Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ÜLKÜ TAMER

"Bir başka zaman diliminden mi..."

Sevgili Mary, Ege kıyılarında bir kasabadaydım. Senin beş yıl önce gittiğin Bodrum'un çok yakınında. Öve öve bitirememiştin. Ama anlattığın kadar kalabalık değil buraları. Kimi gördümse aynı şeyi söylüyor. "No turist!" diyorlar. Önce bizi istemediklerini sandım. Meğer turist yokluğundan ya da azlığından yakınıyorlarmış.
Havaalanından buraya taksiyle geldim. Kendi kafamın dikine gidiyorum ya, önerini geri çevirmiş, Londra'da bir acenteye gidip "her şey dahil" otellerden birine rezervasyon yaptırmamıştım. Küçük, şirin bir otele yerleşirsem hem daha ucuza gelir, hem de yerli halkı daha yakından tanırım diye düşünmüştüm.
Taksiden iner inmez bir otel ilişti gözüme. Yer varmış. Beni bir odaya yerleştirdiler. Bavulumu taşıyan çocuk (16-17 yaşlarındaydı herhalde) odadan ayrılırken beni tepeden tırnağa süzdü. Gülerek yaklaştı. Cep telefonunu çıkarıp küçük ekranda bir genç kız fotoğrafı gösterdi. "Dis iz may görlfrend. Ay lav yu!" dedi.
Herhalde bana değil, kıza söylüyor diye düşündüm. Yol yorgunluğunu atmak için soyunup duşun altına girdim. Ama damla su yok. Su yerine hırıltılar geliyor. Odada telefon olmadığı için giyinip aşağı indim.
"Şimdi gelir" (now coming) dediler. Odaya çıktım yeniden. Az sonra kapı açıldı. Bir başka delikanlı elinde bir kova suyla girdi.
"Dis is vatır" dedi. Musluğu gösterdim. Eliyle üç işareti yaptı. "Vatır tri dey" dedi. "Van dey no vatır. Tu dey no vatır. Tri dey yes vatır."
Meğer su üç günde bir veriliyormuş.
Kızdığımı görünce o da kızdı. "Dis otel tri star" dedi. "Three" derken üç parmağını uzattı yine. "Star" derken de göğü gösterdi. Sonra beş parmağını açtı. "Go fayf star otel!" dedi. Kovayı banyoya bıraktı. Giderken dönüp güldü: "Ay lav yu!"
Kemerinden cep telefonunu çıkarırken kapıyı yüzüne kapadım.
Bulanık suyla dişimi bile fırçalamadan yattım. Bir kitap aldım elime. Pat diye elektrikler söndü. Pencereden baktım. Her yer karanlık. Yarım saat sonra cereyan geldi. On dakika sonra yine gitti. Sabaha kadar aralıklarla sürdü bu.
Hiç uyuyamadım. Havalandırma yok. Sıcaktan pencereyi kapatmak mümkün değil. Soğuk da olsa mümkün değil. İstesen de zaten kapanmıyor. Açık pencereden de sivrisinekler vızıltılı marşlarıyla hücum ediyor.

***
Ertesi gün buranın pazarı varmış. Pazar herhalde çığlık bayramına rastlamış. Çünkü bütün satıcılar çığlık atıyordu. Bir yandan çığlık atıyor, bir yandan cep telefonlarıyla konuşuyorlardı.
Ne söylediklerini pek anlayamadım; ama arada bir İngilizceye benzer bir dille söylediklerini çıkarır gibi oldum: "Dis iz Roleks. Törti euro. For yu fayf euro...
Dis iz Kristiyan Diyor. Ten euro. For yu tri euro..."
Bunları söylerken de koluma yapışıp beni çekiştiriyor, araya "Ay lav yu" yu sıkıştırmayı unutmuyorlardı.
Artık o kargaşada nasıl olduysa, farkına bile varmadan, iki mayo, dört T-shirt, üç tencere, bir mangal, bir de bebek beşiği almışım.
Öğleyin bir İtalyan lokantası buldum. Mantarlı spagetti istedim. Peynirli gözleme getirdiler. Garson, "Spagetti no gud. Dis iz gözleme" dedi. Sonra da gözlemeyi aralayıp iki parmağıyla bir peynir parçası aldı:
"Dis iz mantar. Törkiş mantar."
Cep telefonunu çıkarıp bir genç kız resmi gösterdi. "Dis iz may görlfrend. Ay lav yu."
Derken lokantanın sahibi gelip masama çöktü. "Dis yiır no turist" diye yakındı.
Masanın altında gezinen kediye bir tekme savurdu. "No turist. No gud."
Çevreme bakındım. Gerçekten de pek yabancı yok. Bari ben de gideyim de iyice "no turist" olsun diye düşündüm.
Lokantacı tam cep telefonunu çıkarırken kalktım.

***
Öğleden sonra bir taksiye atlayıp havaalanına gittim. Hiç olmazsa biriki gün İstanbul'da kalır, öyle dönerim.
Beni havaalanına götüren şoför oldukça yüklü bir para istedi. İngilizce bilen bir genç bulup sordum: "Giderken aynı mesafeye bunun yarısını vermiştim. Şimdi niye iki katı istiyor?"
Bir şeyler konuştular. Genç anlattı. Havaalanı taksileri Milas'a, beni getiren araba ise Bodrum'a bağlıymış. İkisinin tarifeleri farklıymış.
Pek aklım ermedi ama istenen parayı vermek zorunda kaldım.
İçeri girerken kapının önünden geçen esmer bir delikanlı koluma yapıştı. "Madam madam, ay lav yu" dedi.
Yakında görüşürüz, sevgili Mary. Bir başka ülkeden mi, yoksa geçmişteki bir başka zaman diliminden mi dönüyorum, orasını bilemiyorum.
Sevgiler.
Elizabeth

***
P.S. Beni tanırsın. Miss England sayılmam. 58 yaşındayım. Boyum 1.54. Ölçülerim 125-125-140. Huzur içinde yatsın, kocam birayı fazla kaçırdığı zaman gözlerini şaşılaştırır, taklidimi yapardı. Niye beni gören herkes hemen "Ay lav yu" diyordu, pek anlamadım. Herhalde bir tür gelenek. Çünkü bütün yabancı kadınlara aynı şeyi söylüyorlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA