YAZARA MAİL GÖNDER Gazeteciliğimden utanıyorum!..

YAZARLAR

Evet, yanlış okumadınız.. Gazeteciliğimden utanıyorum.. Eğer bu "Medya" ise, bu ülkede bu sektörün adı medya ise, o gurubun içinde olmak bana utanç veriyor..
Bu duyguyu geçen hafta, perşembe gecesi saat on buçuğa doğru Ankara'da yaşadım.. Hem de nasıl çelişkiler içinde.. Bir yanında müthiş bir coşku, olağanüstü bir heyecan, tarifsiz bir gurur vardı beynimin.. Öyle muhteşem, tekrar ve büyük harfle yazıyorum.. Öyle MUH- TE- ŞEM şeyler izlemiştim ki, aklım durmuştu..
Los Angeles'tan Sydney'ye, dünyanın en büyük, en ünlü sahnelerinde ne gösteriler izledim bugüne dek.. Böylesini bakın açık söylüyorum, Moskova'da Bolşoy yapar.. Yüzlerce yıllık bale geleneği ve arkasında Deli Petro'dan beri tüm imkanlarıyla devlet desteği olduğu için..
Londra belki.. Kraliçe'nin Royal Balesi de bir gelenek onlarda, bizim balemizi de kuran Madam Ninette de Valois'dan beri.. New York, Broadway'den emin değilim.. Yerel yönetimler desteğini çekince geçen sene New York Operası kapandı çünkü.. Ötesini hesaba katmıyorum bile..
Ankara'da Dracula sezonun son temsilini yapıyordu. "Son temsil" ibaresini okuyunca, Devlet Operası sitesinde "İki elin kanda olsa gitmelisin" dedi, içimdeki bir ses.. İyi ki demiş..
Yarım saat evvel, Büyük Tiyatro'ya vardığımda (Opera ve Bale, bu binayı Devlet Tiyatrosu ile paylaşır, bağımsız opera binası olmayan ülkemde) giriş tıklım tıklımdı ve gişenin önünde uzun bir kuyruk vardı.. "Hala bilet var demek" dedim. Onlar, iade, ya da alınmayan yerler için bekleyenlermiş meğer.. Bir umutla gelenler.. Londra'da öylesi kapılarda ne umutsuz bekleyişlerim vardı, onu hatırladım biran..
Kulis de tıklım tıklımdı.. Perde açılırken, salonda da tek boş yer yoktu..
Ve perde açıldı.. Açıldığı anda da, müzik, dekor ve ışıkla büyü başladı..
Bakın bir balenin bir şeyi güzel olabilir.. İki, üç şeyi güzel olabilir.. Ama her şeyinin güzel olması.. İşte ancak "Bolşoy" ya da "Royal Bale" deyişim ondan.. Ben bunca yıldır, bu ülkede her türlü sahne sanatını izlerim.. Böylesine unutulmaz, böylesine her şeyi ile dört dörtlük bir yapım, hele son yıllarda hatırlamıyorum. Üstelik her şeyi de bizim.. Yabancı isimler var.. Onlar da bizim çünkü..
Baleyi yazan, besteleyen, orkestrayı yöneten Bujor Hoiniç.. Dracula'nın ülkesinden.. Romen.. Ama tam 30 senedir, Ankara Devlet Opera ve Bale Orkestrası daimi şefi.. Antalya, Samsun, Mersin Operaları ve Bursa ve Bilkent Senfoni'nin de konuk şefi. Gordion Kantatı, Karadeniz Rapsodisi ve Şahmeran Operası yazacak kadar bizden. Koreograflar Nugzar ve Medeia Magalaşvili Gürcistan Devlet Sanatçıları.. 1984 yılından beri Hacettepe Üniversitesi Konservatuarında öğretim görevlisi, sonra Mersin, İzmir, İstanbul, Samsun, Ankara Opera ve Balelerinde çalışıyorlar.. Yani, "Bizim kadar" hatta fazlasıyla "Biz" onlar..
Perde açılınca ilk dekor çarptı beni.. Yağmurlu Londra'da bir bilim adamı evi.. Sonra Karpatlar'a taşınınca öyle dekorlar çıktı ki ortaya, hepsi ayrı sanat eseri.. Savaş Camgöz yaratmış gene.. Ve dekoru canlandıran olağanüstü ışıklar.. Fuat Gök..
Sağımda kız kardeşim Serpil oturuyor. "Beni çimdiklesene" dedi.. O da salondaki herkes gibi rüyada sanıyor kendisini..
Ve Gülay Korkut'un hem de nasıl öyküyü bire bir yaşatan kostümleri içinde bir dans sahneleri..
Bir müthiş kordo bale, o rüya dekor, o rüya ışık, o rüya kostümler ve o rüya müzik ve koreografi ile, hele iki sahnede tavana vurdu..
Karpatlar Dracula Şatosu mezarlığında, ay doğarken vampirlerin sandukalarından doğruldukları sahne.. Vay ki vay..
Bu hem de nasıl çapıcı kabus sahnesinin ardından, Kont Dracula'nın şatosundaki büyük salonda, yeni gelen taze kanın şerefine yapılan şenlik.. Bu şenlikte, Verdi'nin la Traviata'sındaki o dünyanın en ünlü opera şarkılarından biri "Drinking Song/ Haydi neşe kadehlerinden içelim" eşliğindeki dans..
Bakın, köşemin dörtte biri doldu bile, ama henüz solistlerden tek kelime bile etmedim.. Öylesi muhteşemdi gece..
Ve de solistler de olağanüstüydü.. Bu ülkede, 1955'ten beri opera bale izlerim.. 1957'den beri Opera Bale yazarım.. Adlarını utanarak söylüyorum ilk defa duyuyorum, hemen hepsinin..
Kont Dracula'da Eren Keleş, sahneye Nureyev gibi girdi.. Uçarak.. Sırtında görünmeyen bir iple yukarı bağlı hissine kapıldım öylesi.. Nasıl bir dansçı.. Londra'dan Dracula'yı aramaya gelen Lord James'te Burak Kayıhan'a da hayran kaldım.. Hele sevgilisi Magdalena ile, Dracula'nın şatosundaki "İkili"leri..
Magdalena'da Özge Başaran Onuk'un dans etmeyeceği sahne dünyada yok.. Kız olağanüstü bir balerin.. Olağanüstü güzel.. Olağanüstü anlamlı bir yüzü var ve bu yüzü, birinci sınıf bir pandomimci olarak kullanıyor.. Aslında kadroya haksızlık etmeyelim.. Sahnedeki her dansçı, ayni zamanda müthiş bir mimci.. Yaşıyor ve yaşatıyorlar.
Lordun yardımcısı Kadir Okurer başta, yardımcı rollerin hepsi, İlhan Durgut, Ezgi Odabaşı, Mine İzgi, Sanem Subaygil, Uluç Aytan, Alican Güçoğlu, Hakan Odabaşı, Karpatlar'daki Hanın konukları, Vampirler, hepsi ama hepsi ayrı ayrı alkışa layık.. Ayrı ayrı alkışlandılar zaten..
Ve Verdi'nin ünlü şarkısını söyleyen tenor Fatih Kayhan.. Tabii, o müthiş Ankara Devlet Opera ve Bale Orkestrası..
Perde kapanmak bilmedi.. Seyirci dakikalarca ayakta alkışladı.. Benim ellerim kıpkırmızı şişti, sesim kısıldı.. Serpil "Nessun dorma" dedi.. "Sabaha kadar bu geceyi konuşalım.. Uyumayıp.."
Sol yanımda Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı dostum Özgür Özarslan otuyor. 1982'de üniversiteyi bitirdiğinden bu yana, bu bakanlıkta çalışıyor.. Merdivenleri birer birer tırmandı. Washington'da Kültür ve Tanıtım Müşavirliği yaptı. 2011'de müsteşar oldu. Bakıyorum benden heyecanlı, benden mutlu.. O da alkışlara coşkuyla katılıyor..

