YAZARA MAİL GÖNDER Ekran başında bir hafta sonu..

YAZARLAR

Bir yanda Dünya Kupası, bir yanda Wimbledon derken, bir de Fransa Turu başlamaz mı?. Hafta sonunu ekran başında esir geçirdik desem yeridir.. Arada da, benim çok sevdiğim Snooker var, ilaveten..
Benim gibi, televizyon başında oturmayı sevmeyen adamın başına gelene bakın.. "Sen mi sevmezsin, al o zaman.."
Hem de bu güzel yaz günlerinde..
Hayatımda en yoğun televizyon izlediğim günlerin özetini söyleyeyim önce..
Bir damla bal için, çuvalla keçi boynuzu..
Dünya Kupası izlediklerimin en kötüsüydü..
Wimbledon'da tenisin nasıl gerilediğini bir kez daha gördüm..
Fransa Turu'nu konuşmak için erken.
İtalya Turu galibi Nibali, eskilerin yanına yeni bir heyecan koyabilirse ne ala..

***

Fransa Turu bu defa İngiltere'den başladı. İlk üç etap Ada'da koşuldu.
İngiliz kırsal alanın güzelliğini yakından bilirim zaten.. Hüseyin'le (Özer) çok dolaştık, ben yeşili sevdiğim için.
İngiliz halkının ilgisi de muhteşemdi.
Kilometreler boyu yol kenarları doluydu..
Hem de öyle doluydu ki, zaman zaman motosikletler, yarışçılara yol açmakta zorlandılar. Resmen trafik tıkandı. Koşu durdu hatta..
Bisikletin en renkli isimlerinden, Tur'da bugüne dek 25 etap kazanan Mark Cavendish'in, ilk etabın nefes kesen finişinde kendi hatası ile çarpışıp düşmesi ve omzunu kırarak yarış dışı kalması, Tur açısından da iyi olmadı.
Eurosport ekibi, Caner Eler başta, Tur'u çok iyi anlatıyorlar ama, Contador aşklarından vaz geçemiyorlar.
İkinci etabın bitmesine daha 20 kilometre kala, Contador bir ara öne geçince öyle bir bağırdılar ki, sanırsınız, Tur bitti, Contador kazandı. Etabı kazanan Nibali'ye onun yarısı kadar tezahürat yapmadılar.
Ekibin yıllar süren bu Contador aşkı, Eurosport'a yakışmıyor.
***

Tenis'te yıldız kalmamış..
Herkes herkesi yenecek durumda. O yüzden heyecan var ama, güzel tenis bir saatte 10 dakika ya var, ya yok..
Kadınlar finali 55 dakikada bitti iyi mi?. Karaborsadan bizim para ile binlerce lira ver, daha ısınamadan "Bitti" desinler..
Wimbledon final maçının iki sette bitmesi hadi bir derece de.. İkinci set, 6-0!.. Anlayın ne tenis oynanmış..
Kazanan, sakatlıktan dönen eski şampiyon Kvitova..
Kaybeden, yenilerden..
İlk maçlarını izlerken bayağı umutlandığım Kanadalı Bouchard.. Deneyimli ile aceminin maçı oldu tam.. Bouchard deneyim kazandıkça iyi olabilir..
Adı büyüklerin hepsi, başta Sharapova ve Williams kardeşler ilk turlarda elenip gittiler.. Serena Williams bu arada bir mini skandal yarattı..
Bu devirde ne kadar skandalsa artık..
Efendim, antrenöründen hamileymiş meğer!.
Tenisi Lig TV yayınladı. Futbol dışı bir sporu bu kadar özenle yayınladıkları için önce teşekkür.. Ama bu işe devam edeceklerse, gelecekte yorumcularını daha titiz seçsinler..
***

