinlikle değil. Türkiye gibi bir ülkede böyle bir enerji kesintisi, hatta hatta buna çökme denir, böyle birşeyin olması doğru değil. Bunun sebepleri üzerinde çalışılacak. Nitekim Enerji Bakanı bizimle birlikteydi. Slovakya'dan Türkiye'ye geri dönmesini istedim. O çalışmayı başlattı.
Bunun failleri kim, kim olabilir, nereden kaynaklanıyor, bunların hepsi gözden geçirilecek. Çünkü, bizim enerji sisteminde Türkiye'nin belli yerlerinde belli merkezler var. Bu merkezlerden mi kaynaklandı, yoksa daha değişik şeyler mi oldu, bunların hepsi araştırılacak.

SORU: Seçmene yönelik, kaos ortamı oluşturmak isteyenlere karşı ne dersiniz?

ERDOĞAN:
Ben milletime özellikle şunu söylüyorum. Bir kere bu tür olaylar bizi ürkütmemeli, korkutmamalı.
Hep şu mısrayı söylerim: 'Kaderin üstünde bir kader var.' Biz bunu bileceğiz, buna inanacağız. Buna inanamazsak, zaten bir şey yapmak mümkün değil. Ürkmeyelim, korkmayalım.
Mücadelemizi kararlı şekilde sürdüreceğiz.

SORU: Burada DHKP-C taşeron mu?

ERDOĞAN:
Terör örgütlerinin hepsi taşerondur.

SORU: Yani, bir üst akıl mı var?

ERDOĞAN:
Onu siz bulacaksınız.
Bakın, Yeni Şafak'ta yayınlanan belgeler taa ne zamanlara kadar uzanıyor. Bu ülke buralara kolay gelmedi. Nerelere, nasıl kayıtlar yapılmış... Kimler nerelerde, nasıl istihdam edilmiş. Hepsi ortada.
Yani, bu oyunlar öyle 3 senede, 5 senede kurulmuyor, mazisi bayağı eski. .

SORU: 'Çözüm sürecine darbe' ifadesini kullandınız. Kamuoyunda şöyle bir algı var: PKK'yla çözüm sürecinden sonra yerine DHKP-C ikame ediliyor.
Bir de savcıyı şehit eden teröristlerin eylem anında bazı ülkelerle bağlantı kurduğu söyleniyor.

ERDOĞAN:
İddiaların hepsi değerlendirilir.
Ancak, PKK'nın yerine DHKPC'nin ikame edilmesi tartışmalı. Biri mezhep dayanaklı, diğeri ırk, etnik dayanaklı.
Bunların birbiriyle çok çok iyi anlaşabileceklerine doğrusu ihtimal vermiyorum.
Ama ortak paydaları terör olduğu için, onları üst akıl zaman gelir faklı yerlerde istihdam edebilir.

SORU: Özel güvenlik konusunda adalet sarayları, hastaneler, stadyumları örnek verdiniz. Çağrınıza başka hangi alanlar dahil?
ERDOĞAN:
Daha açık söyleyeyim; ben özel güvenliğin tamamen kaldırılmasını arkadaşlarıma teklif edeceğim.
Onların çoğu zaten emekli...

SORU: Bilakis güvenlik sorunu bu şirketlerden kaynaklanıyor gibi bir izlenim mi var?

ERDOĞAN:
Biz şu ana kadar özel güvenlikten çok ciddi neticeler alamadık ki. Elinde taşıma ruhsatı olan, silahı olan kim varsa, hepsi geliyor, buralarda görev alıyor. Veya elinde sadece cop var. Bunlar olaylara zaten müdahale edemez. Korkar, kaçar. Şimdi ben böyle söyledim diye rahatsızlık duyanlar olabilir. Bunların içinde yaşı vesairesi müsait olanlar varsa zaten emniyete alımlar yapılıyor, gider emniyete müracaat ederler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA