YAZARA MAİL GÖNDER Fazıl'la ayni ülkeden olmak..

YAZARLAR

Teşekkürler Kadir Dursun kardeşim.. Teşekkürler, benim Adıyamanlı dostum.. Hayatımın en güzel gecelerinden birini daha yaşattığın için bana..
Kadir, aslında hayatı roman, film olacak bir adam.. Adıyaman'da, o koşullar, o olanaklar içinde, klasik müziğe merak salacak.. Antalya'ya göçecek ve Allah vergisi organizasyon yeteneğiyle, Fenike'nin yolu yordamı olmayan bir dağ tepesinde keşfettiği antik Yunan Tiyatrosu'nun tepesine Gürer Aykal yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasını getirip Vivaldi çaldırmayı başaracak..
..Ve de Türkiye'nin dört bir yanından bu müziğin severlerini o dağ başında toplayacak.. Gözleme yapan köylü kadınlarla birlikte, yan yana oturtarak..
Arykanda'daki o geceyi unutmam.. Kadir'le orda tanıştık. Beni de çağırmıştı.
Sonra karşıma Fazıl Say'ın meneceri olarak çıktı..
Gelinen yola bakar mısınız?.
Türkiye'nin bir fırsatlar ülkesi olmadığını söyleyenlere bakar mısınız?.
Kadir telefon etti iki hafta önce..
"Hıncal Ağbi, bir dutluk aldım Adıyaman'da.. Memleketimde.. Artık oraya da vakit ayıracağım.. Fazıl'la son konserleri yapıyoruz.. 7 Mayıs'ta İzmir'de Borusan Kuartet'leyiz.. Öcal Ağbiyle birlikte bekliyorum mutlak" dedi..
Fazıl.. Borusan.. Kadir..
"Uçuyorum" dedim ve uçtum İzmir'e..
Ahmet Adnan Saygun salonuna ilk defa gideceğim.. Fazıl "Türkiye'de akustiği en iyi salon" dedi..
Dış mimari bir beton yığını.. Merdivenler, merdivenler. Ama salonun içi güzel.. 900 kişi falan alan butik bir konser salonu.. Balkon çepeçevre.. Sahnenin arkasını da dolaşıyor.. Tıklım tıklım olunca, 1100 kişiyi buluyormuş.. Öyleydi..
Tıklım tıklım.. Size bir şey söyleyeyim mi?.
Gelenlerin önemli bir bölümü, Fazıl'ı dinlemekten çok, onun yanında olduklarını göstermek "Fazıl" diye bağırmak için ordaydılar..
Fazıl'ı dava eden malum hocacı zatın, onun baş vurusunu kabul eden savcının, davayı kabul eden ve mahkumiyet kararı veren Yargıç'ın da orada olmalarını isterdim o gece..
Fazıl'ın hiç söylemediği lafları, söylemiş kabul ederek, kabul ettiklerini de saptırarak dava ve mahkumiyet konusu yapanlar, keşke bu millet nasıl Fazıl'ın yanında görseydiler..
Keşke Fazıl'ı bir de dinleseydiler..
Nasıl bir dünya çapında ustayı, nasıl bir ülkenin, bir ulusun gururunu mahkum etmek için çırpındıklarının farkına varsaydılar?
..Ve de onun ne çaldığını hissedebilseydiler..
Şimdi okuyacağınız satırlar, son ve acıklı gelişmeler üzerine değil, tam iki sene evvel, nisan ayında yazılmıştı.. 7 Nisan 2011'de, Kültür Üniversitesi'nde Mesut İktu Hocamın kurduğu Kültür Merkezi'ndeki, Borusan Kuartet/ Fazıl Say konserinden ve dinlediğim ayni eserden, yani Ulvi Cemal Erkin Piyanolu Beşli'sinden sonra, bakın neler demişim..
"Dün gece, Atatürk'le konuştum... Cumhuriyet'in ilk kadın öğretmenleri Resmiye Teyzem, Lütfiye Yengem nasıl konuştuysa, öyle konuştum... Duvarda Atatürk'ün harika bir büstü asılıydı... Atatürk salona bakıyordu... Ben ona bakıyordum... Sahnede, beş muhteşem Cumhuriyet Çocuğu vardı ve bir başka Cumhuriyet Çocuğu Ulvi Cemal Erkin'in buram buram Anadolu, Piyanolu beşlisini seslendiriyordu...
Yazanı da, çalanları da, bu salonda onları dinlemek için toplanmış yüzlerce genci de Atatürk'e borçlu olduğumuzu biliyordum... 'Teşekkür ederim Atam' diye fısıldadım... Büstün o çakmak bakışlı ifadesi salondan bana kaydı sanki... Yumuşadı... 'Mutlu musun' dedi... 'Hem de nasıl' dedim... 'Gururlu musun' dedi... 'Hem de nasıl' dedim... Bu Ulvi Cemal'e, bu Fazıl Say, Olgu Kızılay, Esen Kıvrak, Efdal Altun ve Çağ Erçağ'la ayni ulustan olmak, 'Bunlar benim vatandaşım. Ben onlardan biriyim... Ne mutlu bana' demek, diyebilmek nasıl harika bir duyguydu... Salona baktım... 7 yaşında gençler vardı... 90 yaşında gençler vardı. Herkes mutluydu. Herkes gururluydu...
