YAZARA MAİL GÖNDER Kim bu cennet vatanın..

YAZARLAR

Pazar günü sabahtan uykuda gördüklerim, yaşadıklarım bana bir şeyler anlatıyor gibiydi adeta..
Sabah kahvemle, gazeteleri yaydım önüme.. Bol gazete.. Bol ek.. Tembellik yapacağım..
İlk elime geçen Hürriyet Pazar oldu.. Kapakta Sezen Aksu'nun sözleri var..
"Birbirini anlamaya gerçekten niyetli, içinde şefkat barındıran, herkesi kucaklayan yepyeni bir vatandaşlık önerisiyle tanıştık geçen yıl. Sadece masallarda olduğunu sandığımız o dayanışma ve paylaşmaya tanık olduk. Bu ruhun kaybolması mümkün değil artık..."
Ne güzel tarif etmiş Sezen, içimdekini.. Herkesin içindekini..
"İçinde şefkat barındıran herkesi kucaklayan yepyeni bir vatandaşlık.."
Sadece masallarda değil, yıllar yıllar önce Nazım'da da vardı, bu hasret.. Hemen hatırladınız değil mi?:
"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim..."
Yıllarca bu özlemle yaşar, son yıllarda, sporundan siyasetine, bizden olmayan herkese "Öteki" muamelesi yaparak, damarımızda dolaşan kandan, aklımızdan geçen fikre dek her şeyi "Ayrılık" sebebi yaparak "Şefkat ve kucaklama"yı gerçekten masallar kadar ötelere atan bizler değil miyiz?..
Bu cennet vatanı, cehennem yapanlar..
Sayfaları çevirdim.. Son yıllarda okuduğum en güzel, en anlamlı yazıyı yazmış Yücel Sönmez..
Bu eşsiz ülkeyi, bu vatanı, benim vatanımı, bizim vatanımızı anlatmış.. "Şu anda görmeniz gereken 10 Doğa Harikası" diye.. Nasıl heyecanlandım okurken.. Hani masallarda ayağına çarığı giyer, eline asayı alır, yollara düşer ya kahramanlar.. Hemen fırlayasım geldi.. Hemen de hüzünlendim..
"Şu cennet vatanda aslında bugün bunları konuşmamız gerekirken, neler konuşuyoruz" diye..
Anlatıyor 10 harikayı Yücel.. Birincisi Maraş Çimen Dağı Uludere Tepesi. Binlerce uğur böceğinin buraya göç sezonu imiş.. Binlerce..
Çocukken yazın köyde bir ikisine rastlar, hemen avcumuzun içine koyar ve başlardık..
"Yolculuk varsa uç.. Yoksa uçma.."
O devirde seyahat o kadar zor ve o kadar uzakki biz çocuklardan..
Uğur böceğine biz Uç Uç böceği derdik. "Uç uç" diye yalvardığımızdan..
Uçunca da nasıl mutlu olurduk, yolculuk var diye..
Bir fotoğraf var, Maraş'tan..
Kayanın ucuna konmuş böceklerden kaya görünmüyor. Sarıkeçili göçü ikinci sırada. Her yıl bu aylarda Sarıkeçililer, kışlıkları Mersin civarından, yazlıkları Konya, Karaman yaylalarına göçerlermiş, develeriyle. Unesco'nun Somut Olmayan Kültürel Miras diye desteklediği bir yaşam tarzı bu. Kalkıp o göçü onlarla yaşamak var.. Fikret Ağabey (Otyam) gençliğinde ne röportajlarla anlatır, nasıl resimlerdi onları.. Leyleği havada görmek, gene seyahat müjdesiydi, bizim köyde.. Tek bacağı ile yerde, ya da çatıda duran leyleği gördük mü ilk, hüzünlenirdik. Leylekleri bu aylarda en iyi görebileceğimiz yer, Beyşehir Gölü Milli Parkı'ndaki Leylekler Vadisi imiş. Yavrularına uçmayı öğretirken hem de..
Dördüncü sıradaki harikayı, bu köşeyi izleyenler bilecek. Sevgili Nuray yazmıştı. İncikefali göçü.. Dünyada eşsiz bir olay bu. Van Gölü'nün sodalı suda yaşayan milyonlarca balığı, bu aylarda sodalı sudan tatlı suya göçmek için, göle akan ırmakların ağzından içeri, akıntının ters yönünde yüzmeye başlıyor. Bir doğa mucizesi, her yönüyle.. Bu yukarı yüzüş sırasında onları havada uçarken görmeniz mümkün..
