Türkiye'nin en iyi haber sitesi

WASHINGTON

Geçen hafta Pakistan'a resmi bir ziyarette bulunan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, hem kendisini hem de ABD dış politikasını töhmet altıda bırakan bir gafa imzasını attı. Pakistan gibi defalarca askeri müdahale yaşamış bir ülkede tıpkı Türkiye'de olduğu gibi ciddi bir Mısır tartışması yaşanıyor. ABD'nin neden Mısır'da askerlerin göreve el koymasına "darbe" demediği hararetle eleştiriliyor. Doğal olarak bu konuda Kerry'nin hazırlıklı olması gerekirdi. Normal şartlar altında "neden darbeye darbe demiyorsunuz" sorusuna verilecek resmi cevap belliydi. ABD yasalarına göre bir ülkede darbe yaşanırsa, yani demokratik seçimlerle iktidara gelmiş bir yönetim askeri darbeye maruz kalırsa, o ülkeye ABD artık askeri yardım yapamaz. Bu şartlar altında Mısır'da darbe resmi olarak kabul görür ve darbe olarak adlandırılırsa, Washington Mısır'a derhal askeri ve ekonomik yardımı kesmek zorunda.
Oysa Washington askeri yönetim üzerinde etkili olmak istiyor. Amaç askeri yönetimle köprüleri hemen atmak yerine, generaller üzerinde etki ve manevra alanını korumak. Washington bu etkisini demokrasi ve seçimlere yeniden geçiş konusunda baskı kurmak için bir araç olarak görüyor. Sonuç olarak ABD politikasına yön veren temel güdü "realpolitik" dediğimiz stratejik hesaplar. ABD'nin bu politikası doğal olarak Türkiye ve Pakistan gibi askeri darbelerden çok çekmiş olan ülkelerde ikiyüzlü ve ilkesiz olmakla suçlanıyor. İşte bu şartlar altında Pakistan'da kendisine yöneltilecek eleştiri ve sorulara hazırlıklı olması ve standart cevap olarak "Mısır'da bir an evvel demokrasiye dönüş istiyoruz" demesi gerekirdi Kerry'nin. Oysa Kerry, ABD'nin Mısır politikası hakkında bir soruya akıllara durgunluk verecek bir şekilde "ordu Mısır'da demokrasiyi yeniden inşa (restore) etti" diyerek cevap verdi. Bu büyük gafın altında yatan düşünce biçimini biraz irdelemek gerekiyor.
Acaba neden hem Batı'da, hem de Mısır'da, siyasi İslam korkusu yaşayanlar, Mursi'yi başarısız bulanlar, Kahire'de şu anda iktidara gelmiş olan askeri rejimi demokrasinin garantisi olarak görüyorlar? Neden Mısır'daki askeri vesayet rejimine kredi açıyorlar? Bu köşede birkaç kez ifade ettiğim gibi temel yanlışları Türkiye modeli ve Mısır arasında benzerlik kurmaları. Batı tarafından takdir edilen "ılımlı İslam" ve askeri vesayet arasında son derece yanlış bir bağlantı kuruyorlar. 28 Şubat post-modern darbesi ve AK Parti'nin ortaya çıkış sürecine bakıp "ılımlı İslam askeri vesayet sayesinde doğdu" şeklinde özetlenebilir bu yanlış mantık. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi Mısır'da da askeri vesayetin çizdiği kırmızı çizgiler gölgesinde demokratik eğilimli bir ılımlı İslam doğar ümidi içindeler. Sanki Kerry'nin gafı basit bir gaf olmaktan çok bu yönde bir inanç ve ümit belirtisi gibi geliyor bana. Kaldı ki bu yönde analizler şimdi Washington'da bazı thinktank'lerde bile yapılır hale geldi.
Bu yanlışı düzeltmek için yapılması gereken şey Türkiye modeli ve AK Parti'yi daha iyi anlatmak. AK Parti fenomenini askeri vesayet ve 28 Şubat ile açıklamak kötü niyetli bir basite indirgemecilik. Eğer Türkiye'de 1950'den bu yana yaşanan demokratik kazanımlar ve çok partili siyasi sistem olmasaydı AK Parti ortaya çıkar mıydı? Özal dönemindeki kapitalist reformlar ve büyüyen Anadolu sermayesi ve Anadolu kaplanları olmasaydı Türkiye modeli diye bir şey olur muydu? AB olmasaydı AK Parti başarılı olabilir miydi? Türkiye modeli ve AK Parti askeri vesayet sayesinde değil, askeri vesayete rağmen gelişti. Keşke Kerry ve ABD bunu daha iyi anlasa...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER