YAZARA MAİL GÖNDER 'Ebediyete akıp giden her on senede..'

YAZARLAR

"Cumhuriyet" deyince hatırladığım ilk şey, Bandırma Birinci İlkokul'da hem de nasıl coşkuyla söylediğimiz marştır.. İlkokula başlayalı daha iki ay olmuştu ama, o marşı öğrenmiştik.. 29 Ekim sabahı, hem de nasıl coşkuyla, hem de nasıl bağıra bağıra söylediğimi hala hatırlarım.. Ve de nasıl gururla..
"Türkler bugün Cumhuriyet temeli kurdular.
O temelin çamurunu kan ile yoğurdular.
Hem düşmanları boğdular, hem sultanları kovdular.
Kutlu olsun ey millet varlık bayramımız bugün
Tarihte yoktur böyle gün,
En büyük bayram bugün."
O bayramın büyüklüğü, ilk anılarımda Kilis Müftüsü olan dedem, Kilis ve yöresinin kurtuluşunu sağlayan sivil mücahit örgütünün önderlerinden Hüsnü Dayım (Kışlalı/ Ahmet'in babası) anlattıklarıyla birleşir.. İlk Atatürk sevgimde, müftü dedem vardır..
Sonra annem ve babam beni Kilis'ten yanlarına almışlardı.. Çaldıran, Van ve Bandırma.. Hele soğuk kış gecelerinde sobanın etrafında toplandığımızda, Babam anlatmaya başladı, Atatürk'ü ve Cumhuriyet'i bizlere.. Varlığımızı Cumhuriyet'e borçlu olduğumuzu anlattı.. Atatürk'ü sevdik.
Cumhuriyeti sevdik..
"Tarihte yoktur böyle gün
En büyük bayram bugün" diye haykırışım bu yüzden sesimi kısmıştı. Bu yüzden o günü, o sözleri, o marşı hiç unutmadım. Hep yüreğimin derinliğinde hissettim..
Sonra biraz daha büyüdük.. Sonra Atatürk'ün o muhteşem Onuncu Yıl Nutku'nu okumaya ve anlamaya başladık.. O nutku, kendi sesinden parazitli bir radyodan ilk defa dinlediğimiz 29 Ekim'de, gene Bandırma'daydı..
Ne güzel bitiyordu o nutuk?.
"Türk milleti;
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene.."
"Ebediyete akıp giden her on senede.." Ata'nın vasiyetiydi adeta..
"Her yıl kutlayın, ama 10 yılda bir başka kutlayın" diyordu.. Nutkun tamamını okuduğunuzda, oradaki "Kutlama"nın sadece törenler, coşkular, eğlenceler anlamına gelmediğini hissediyordunuz..
10 yılda bir kutlamak, en azından on yılda bir geleceğe kalacak bir eser bırakmak anlamını taşıyordu..
Cumhuriyet'in beşinci On Yılı'nda Ankara'da Gülhane Hastanesi'nde yatıyordum, on aydan beri.. Ve yatağımın tam karşısındaki küçük televizyondan canlı yayın izliyordum..
İstanbul'da bir tarih yazılıyor, Avrupa ile Asya'yı birleştiren Boğaziçi Köprüsü açılıyordu.. 50'nci yıla bu kadar yakışan bir eser daha olamazdı.
"Erdi cumhuriyetim 50 şeref yaşına" diyordu, çok sevdiğim marş..
"50 Şeref Yaşı"na da böyle ulaşılırdı işte.. Kıtaları birleştirerek..
Türkiye nasıl coşku içindeydi..
Atatürk'ün vasiyeti hala devam ediyor..
Ebediyete akıp giden 9'uncu on yıla, doksanıncı yıla, gene muhteşem bir eserle giriyoruz..
Marmararay!..
Cumhuriyet'in Onuncu Yılında "Demirağlarla ördük ana yurdu dört baştan" diye haykırmıştık. Boğaz'a gelince kopan o ağlar denizin altından geçen tüple birleşiyor.. Trakya ve Anadolu demiryollarımız, muhteşem bir eserle bir başka kucaklaşıyor, 90. Yılda..
Bu tüp geçit konuşulmaya başlandığında öyle hayal gelmişti ki bana.. "Ömrüm yetmez görmeye" demiştim. Öyle uzaktı, hayal bile..
Ama Cumhuriyet'im "Ebediyete akıp giden, dokuzuncu onuncu yılında" onu da başardı..
Onuncu yılda, "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır" diyen Atatürk'ün ne kadar haklı olduğunu kanıtlayarak..
90'ıncı yıla erenler!..
En büyük bayramınız kutlu olsun!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.