Bu Piyanolu Beşli, enfes bir şey... Anadolu kapılarını aralayan bir hafif girişle başlıyor. Sonra insanı koltukta fıkır fıkır eden, ayağa fırlatmak isteyen horon ritmi... Sonra o muhteşem üçüncü bölüm.. Bir tasavvuf... Bir ilahi... Cumhuriyet çocuklarının evrenselleştirdiği bir Salatı Ümmiye sanki... 'Allah ve Muhammed' seslerini duyuyorum resmen...
Atatürk'e ve onun kuşağına sövenleri arıyor gözlerim.. Gelseler, dinleseler, anlasalar, anlayabilselerdi.."
Atatürk din düşmanı.. Onun Cumhuriyet çocukları, onun Cumhuriyetinin gururları Türk Beşleri, başta Ulvi Cemal din düşmanı.. Fazıl, din düşmanı..
Peki o zaman, Ulvi Cemal'in Piyanolu Beşli içine hem de nasıl ustalık ve lezzetle yerleştirdiği, Itri ne?. Salatı Ummiye ne?. Fazıl'ın tuşlarından, Esen, Olgu, Efdal ve Çağ'ın yaylarından "Gavur İzmir" salonlarına yayılan "Allahümme salli ala seyyidine muhammedininnebiyyi'l-ümmiyyi ve ala elihi ve sahbihi ve sellim" melodisi ne?. Yazan kim?. Yazdıran kim?. Seslendiren kim?.
Gece, Borusan Kuartet'te New York Carnegie Hall'de yapılan, 82 ülkenin katıldığı yarışmada dünya birinciliği kazandıran Fazıl Say bestesi Boşanma ile başladı.. Harikaydı çocuklar gene.. Sonra Fazıl eklendi onlara..
Piyanolu beşli.. Ve de oradaki Adagio bölümü.. Salatı ummiye'nin piyanolu beşli için bu defa bir Batı Klasiği düzenlemesinden çıkan ilahi sesler doruk oldu ilk yarıya..
İkinci yarıda Fazıl yalnızdı.. 17 yaşında vurulan bir Çek devrimcisini anlatan Janacek'ten sonra, bana geldi sıra.. Dünyanın yaşayan en büyük piyanistlerinden biri, dünya müzik tarihinin en güzel piyano parçalarından birini çalacaktı.. Benim için.. Bu eseri, kim nerde çalarsa çalsın, benim için çalar. Öyle gelir bana..
Beethoven.. Ay Işığı Sonatı..
Bu nasıl muhteşem bir müziktir, nasıl alır götürür insanı.. Ve bu nasıl bir yorumdur?. Fazıl çalınca, götürür ve getirmez, orda bırakır, rüyada.. Tekrar salona döndüğümde, tekrar kendime geldiğimde Fazıl dördüncü bisini yapıyordu, hem de nasıl bire hüner, hem de nasıl bir yorum gücü gerektiren Paganini ile.. Salon alkıştan, bitmez tükenmez alkıştan temellerine kadar sallanırken..
Kadir'e sarıldım vedalaşmak için.. "Daha bitmedi ki Hıncal Ağbi" dedi.. "Servet'e gidiyoruz, hep beraber.."
Servet'e gittik, hep beraber..
Uzun bir masa.. Karşımda Fazıl.. Yanında en ünlü orkestra şeflerimizden Naci Özgüç.. O da sahnedeydi aslında, piyanolu beşli de.. Fazıl'ın notalarını çevirmek için.. Bu da bir mesajdı, anlayanlara.. Bu işleri gönüllü konservatuar öğrencileri yapar aslında.. CSO'yu yönetmiş bir şef çeviriyor, Fazıl'ın notalarını, bakar mısınız?.
Yanımda oturanlar, Olgu, Efdal, Çağ, Esen!. Ağbim, yengem.. İzmir şefimiz Ünal (Ersözlü), bizi misafir eden, can kardeşlerimiz Bircan, Muzaffer Tağıl.. Yaşamdan Dakikalar ekibiyle yıllar önce bizi 9 Eylül Üniversitesi'ne davet eden, şimdi artık genç mezun ama o gün bugün dost, Seda.. Kadir'in davetlisi İzmirli konuklar.. Herkesi düşünmüş, herkese yer ayırmış Kadir..
Nasıl neşeli, nasıl keyifli bir konser sonrası buluşması oldu.. Efdal'in taklitleri.. Fazıl'ın, konser sırasında sahne üstündeki balkonda olanları, Cem Yılmaz'ı aratmayan stand up anlatımı.. Gülmekten öldük bu defa da..
Mutlu olduk.. Kutlu olduk..
"Ben ne şanslı bir insanım" dedim, yorgun ama haz dolu başımı yastığa koyarken.. "Böyle ülkem, böyle insanlarım, böyle dostlarım var.. Böyle saatler yaşıyorum.."
Şükrettim, Yüce Tanrıma..
Teşekkür ettim, Atatürküme..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.