***

Şimdi soracaksınız, "Peki utanç neden?.."
Bakın, bu kadar uzun yazdım, ama gördüklerimin, duyduklarımın ve hissettiklerimin inanın onda birini nakledemedim size.. Böylesi muhteşem bir eser, 30 Kasım 2013'te Ankara'da Dünya Prömiyeri yaptı. O günden bu yana da kaç temsil oynandı..
Peki düşünün bakalım.. Hiç yazı okudunuz mu, Dracula hakkında yazılı basınımızda.. Tek kare fotoğraf gördünüz mü?. Peki ya, sözüm ona bir de her gece sanat ve kültür programları yayınlayan Haber Kanallarımızda Dracula üzerine iki çift laf, iki satır görüntü?..
Bu Dracula Broadway ya da West End'de sahnelenseydi, Amerikan ve İngiliz medyası yeri yerinden oynatmış, uluslararası seyahat acentaları, New York ve Londra'ya Dracula turları düzenlemeye başlamışlardı..
Bizde Ankara Devlet Opera ve Balesi, her şeyi ama her şeyi ile muhteşem, her şeyi ama her şeyi ile "bizden" bir eser yaratıyor.. Türk medyasının umurunda değil. Türk medyasının haberi yok..
Bu medyaya "Yuh" demem, bu medyanın bir mensubu olmaktan utanmam da ne yaparım..
Ankara'da yaşayan gazeteciler,
Bu satırları okurken, bir, tek birinizin yüzü kızardı mı?.
Dracula'yı kaçınız seyretti?.
Bana bir mail, bir mesaj atar mısınız "Ben izledim, şu tarihte şurada yazdım" diye.. Ben de şahsınızdan, şahsen özür dileyerek bu köşede yayınlayayım.
Sakın ama sakın "Ben siyasi muhabirim.. Ben polis adliyeye bakarım. Ben spor muhabiriyim" palavralarını atmayın bana.. Gazetecilik at gözlüklü meslek değildir. Gazeteci her ama her şeyi izler.. Her ama her şeyi de yazar.. Hele böyle ülkesinin gururu olan konularda yazmak, haber vermek, ayrıca görevidir de..
Bu ülkede insanların, siyaset ve spor başta, birbirlerini yemek için yapmadıkları şeyin kalmadığı şu günlerde hele "Bakın bunlar da oluyor" diye güzellikleri, bu ülke imkanları ile bu ülkede yaratılan güzellikleri yazmak göreviniz değilse, ne işe yararsınız siz?.
***

Sevgili dostum, Sayın Müsteşarım,
Bu Dracula yurt dışında turneye çıkmalı.. Dünya çağdaş Türkiye'nin ne olduğunu, nerelere geldiğini ancak sanatla görür, sanatla anlar..
Bu dünya çapında performans, binlerce, milyonlarca lafa bedeldir. Bakanınızı ikna edin.. "İşte Türkiye 2014" dünyayı dolaşsın!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.