YAZARA MAİL GÖNDER Bir sanat merkezi Bodrum!..

YAZARLAR

Deniz, kum ve güneşle ilgim yok. Sıcaktan nefret ederim..
Sonuç..
Yaz tatillerimi, gündüzlere değil, gecelere göre ayarlarım..
Modern Folk Üçlüsü'nün meneceri olduğum o efsane fuar günlerinde, her yıl İzmir'e gider, geceleri kazandığımız tüm parayı, gene efsane Büyük Efes otelinde kalarak yerdik..
İstanbul'a taşındıktan sonra, Çeşme girdi devreye.. Dünya çapında festivaller yapmaya başladılar, Ahmet San ve Mustafa Oğuz. Dünya çapında vedetler Çeşme'ye gelmeye başladılar. Ben de her yıl tatilimi Çeşme Festivali'ne göre ayarlar oldum. Bir de Mustafa Hocam orda olunca, tadından yenmez..
Sonra "Solcu" bir Belediye Başkanı çıktı "Ben halkımın parasını burjuva eğlencesine yedirmem" dedi ve o inanılmaz festival yok oldu.
Antalya çıktı ortaya.. Antalya Opera ve Bale Festivali..
Aspendos'a dünya çapında operalar, baleler, starlar gelmeye başladı, bizim en seçmelerimizle beraber..
Hele organizasyon işini Mustafa Erdoğan yüklenince Aspendos iyice renklendi. Benim tatiller Antalya'ya kaydı..
Ne var ki, ülkede sivri akıllı çok.. İki bin yıl terk edilmişliğe, depremlere, fırtınalara, sellere dayanan Aspendos'un davul sesinden yıkılacağını ileri sürdüler. İtalyanlar öyle yapmışlardı ya, bir bildikleri olmalıydı. Aspendos kapatıldı. Festival büyük darbe yedi.
İtalyanlar nasıl bir ahmaklık yaptıklarını, nasıl bir müthiş yaz turizmini yok ettiklerini anladılar. Kapattıkları bütün tarihi tesisleri yeniden açtılar ama biz Aspendos'u yarım yamalak açar gibi yaptık ve Antalya Opera ve Bale Festivali'ni, göstermelik hale getirdik.
O sırada Bodrum başladı.. Hem de iki müthiş festivalle başladı..
Tarihi kalede Bale Festivali.. Turgut Reis Marina'da Klasik Müzik Festivali..
Birisinin arkasında, gerçekten, yürekten sanatçı Genel Müdürü Hakan Ateş ile Denizbank, ötekinin arkasında, yıllardan beri sanatın büyük destekçisi Doğuş Gurubu olunca, her iki festival de hızla gelişti, cazipleşti, kaçırılmaz hale geldi. Benim tatiller de Bodrum'a kaydı, otomatikman.. Hele Nebil de orda ev alıp, yazları taşınınca..
Deniz, kum ve güneşle ilgim olmadığı için de, plajlı tatil köyleri ve sahil otelleri yerine, kapıdan çıkar çıkmaz kent yaşamına katılacağım Marina Vista otelini seçtim.. Ne iyi seçmişim.. Bugün artık kardeşim durumunda genel müdür Serdar ve harika ekibi, oteli tüm konukların evi haline getiriyorlar. Zaten ev gibi.. Eski bir Bodrum evi.. Ortada avlu.. Avlunun ortasında havuz.. Havuz başında çardak, etrafında odalar..
Çıkıyorum odamdan, çardağa.. Serdar sıcağa meydan okumuş. Dev vantilatörler ama insanı rahatsız etmeyen bir hızda dönüyor ve serinlik veriyorlar. Son iki günde olduğu gibi sıcak insanı bayıltacak düzeye geldi mi, bu defa çardağın üzerindeki sistemden su zerreleri yağıyor üzerinize.. İlk kez 1996 Oyunları'nda Atlanta'da gördüğüm sistemin aynisi..
Kahvaltımı orda yapıyorum. Gazetelerimi orda, ya da odamda okuyorum. Etraftaki kafeleri falan dolaşıp günü geçiriyorum. Akşam üzeri mutlak otelin önündeki İtalyan Lokantası'nın en ön masasına oturup akşam üzeri kahvemi içiyorum, hayatta en sevdiğim şeyi yaparak.. Gelen geçen insanları seyrederek..
Benim için dünyanın en güzel manzarası insandır derim ya hep.. Ve akşam orada yemek yiyeceksem, Kenan Usta'dan torpilliyim ya, bana sevdiğim ev yemeklerini yapıyor.. Bir İtalyan Lokantasına, karnı yarık, pilav ve cacık başka türlü nasıl yenir, parmaklarla beraber..
"Otel değil, evim" derken ne demek istediğimi anladınız mı?.
Sonra ver elini Festival..
İkisini anlattım zaten.. Fatma Said ve Fazıl Say.. Ötesi de yarın!..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.