Dünya Kupası'nın laf ola oynanan üçüncülük mücadelesini saymazsanız 3 maçı kaldı.. Bugüne dek 60 maç izlediniz..
Söyleyin bir tane "Unutulmaz Maç", geçtik, "Unutulmaz Takım", onu da geçtik, "Unutulmaz Futbolcu" söyleyebilir misiniz?.
2014 Dünya Kupası tarihe, Suarez'in ısırığıyla geçiyor, anlayın gerisini..
İlle bir isim takmak gerekirse, "Kalecilerin ve hakemlerin kupası" diyebiliriz..
Takımlar o derece sıradan ki, kalecisi iyi olanlarla, hakemi arkalarına alanlar yürüdüler.. Hakemle gidenlerin başında ev sahibi Brezilya ve Arjantin var. Bu ikisi çeyrek final maçlarında alenen ve resmen himaye gördüler..
İzlerken spor adına utandığım anlar oldu..
Kaleciler pek çok maça imza attılar..
Turnuva o kadar isim ortaya çıkardı ki, bizim Muslera'nın adı bile geçmedi. Muslera gene çok kötü goller yedi.. Bir tezim var.. Her zaman "Kaleci değerlendirirken, kurtardıklarına değil, yediklerine bakın" derim..
İmkânsızı kurtaran iyi kaleci değildir.
İyi kaleci önce "Yenmeyecek golü yemeyen adam"dır.. Kurtarması sonra gelir.. Muslera'nın yediği gollere bakın..
Hem Galatasaray, hem Uruguay'da yediği gollere.. En az yarısı yenmez..
Hollanda kalecisi Cillesen, "İyi" kalecilerin başında geliyordu. Ama 120 dakikanın sonunda tarihe geçen, yedek kaleci Krul oldu..
Kaç gazetede ertesi gün "Krul kararıyla" başlığını okudunuz?.
Orijinal başlık bulma merakındaki şeflerimiz, herkesin aklına ilk geleni sadece kendilerinin düşünebildiğini sanmışlar o gece, her zamanki gibi..
Hollanda- Costa Rica, aslında iki takımın hocalarının maçı oldu.
Bir yanda hayatının, hatta herhangi bir teknik direktörün hayatının en büyük kararını alan Hollandalı Van Gaal.. Ötekinde, belki de sandığından kolay alacağı maçı, korkaklığı yüzünden penaltılara bıraktırmak uğruna, futbolu öldüren, Dünya Kupası'nın en iyi takımlarından birine anti futbol oynatan, yüz karası Pinto..
Pinto, takımına değil, kalecisi Navas'a güvenip futbolu öldüren bu kararı alırken, onun düşüncesini daha maç başlamadan okuyan Van Gaal da, rakibinin tam tersine, hayatının en yürekli kararı ile önlemini aldı.. Hollanda idmanlarını izleyenler, Krul'la penaltı çalışması yapıldığını gördüler.
Maç uzatmaya gidince Krul, yedek kulübesinden çıktı, yardımcı hoca ile kenarda çalışmaya başladı. Bu çalışmayı, yayıncı kuruluş da gösterdi üstelik.
Kaleci hocası kolları ile ani işaret yapıyor, Krul da o yöne fırlıyordu. Tabii, Dünya Kupası'nı olabilecek en zavallı ekiple izleyen TRT spiker ve yorumcularının olup bitenden haberleri bile yoktu.
Turnuvanın en iyi kalecilerinden biri Cillesen aslanlar gibi oyuna devam ederken, yedek Krul'un niye ısındığı sorusu akıllarına bile gelmedi.
Oyun penaltılara kaldı. Kurtaran, turnuvanın efsane kalecisi Navas değil, kupada o ana kadar bir dakika oyna- mayan ve son saniyede oyuna giren Krul oldu.
Şimdi sorun gene kendinize.. Penaltı atışları sonucu kazanan Costa Rica olsaydı, bugün Hollanda Hocası Van Gaal nerdeydi?.
Bir yanda korkak Pinto.. Öte yanda, kellesini koltuğunun altına alıp, o müthiş kararı veren Van Gaal?. Ki, Cillesen'le devam edip, penaltılarla kaybetse kimse ona hesap sormayacaktı.
Büyüklerle, sıradanları ayıran şey, sadece sporda değil, hayatta da "Riskleri göze almak"tır. Yani cesarettir. Yani yürektir!.
Van Gaal, Pinto'nun yüreksizliğini maçtan günler önce okumuş ve ona karşı, tarihin en yürekli taktiğini uygulama kararı almıştı.
Yolun açık olsun Van Gaal.. O "Çirkin" Robben'e rağmen, artık Hollanda'yı tutuyorum!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.