Ani Harabeleri'nde pembe dans!.. Alasığırcıklar Van, Ağrı, Iğdır yörelerinde pembe karınları ile havada enfes danslar yapıyorlar. Amaç dişileri fethetmek tabii.. Bir taşla iki kuş.. Hem doğa, hem tarih..
İstanbul Boğazı da Yunusların Karadeniz'den Akdeniz'e göçüne sahne, yaz başında.. Tekneyle çıkarsanız, tekneyi izlemeyi sever Yunuslar, çifter çifter.
Acarlar Longoz'u yedi numarada.. Gazeteci, olarak kendimden utandım. Burnunum dibinde, Sakarya üzerinde. Longoz ırmağın getirdiği kum başta her türlü katı nesnenin bir set yaparak göl oluşturması ve bu gölde, hayvan ve bitkileriyle emsalsiz bir doğa sisteminin doğması.. Acarlar, nilüferler, su menekşeleri arasında sandal gezisi yaparken, üremek için oraya geçici yerleşen göçmen kuşları da seyretme imkanı yaratan bir cennet..
Karacabey'i biz çocukken "Hara" diye tanıdık. Okulla gittik, Bandırma'dan, gezdik.. Meğer orada devasa bir ıhlamur ormanı da var. Dünyanın en hoş kokusundan orman ve bu ormanda dolaşmak..
Karadeniz yaylalarının birini bilirim. Sunay (Akın) götürmüştü. Dünya cenneti Maçka Yaylaları.. Yücel, "Doğu Karadeniz'in en yüksek yaylalarına çıkın. Görmediğiniz renklerde çiçekler arasında, dişisine kur yapan Dağ Horozunun dansını seyre doyamazsınız" diyor..
Onuncu ve sonuncu sıraya Akbabaları koymuş. Kara, Kızıl, Küçük ve Sakallı türlerinin hepsini Bolu Dört Divan'da görmek mümkünmüş. Akbaba Gözlem Noktası varmış orda..
Yücel dostum.. Nerdeyse tam sayfa olmasına rağmen, yazına doyamadım.. Sen bu konuyu kitap yap, bana kalırsa.. Her mevsimin harikalarını derle, topla.. Kim bilir daha neler vardır?.
Gitmesek de, görmesek de, o cenneti tanıyalım, o cenneti bilelim. O cennetin bizim vatanımız olduğunu bilelim..
Belki o zaman, amipler gibi bölünmekten vaz- geçer, Tanrı'nın en cömert davrandığı ülkenin insanları olarak, Uzay Zamanı içinde topu topu "8 saniye" süren hayatımızı mutlu, neşeli, keyifli, coşkulu yaşamayı öğreniriz.
Akşam, bizim maç gurubundan yazlığa gitmeyenler televizyon başında toplandık.
Amerika ile maçımız var..
Yayın başladı. İki takım yana yana.. Milli Marşlar çalınıyor. Takımların arkasında boydan boya uzanan bir pano var.. Üzerinde "One Nation. One Team" yazıyor..
Yani..
"Bir millet!.. Bir takım!.."
Resmen 51 devletten, etnik olarak 127 ayrı millet, ırktan oluşan Amerika "Bir millet" oluyor..
Biz "Milli" demekten utanır, çekinir hale geldik.. "Millet" diyene "Faşist" diyorlar..
..Ve o 127 ayrı milletin insanları, tıklım tıklım doldurmuş tribünleri.. Herkes, ama herkes üç renk.. Mavi, kırmızı, beyaz.. Her yaştan.. Her cinsten.. Her türden insanlar.. Siyahı, sarısı.. Çekik gözlüsü..
Boş yer yok.. Ki, futbol, Amerika'nın sporu bile değil.. Ama madem orda "Milli Takım" var.. O zaman Millet de orda..
Ve Amerikan Milli Marşı başladı. Kamera tribünleri dolaşıyor.. Nasıl yürekten marşını söylüyor, "Bir Millet Bir Takım" için..
127 millet, 1 millet oluyor, olabiliyor yani, 200 senede.. Biz Anadolu'da bin yıldır beraberiz oysa..
Biz de olabiliriz o zaman..
"Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" olabiliriz..
Başıma yastığa nasıl hoş bir umutla koydum..
Pazartesi sabahı, her sabah olduğu gibi, otomatik ayarlı radyomdan gelen şarkı sesi ile uyandım..
"Sabret gönül bir gün olur
Bu hasret biter!..
Çekilen acılar canım
Gün olur geçer!.."
Biter canım, biter..
"Bu davet bizim!.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.